18 Ekim 2017 Çarşamba28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 15°C Adana
    • 17°C Adıyaman
    • 1°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 1°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 10°C Aydın
    • 5°C Balıkesir
  • BIST: 106.991 0.49
  • Altın: 151,481 -0.24
  • Dolar: 3,6762 0.88
  • Euro: 4,3196 0.38

Sen yüzkarasını paşalarına sor!

Ahmet Kekeç

Ben bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun samimiyetine hiç inanmadım... Ağzından çıkan hiçbir sözü değerli ve kayda değer bulmadım.

Evet, “Yenikapı ruhu”, “uzlaşma”, “diyalog”, “güven esasına dayalı yeni siyaset”, hepsi hoş da, bunlar lafta kalan sözler ve temennilerdi.

Kemal Bey, bir fırsatını bulup, özüne dönecekti.

Nitekim döndü.

Özü ona, “Her zaman uzlaşıyormuş gibi yap, nizadan uzak dur ama bildiğini oku” diyordu.

Bütün siyasetini geçimsizlik ve boş laf üzerine kurmuş biri nasıl nizadan uzak durabilirdi?

Durmadı.

Çünkü rahatlık battı.

Beştepe’de ağırlanmak, Cumhurbaşkanı’yla oturup laf çevirmek, alkışlamaya hazır milyonların karşısına çıkıp lüzumsuz “laiklik mesajları” vermek ve sözü dinlenir bir adam yerine konulmak gururunu okşamıştı, keyiften ağzı bir karış açık dolaşıyordu ama özüne aykırı davranmak da huzursuz ediyordu.

Herhalde, “Ne yapıyorsun sen? Bu uzlaşma işini abartırsan, rakiplerinin elini güçlendirirsin, meşruiyetlerini artırırsın. Arada sırada laf çak, eski başıbozuk muhalefet günlerinde olduğu gibi anayasayı filan hatırlat” dediler.

Öyle yaptı. Ne anlama geldiğini bilmeden “anayasa” filan demeye başladı.

Beştepe’eki tören anayasaya aykırıymış. Cumhurbaşkanı salona girerken, yargıçların ayağa kalkması teamül dışıymış. Çünkü bu hareket, “yargının bağımsızlığını ihlal” anlamına geliyormuş. Manzara tam manasıyla yüzkarasıymış.

Kemal Bey steril bir yargı geçmişinden geldiğimizi zannediyor.

Savcılar, 28 Şubat sürecinde “brifing” almak üzere Genelkurmay karargahına koştuğunda, Kemal Bey’in partisi (ve bu partide görev alan arkadaşlar) pek memnundu... Kimse bu manzarayı utanç verici bulmadı, “yüzkarası” filan demedi. Hele, brifingci paşalar salona girdiğinde savcıların ayağa kalkıp alkışlaması süper anayasal bir davranıştı.

Savcıları kıskanan hâkimlerin, topluca Genelkurmay karargâhına gidip “Paşam, bize de brifing verir misiniz? Bize de laikliği anlatır mısınız?” diye ricada bulunması, hem hukuk devletinin, hem de yargı bağımsızlığının güvencesiydi.

Kemal Bey’in partisi bunu hep yaptı.

Hep alkışçıları alkışladı.

Hayır, kendisi alkışlayamadı. Buna fırsat bulamadı. Siyasi ikbal kovalayan bir yüksek bürokrat olarak, iki tarafı da alkışlayan CHP’yi alkışladı.

Hülasa, Kemal Bey “yüzkarası” arıyorsa, brifingci paşalarına baksın.

O paşalara “rica heyetleri” gönderen bağımsız yargıçlara baksın.

Daha da önemlisi, selefine baksın.

Selefi Deniz Baykal, 28 Şubat darbesini değerlendirirken şöyle diyordu: “Önemli bir baskı grubu olan ordu, 28 Şubat sürecinde sivil kamuoyunun oluşmasına katkı sağlamıştır.”

Bundan daha yüzkarası ne olabilir?

Merak etmeyin. FETÖ darbesi başarılı olsaydı, aynı Kemal Bey, uzlaşmayı bu kez darbeci saflarda arayacaktı.

Bundan zerre kuşkum yok. 

HAMİŞ:

Binbir surat Müçteba şiir okuyor. Fetullah ağlıyor.

Fetullah’ın ağladığını gören taraftarları çığlık atıyor. Müçteba ağlıyor.

Karşılıklı “ağlaşma ve dövünme seremonisi”nden sonra Fetullah ayağa kalkıyor, ağlatan şiirin müellifi ve seslendiricisi Müçteba’yı alnından öpüyor.

Bu kez bütün salon ağlıyor.

Bu Müçteba solcuymuş. DSİP saflarında görülürmüş.

Ben görmedim. DSİP’li bir arkadaştan methini duydum. Ergen dönemlerimizin “Yetmez ama evet” kampanyasında başı çekiyordu. DSİP’li arkadaş, “Gördüğün gibi, kısmi anayasa değişikliğine sosyalist kesim de destek veriyor” demişti. Herhalde Müçteba’nın sosyalist olduğunu sanıyordu.

Müçteba FETÖ’den gözaltına alınınca, diğer iki arkadaş için endişelenmeye başladım.

İkisi de “FETÖ’cü değilmiş gibi” yapıyor.

Biri, MİT TIR’larına ait yasak görüntüleri Can Dündar’a götürmekle suçlanan bir CHP milletvekili...

Diğeri, “İrancı” ayağından gelip, operasyonel amaçlarla kurulmuş FETÖ gazetesinin genel yayın yönetmenliğine kurulan bir gazeteci. İlginçtir, o da bir CHP milletvekili.

Binbir surat Müçteba’dan sonra, binbir surat Enis ve binbir surat Eren mi?

Olabilir mi?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.