28 Temmuz 2017 Cuma4 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:01Güneş 05:49Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:33Yatsı 22:12
    • 28°C Adana
    • 28°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 25°C Amasya
    • 26°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 108.392 1.11
  • Altın: 143,183 -0.13
  • Dolar: 3,5328 -0.58
  • Euro: 4,1224 -0.21

ABD, Güleni iade etse de ilişkiler gözden geçirilmeli

Abdulkadir Özkan

DARBE girişiminin oluşturduğu toplumsal travma giderek etkisini artırırken, tüm devlet kurumlarında sürdürülen tasfiyeler devam ediyor ve ister istemez bazı tereddütleri de gündeme getiriyor. Toplumun böyle bir şok ve travma yaşamasına sebep olan darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğu da giderek kesinleşiyor. Böyle olunca bundan sonra ABD Gülen’i teslim etse bile bu ülke ile ilişkilerimizin gözden geçirilmesi, artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağının gösterilmesi gerekiyor.

Bu tespitin ardından üzerinde durmak istediğim esas konuya geçmek istiyorum. Olağanüstü dönemlerde bir takım asılsız ihbarlar yöneticilerin yanlış yapmasında etkili olabiliyor. Bunu 12 Eylül 1980 darbesinin ardından bir süre misafir edildiğim Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde bir kişiden dinlediklerimi aktararak örneklendirmek istiyorum.

12 Eylül 1980’de, ben de Aralık ayında Irak-İran arasındaki çatışmaları yerinde görmek için hava ulaşımı olmadığı için karayolu ile yaklaşık 10 gazeteci ile birlikte Irak’a gitmiştim. Yolda küçük çantamın içindekilerle birlikte çalındı. Bir gümrük görevlisinden şüphelendik ama şikâyetçi olmadık. Çünkü böyle bir şikâyet gümrük görevlisinin kellesinin gitmesine sebep olabilirdi. Bağdat’a indiğimde pasaport dâhil gerekli her şeyim gitmişti. Bağdat’ta elçiliğimize giderek Irak devletinin davetlisi olarak geldiğimizi kanıtlayarak geçici pasaport talep ettik, elçiliğimizde bize 20 günlük bir pasaport verdi. Dönüşümde geçici pasaportu yenilemek için emniyete müracaat etmemiz ilgililerde yurt dışına kaçacak şüphesi uyandırmış olacak ki hakkımda yakalama talimatı verilmiş, bunun sonucu olarak evimize bir polis timi gelerek bizi sormuş, evden de işte olduğum söylenince akşam evimizin yakınındaki karakola gelmem tembih edilmiş. Eve geldiğimde eşim ve gelinim panik halindeydiler. Çünkü gelen polis timinin bir kaçının elinde uzun namlulu silahları görünce korkmuşlar. Her ne ise durumu bana anlattıklarında o zaman imam hatip ortaokulunda okuyan şimdi doktor olan küçük oğlumu yanıma alarak karakola gittik. Çok geçmeden bir sivil polis ismimi yüksek sesle söyleyince beklediğimiz için ayağa kalkarak yanına gittik. Polis memuru emniyete gideceğimizi, mahallemde kelepçe takmak istemediğini, koluna girmemi istedi. Oğluma merak etmemelerini, telaşlanmamalarını tembih ederek ismini verdiğim arkadaşlarımı arayarak emniyet müdürlüğüne götürüldüğümü söylemelerini tembihledim.

Emniyete vardığımızda bir odaya girdik orada bazı işlemler yapıldıktan sonra nezarethanenin bulunduğu kata çıkardılar. Üzerimizdeki bazı eşyalar alınarak içeriye soktular. Nezarethane kalabalıktı. Kendimiz geldikçe etrafımızdakilerle çok kısa konuşmalar yapmaya başladık. Elbette ilk söze başlayanlar nezarethanenin kıdemlileri oluyor, ’Geçmiş olsun’ temennisinde bulunuyorlardı. Bu temenni insanların birbirlerine yaklaşmasını sağlıyordu.

Derdim 35 yıl önce yaşadıklarımı aktarmak değil. Yazımın başında dikkat çekmeye çalıştığım hususu örneklendirmek istiyorum. Her ne ise 3 gün kaldığım nezarethanede bir tutuklunun anlattıklarının izleri hafızamdan aradan geçen 35 yıla rağmen hiç silinmedi.

Anlatan kişi darbe sırasında bir lisede hizmetli olarak görev yapıyormuş. Darbenin üzerinden bir ay geçtikten sonra evine polis baskın yapmış. Baskında silahını vermesini istemişler. Bir tabancası varmış, çıkarmış vermiş. Ancak ihbar edenler tabancanın yanında bir uzun namlulu silahı daha olduğunu yazmışlar. Böyle olunca tabancayı vermesi yetmemiş, getirip nezarete atmışlar. Bir ayı geçkin bir süreden beri orada olduğunu, ısrarlı bir şekilde ihbar mektubunda sözü edilen silahı sorduklarını belirtiyordu. Geçen süre içinde yaşadıkları ayrı bir konu.

Bu tutuklu, “Eşime haber gönderebilme, eşimin de uzun namlulu bir silah alabilecek imkânı olsa böyle bir silah temin ettirip belli bir yere gömdürerek kendimi ihbar ederdim. Çünkü silah bulundurmanın cezası ne ise hapiste çekerim ama buradan da kurtulurum” diyerek derdini anlatıyordu. Bu misali böyle dönemlerde istenmese de bir takım asılsız ihbarlarla pek çok insanın canı yanabilmekte olduğunu belirtmek için aktardım. Bugün asılsız ihbarların sahipleri hedef şaşırtmak için darbe girişimcilerin yandaşları da olabilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.