13 Aralık 2017 Çarşamba24 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:40Güneş 08:13Öğle 13:05İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 6°C Adana
    • 2°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • -1°C Ağrı
    • 1°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 7°C Antalya
    • -3°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 3°C Balıkesir
  • BIST: 109.050 -0.10
  • Altın: 153,876 0.39
  • Dolar: 3,8375 0.53
  • Euro: 4,5051 0.00

Dinin mensubu, dinin patronu...

Yusuf Ziya Cömert

İlk Hürriyet mi keşfetti onu? 80’ler... Ankara’da Demetevler’de oturuyoruz.

Evin salonuna Süleymaniye Camii’nin bir resmini asmıştım.

Bana rastlayan birkaç saçmalığı oraya iliştirdim, resmi pano gibi kullanarak...

Bunlardan biri, iki üç gün önce ahirete göçen Yaşar Nuri Öztürk’ün Hürriyet’te çıkan Misvak hakkındaki yazısıydı.

Yazının kenarında gepegenç bir Yaşar Nuri Öztürk fotoğrafı var.

Ona göre, ‘misvak, bir odun parçası.’ Onu ağza sokmakta bir fazilet olamaz.

Kaba ve saçmaydı.

Sonra ekranlardan, tatminkar konuşmalar. ‘Haşlak’ olmayan, özümsenmiş bir ilim.

Düzce’de, taksi durağında bir şoför, dinliyor, ekranda Yaşar Nuri.

Şoför diyor ki, Hemşinli aksanıyla, “Boyle adami televizyona çikarmazlardi. Adam hem Kuran okuyor, hem mana veriyor.”

Hoştur Karadenizlilerin ‘mana verme’ye yaptıkları vurgu.

Kur’ana ‘mana’ verebiliyordu Öztürk.

Ara sıra, kulakların alışık olmadığı şeyler söylüyordu.

Cuma namazının öncesinde ve sonrasında kılınan ‘Vaktin Sünneti’, ‘Zuhru Ahir’,‘Cuma’nın Sünneti...’ Hepsi Merhum Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalinde yazılıdır.

Bunlardan sadece Cuma’dan sonraki dört rekatlık sünnetin Cuma’ya ait olduğunu söylemişti de, epey gürültü çıkmıştı.

Bu gibi, Öztürk’e mal edilen bir çok... Ne diyeyim, ‘inovasyon’... Hepsi, klasik kitaplarda var olan içtihatlar, fetvalar veya bilgilerdi.

Öztürk, bunları çarpıcı bir şekilde söylüyor ve sözleri cahil cühela arasında bazen müspet, bazen menfi tesir yapıyordu.

Hoca, kitaplarının grafik işlerini Hasan Aycın’ın Piyer Loti Caddesi’ndeki ajansında yaptırıyordu. Çoğu kez oraya bizzat geliyordu.

Ben de o yıllarda Aycan Grafik’te çok vakit geçiriyordum.

Zaten, Kayıtlar’ın yükünü Hasan Abi çekiyordu. Hamallığını da ben yapıyordum. Yani oralardaydım.

Makul bir adamdı. Belki, orada, mü’min insanlarla bir arada bulunmak, Yaşar Nuri’yi daha makul yapıyordu.

Güzel günlerdi, 28 Şubat henüz patlak vermemişti.

Hoca, 28 Şubat’ta politik davrandı. Başörtüsü davasında muktedirlerin hoşuna gidecek şekilde konuştu.

Muktedirlerin hoşuna gidecek şekilde konuşmak mübarek Ramazan’ın sene içinde dolaştığı gibi, her tarafı dolaşır!

Ben, piyasayı bilirim. Bu fasit dairenin dışına çıkabilenlerin sayısı ‘sıfır’a çok yakındır.

Ya birdir, ya ikidir, ya üç. Dört derlerse, dördüncüsünü ben tanımıyorum.

Şunu bari deseydi: Size ne başörtüsünden? Farz, vacip veya kız keyfinden giyiyor, devlet ne karışıyor?

Bunu söylemek için, ilim sahibi olmaya gerek yoktu, vicdan, yeterdi.

Diyemedi.

Bir ‘Beni Ümeyye’ namazıdır tutturdu.

Müslümanların namazına böyle bir damga vurmaktan ne menfaati olabilirdi?

Cami cemaati nereden bilsin Beni Ümeyye’yi? Adam, temiz temiz, kendi namazını kılıyor?

Müslümanların hurafelerine çok saldırdı. Fakat, Kemalistlerin, ateistlerin hurafelerine veya putlarına bir şey demedi.

Yaşar Nuri Hoca’nın temel sorunu buydu.

CHP’de siyaset yapmak? Saçmaydı. Ama bundan imtina edemedi.

Sonra kendisi parti kurdu. Bunlar, hep ‘süper ego’sunun ona ettikleriydi.

Karşı mahallenin alakasına çok itibar etti. Adeta, kendisini onlara verdi.

Karşı mahalle de, onu, kendi işine yarayacak şekilde istimal etti. En son magazin malzemesi olarak, adeta tüketti.

Ölümünden sonra, genel bir sükunet vardı. Bir ara internette çok insafsız saldırılar gördüm. Acımasız. Çok yargılayıcı, çok mahkum edici.

Yarlıgamak, çok Türkçedir, bilirsiniz. Bağışlamak, mağfiret etmektir.

Fakat, bizim adamlar, ne kadar meraklı yargılamaya?

Biz ne kadar merhametsiz olduk?

Biz ne kadar, ‘dinin mensubu’ gibi değil de haşa ‘dinin patronu’ gibi davranıyoruz?

Düşünelim lütfen.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.