19 Ocak 2017 Perşembe21 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:18Öğle 13:22İkindi 15:49Akşam 18:12Yatsı 19:37
    • 17°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 7°C Amasya
    • 1°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 10°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 82.352 -0.52
  • Altın: 148,034 0.66
  • Dolar: 3,8356 1.74
  • Euro: 4,0738 1.15

İtaat kültünde hukukun işi zor

Mehmet Ocaktan

Uzun süredir başkanlık sistemini ve parlamenter sistemi tartışıyoruz. Kimileri başkanlık sistemini neredeyse ‘otoriterlikle’ eş anlamlı görüyor ki, bu kesinlikle yanlış. Hiç tereddütsüz söylemek gerekirse başkanlık da, parlamenter sistem de demokrasinin içindedir.

Eğer sistem yarıştırmak gibi bir derdimiz yoksa evrensel hukuk normlarına ve demokratik değerlere dayalı bir başkanlık sistemi ya da parlamenter demokrasiyi sonuna kadar savunabiliriz.

Mesela şu anda Türkiye bütün eksikliklerine rağmen parlamenter sistemle yönetiliyor. Biliyoruz ki, kuvvetler ayrılığı ilkesi zedelendiğinde ya da demokrasinin ruhu kaybedildiğinde parlamenter sistem de pekala otoriter uygulamalara sapabilir. Yani bir parti parlamentoda çoğunluğu ele geçirip, hukuku da kontrol altına alarak rahatlıkla keyfi bir yönetim oluşturabilir.

Bütün bu tartışmaların daha sağlıklı bir zeminde yapılabilmesi için öncelikle bir tespiti yapmakta yarar var; maalesef günümüzde Türkiye’nin ve genel anlamda İslam toplumlarının temel problemi hukuksuzluktur.

Eğer evrensel hukuk normlarını esas alan sağlam bir hukuki temel oluşturamazsak, ister tercihimizi mevcut parlamenter sistemden yana yapalım, isterse başkanlık sistemine geçelim asla toplumun adalet duygusunu tatmin edemeyiz.

***

Aslında klasik çağda Osmanlı yargı sistemi Batı Avrupa hukuk sistemlerine göre bariz bir üstünlüğe sahipti. Ancak Avrupa’da kapitalizmin merkantilizim aşamasının sermaye birikimini hızlandırmasıyla birlikte hukuk anlamında hızlı değişimler yaşanmış ve ne yazık ki bu süreçte Osmanlı’da çağın sorunlarına cevap verebilecek bir hukuki nizam tesis edilememiştir.

Belki de bu aşamada esas yapılması gereken, ulemanın İslami kaynakları yeniden yorumlayarak ekonomik ve siyasal sorunların çözümü için modern bir hukuk sistemi oluşturmalarıydı. Ancak özellikle Avrupa’daki ekonomik ve hukuksal devrimler zamanında okunamadığı için, giderek Osmanlı dünya ile yarışta geride kalmıştır.

İşte bu yüzden de İslam dünyasının hukukla sınavı ta dört halife döneminin bitiminden bu yana maalesef pek parlak olmamıştır. Hukuki bir geleneğin oluşması açısından dört halife döneminde pırıltılı örnekler ortaya konulmuş olmasına rağmen, Hulefa-i Raşidin dönemine nokta konulmasının ardındanMuaviye ile birlikte baskı ve istibdadın hüküm sürdüğü yeni bir dönem başlamıştır.

Eğer İslam’ın dört halife dönemindeki uygulamalar ya da hukuki öz yeterince içselleştirilebilseydi belki bugün daha farklı bir noktada olabilirdik.

***

Mesela biat müessesesi... Biliyoruz ki Peygamberimizin vefatından sonra iş başına gelen dört halife döneminde hiçbir şekilde kayıtsız şartsız bir ‘biat’ söz konusu değildir. Iraklı bir entelektüel olan Ahmet El Katip ‘Demokratik Hilafete Doğru’ kitabında bu konuda diyor ki: “Biat, kendi yerine belli görevleri yerine getirmek üzere halkın/ümmetin halifelere verdikleri vekalet olunca; halkın onlara gösterdiği saygı ve itaat göreceli, şeriatın sınırları ve halkın yararları ile bağlı olacaktır. Dolayısıyla İslam öncesi ve sonrasında hüküm süren kraliyet rejimlerindeki gibi kayıtsız ve mutlak itaat söz konusu değildir.”

Bugün de çokça tartışılan itaat kültürünün sınırlarını ve devleti yönetenlerindenetlenebilirlik ölçüsünü belirlemek açısından Hz. Ömer bir gün minberde konuşurken yaşanan şu olay son derece önemlidir: “Ey insanlar dinleyin dediğinde Selman ayağa kalktı ve ‘Seni dinlemeyiz, bize bir elbise dağıttın kendin iki parça giyiyorsun’ diyerek itiraz etti. Halife ‘Acele karar verme ey Abdullah’ dedikten sonra oğlu Abdullah’a seslendi: ‘Ey Abdullah Allah için söyle, altına giydiğim izar senin hakkın olan değil midir?’ Oğlu, ‘evet’ deyince Hz. Selman tekrar konuştu: Şimdi söyle dinliyoruz.”

***

Görüldüğü gibi İslami gelenekte de, modern demokrasilerde de halkın reyi ile iktidara gelen yönetimlere, liderlere mutlak itaat asla söz konusu değildir. Özellikle dört halife dönemi dikkatle incelendiğinde halkın hiçbir baskıya maruz kalmadan halifelerden bile hesap sorabildiği rahatlıkla görülecektir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.