14 Aralık 2017 Perşembe26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:41Güneş 08:14Öğle 13:06İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:11
    • 19°C Adana
    • 15°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 3°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 109.605 1.34
  • Altın: 156,690 1.82
  • Dolar: 3,8779 1.18
  • Euro: 4,5897 1.83

Darbenin dış borç ayağı

İbrahim Kahveci

İki gün önce “Tehlike nerelerde!” başlıklı yazımda terörist darbe kalkışması sonrasında ekonomik riske dikkat çekmeye çalıştım. “Eğer bu darbe dışarıdan destekli ise; “ki Cumhurbaşkanımız Sn Recep Tayip Erdoğan’da bu yönde görüş bildirdi” iş sadece askeri hamle ile bitmez” dedim. Yeni tehlikeli alanın ekonomide oluşmasını bekliyordum.

Bir gün geçmeden kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türkiye’nin kredi notunu düşürdüğünü açıkladı. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Sn Mehmet Şimşek Moody’s ile görüştüğünü açıklayarak “Onlar hemen karar vermedi, bizi izleyeceklerini açıkladılar” dedi. Oysa S&P kimseye bir şey sormadan, bilgi almadan kredi notunu indiriverdi.

S&P, kredi notunu düşürürken “Darbe girişimi ile artan belirsizlik Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı ve sermaye akışını kısıtlayabilir” şeklinde gerekçelendirdi. Dün sabah Mehmet Şimşek katıldığı bir TV programında işte bu noktaya dikkat çekerek, Türkiye’nin bir yılda çevirmesi gereken dış borç miktarının 170 milyar dolar olduğunu açıkladı.

Bazı ekonomi STK’ları ve ekonomi yönetimindeki etkin kişiler, S&P’nin bu adımını darbenin devamı olarak yorumladı.

***

Şimdi gelelim ikinci aşamaya.

05 Mayıs 2015 günü Karar.Com sitesinde çok geniş bir borç çalışması yayınladım. Çalışmanın tam başlığı “Türkiye’nin borç haritası: İçte azalıyor dışta artıyor” şeklindeydi.

O tarihteki veriler ile şu noktalara değindim:

Türkiye’nin brüt dış borcu 2005 yılından 2015 yılına 170.733 milyar dolardan 402.415 milyar dolara yükseldi. Aynı tarihte kısa vadeli dış borçlar ise 38.914 milyar dolardan 132.957 milyar dolara yükselmişti. 

Özel sektörün dış borcu ise 84.896 milyar dolardan 282.235 milyar dolara artarak asıl tehlikenin burada olduğunu belirtmiştim.

2005 yılında Uluslararası Yatırım Pozisyonu açığı -174.539 milyar dolar iken -402.143 milyar dolara çıkmıştı. Reel kesimin döviz açık pozisyonu ise -21.687 milyar dolardan -180.856 milyar dolara yükselmişti.

Yani sorunumuz: İç borç değil, dış borçtu. Dış borçta ise sorun kamuda (devlette) değil, özel sektördeydi. Özel sektörde ise en büyük pozisyon açığı reel kesimdeydi.

***

İşte bu yazıyı yazdığımda ve devamında bu soruna yıllardır her değindiğimde inanılmaz dirençle karşılaşmıştım. Tıpkı diğer sorunları dile getirdiğimde yaşadığımız inkar dirençleri gibi...

İnandığım değerler bana ülkenin bir sorunu olduğunda, hatta daha sorun oluşmaya başladığında, sorunun oluşmaması için elimden gelen gayreti göstermem gerektiğini söylüyor. Ve benim de yapabileceğim en önemli iş YAZMAK. Ve yıllardır genel olarak sorunları yazıyorum.

Maalesef bugün geldiğimiz nokta 2015 yılından da biraz daha ileri gitti. Hem dış borç miktarı arttı hem de dolar bazında GSYH gerilediği için dış borç oranları da fiktif olarak arttı.

Demek ki, dış borçlar sadece özel sektörün olmuyormuş.

Demek ki, özel sektör dış borcunu ödeyemeyince ülke ekonomisi için de sorun oluşturabiliyormuş.

Ama keşke bunları bugün tartışmak yerine önceki yıllarda uyarıda bulunanlar dikkate alınıp önlem alınsaydı.

Diyeceksiniz ki S&P notu yine düşürmeyecek miydi? Elbette düşürecekti ama bu sorun olmayacaktı.

Bugün “ben demiştim” noktasında olmak için bunları yazmadım. Sn Cumhurbaşkanı ve Mehmet Şimşek’in açıklamalarına göre dış kaynak bağımlılığında “tasarruf artırıcı” önlemlerin kullanılacağı anlaşılıyor.

İşte bu noktaya şerh düşmek durumundayım: Bu yol ekonomide tüketimi ve canlılığı sınırlayıcı etkiler oluşturabilir. Oysa bizim derhal yeni bir ekonomi programı yazarak başta Maliye Politikasını ve ardından finansmana erişimde Para Politikasını (Bankacılık düzeni) ve ardından Sermaye Piyasası düzenini yeni baştan ele almamız gerekiyor. Hatta kamu ihale sistemi ve kamu yatırım oranı ile bütçe disiplini yerine, yatırım disiplini gibi çok geniş bir yelpazede sorunu çözmemiz gerekiyor. Ekonomiyi kısarak değil, daha da canlandırıp, daha çok üretim ve ihracat yaparak büyütebiliriz. Bizde bu güç ve bilgi birikimi var.

Lütfen kendimize güvenelim ve tüketimi kısarak- tasarrufla değil, üretimi ve ihracatı artırarak sorunları çözmeye çalışalım. Bunun için de IMF-Derviş Programını Allah cc rızası için artık bitirelim.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.