30 Mart 2017 Perşembe1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:16Güneş 06:44Öğle 13:16İkindi 16:46Akşam 19:34Yatsı 20:55
    • 13°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 5°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 13°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.270 -1.01
  • Altın: 146,921 -0.22
  • Dolar: 3,6543 0.18
  • Euro: 3,9297 -0.55

Bırak gevezeliği, belgeni göster!

Ahmet Kekeç

Bayram sabahı uygun bulmayabilirsiniz böyle bir yazıyı ama arkadaşlarımız “özel gün”, “dinî gün”, “millî gün” (ya da meşreplerine göre) “ulusal gün” tanımıyor. (Bu arada bayramınız kutlu olsun.)

Kendisine “gazeteci” süsü veren bir “mutemet”in (!) Avrupa cevelanından söz emek istiyorum.

Kim bu mutemet?

Elbette Can Dündar... Kim
olabilir ki.

Son iki haftadır Avrupa turundaymış.

Beş ülkede yedi kente gitmiş.

Diyor ki, “Tutukluluğumuz ve davamız süresinde gazetemizle dayanışma gösteren, ilgilenen, destekleyen gazetecilere, meslek kuruluşlarına, yetkililere teşekkür edip Türkiye’de medyanın, tutuklu meslektaşlarımızın, hukukun, demokrasinin son durumunu anlattım. Sırasıyla Brüksel, Berlin, Essen, Strasbourg, Paris, Londra ve Ischia’da gazetecilerle buluştum, yetkililerle konuştum.” (Gittiği bazı kentlerin ismini yanlış yazmış, sevabına ben düzelttim.)

Siz bu satırları, “Gittiğim yerlerde Türkiye’yi şikâyet ettim, duruma el koymalarını istedim” şeklinde okuyun.

Çünkü daha önce Merkel’e yazdığı mektupta, duruma el koymasını, yani Türkiye’ye “avantaj” sağlayacak bazı anaşlamalardan vazgeçmesini istemişti.

Bir de ricada bulunmuştu: “Sayın Merkel, ikide bir Türkiye’ye gelip bunların elini güçlendirmeyin. Madem geliyorsunuz, arada sıra da bizlerle de görüşün.”

Dündar’ın “bunlar” diye kodladığı kişiler, bu ülkenin seçimle gelmiş Cumhurbaşkanı ve Başbakanı. Bu arkadaş, gazeteci olduğunu iddia ediyor. “Casus” dediklerinde de bozuluyor. 

Devam edelim...

Gittiği yerlerde, büyük bir ilgiyle karşılaşmış... Demek istiyor ki, “Bir kahraman gibi ağırladılar.”

Burukluğunu da gizleyemiyor tabii...

Mektuplarını “yanıtsız” bırakan Merkel’e, açık desteğini göremediği Hollande’a, ülkesini Avrupa Birliği’nden ayırmak için referanduma giden Cameron’a kırgın. 

Nasıl ki Türkiye Erdoğan’dan ibaret değilse, koskoca Avrupa da bu üç liderden ibaret değilmiş. Çünkü “Avrupa” dediğimiz şey, büyük bir “insanlık ailesi”ymiş...

Kendisi de işte bu “büyük insanlık ailesi” tarafından ağırlanmış.

Öyle ya, yabancı düşmanlığını kronikleştirmiş büyük insanlık ailesi.

Farklı dinlere ve aidiyetlere göz açtırmayan büyük insanlık ailesi...

Türklerden, Boşnaklardan, Araplardan nefret eden büyük insanlık ailesi...

Sağcı ve faşist partilerin yükselmesine meydan veren büyük insanlık ailesi...

Kendi ürettiği değerlere ihanet etmiş büyük insanlık ailesi...

Recep Tayip Erdoğan düşmanı olduğunuzu söylediğinizde sonuna kadar açtıkları kapıyı, “Türk” ve “Müslüman” olduğunuzu öğrendiklerinde (yani ona uygun refleksler gösterdiğinizde) yüzünüze çarpan büyük insanlık ailesi.

Eğitimli ve seçme Suriyelileri himaye edeceğini söyleyen, bu sayıyı da en fazla 100’le sınırlı tutacağını söyleyen büyük insanlık ailesi.

Büyük insanlık ailesi içinde konuk edilmekten hoşnut Can Dündar, bir de oralardan meydan okuyor... “Casusluk yapıyorsun” diyenlere “Tehdit sökmez, belgeyle gelin” diyor.

İyi güzel de, arada sırada sen de belgeyle gelsen olmaz mı Can Dündar?

Türkiye’nin DAEŞ’e silah gönderdiğine dair onlarca haber yaptın. Türkiye üzerindeki “operasyonları” meşrulaştırdın. Bir anlamda “İhanet” suçu işledin.

Savcı sordu: “MİT TIR’larının DAEŞ’e silah götürdüğünü iddia ediyorsunuz. Bu konuda elinizde bir belge var mı?”

Cevap verdin: “Bu konuda elimde bir belge yok...”

Savcı tekrar sordu: “Peki, neye dayanarak böyle bir iddiada bulundunuz?”

Cevap verdin: “Duyumlarıma dayanarak...”

Duyumlarına dayanarak her melaneti işleyeceksin, vatandaşı olduğun ülkeyi “terör işbirlikçisi” göstereceksin, kuyruğu sıkıştırınca da “büyük insanlık ailesi” dediğin Avrupa’ya kaçıp yüreksizce meydan okuyacaksın.

Önce sen göster şu belgeni.

Görelim.

Sonra da, ne kıratta “gazeteciler” olduğunuza bakalım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.