17 Ekim 2017 Salı27 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:45Güneş 07:11Öğle 12:57İkindi 15:57Akşam 18:29Yatsı 19:49
    • 18°C Adana
    • 17°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 106.991 0.49
  • Altın: 151,930 0.06
  • Dolar: 3,6762 0.88
  • Euro: 4,3196 0.38

FETÖ çetesinin en etkili panzehiri hukuk

Mehmet Ocaktan

Genellikle yaşadığımız kritik süreçlerden, devletin başına gelen felaketlerden sonra “Acaba hangi yanlışlar sonucu bugünlere geldik?” sorularıyla yaşananları sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte kritik eder, bir yol bulmaya çalışırız.

15 Temmuz’da FETÖ felaketiyle sarsıldığımızda gördük ki, devlet devlet olma vasfını büyük ölçüde kaybettiği için ağzı dualı münafık virüslerin devlet içindeki şeytani örgütlenmesine bir bakıma müsamaha etmiş ya da göz yummuş.

Şimdi, ‘fiili anlamda yürütülen temizlik operasyonları dışında neler yapmalıyız ki bir daha benzer felaketleri yaşamayalım’ noktasındayız. Galiba bunun için öncelikle bütün bir devlet aygıtının açık, şeffaf, denetlenebilir ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir devlet mimarisini tesis etmek gerekiyor. Son yıllarda edindiğimiz acı tecrübeler gösterdi ki demokrasiye ve millet iradesine karşı yapılan bütün kalkışmalar  ve 15 Temmuz ihanetiyle mücadelenin bir tek yolu var, hukuk... Yani FETÖ çetesinin en etkili panzehiri sadece hukuk...

Biliyoruz ki bütün demokratik hukuk toplumlarında, cemaat ya da tarikat gibi yapıların devletin hiyerarşik yapısı dışına taşan ayrı bir örgütlenme içinde olmasına asla izin verilemez.

Zira cemaat ve tarikatların asli görevleri sivil alanda bir bakıma gönül eğitimi vermektir. Bu hasletleri dolayısıyla da toplumda çok önemli bir fonksiyon icra etmektedirler. Ama devletin içine sızarak ve de gizli örgütlenmeler oluşturarak devlete ortak olmak gibi bir iddiaları da, görevleri de olamaz.

15 Temmuz’daki vahşi darbe girişiminden sonra üç aşağı beş yukarı nelerin olmaması gerektiğini artık biliyoruz. Peki devleti yeniden yapılandırmak için neler yapmalıyız? Bunun için de Amerika’yı yeniden keşfetmeye filan gerek yok. Bu noktada modern toplumlardaki ‘işleyen demokrasi’ esasları çok önemli bir tecrübe oluşturuyor. Şu ana kadar hukuki nizam anlamında sağlıklı temellere dayanan demokrasilerde, cemaatlerin, tarikatların devletin içine sızarak paralel bir devlet yapısı oluşturdukları bir tek bile örnek yok. Ayrıca Türkiye’nin medeniyet havuzunda Osmanlı gibi çok zengin bir devlet tecrübesi var. Osmanlı’nın kuruluş harcında hukuk alimlerinin, fakihlerin, bilginlerin, Şeyh Edebali gibi manevi mimarların çok önemli görevler üstlendiğini ve devleti adeta bir nakış gibi işlediklerini unutmayalım.

Yakında kaybettiğimiz büyük tarihçimiz Halil İnalcık “Osmanlı tarihinde İslamiyet ve devlet” adlı eserinde Osmanlı’nın kuruluşunda fakıların, Sünni İslam hukukunu bilen alimlerin çok önemli rol oynadığına dikkat çeker.

İnalcık’ın bu konudaki şu ifadeleri son derece dikkat çekici: “Daha Osman Gazi zamanında İslam hukukunu bilen kişilerle devlet kuran bey arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Beyliği teşkilatlandırma, dini-sosyal hayatı düzenleme bakımından bu fakılar önemli bir rol oynamışlardır. Din adamlarının ilk dönemlerde devletin örgütlenmesinde beylere danışmanlık yapmış olmaları, ilk vezirlerin de onlar arasından seçilmiş olması olayı açıklar (ilk vezirlerden Sinanüddin Yusuf kuşkusuz ulemadandır). Çandarlı Kara Halil, ulema kökenli vezirlerin en ünlüsüdür.”

Halil İnalcık Hoca ayrıca, Osmanlı’nın kuruluşundaki ilmi yapılanma ile ilgili olarak da çok çarpıcı bir tarihi bilgiye dikkat çekiyor: “Orhan’ın 1331’de İznik’te ilk medresesine İbn al-Arabi’yi benimsemiş bir alimi, Davud-i Kayseri’yi getirmiş olması önemlidir.”

Bütün bunları, şimdi devletin başına böyle bir bela geldi, dolayısıyla dönüp Osmanlı’yı bugüne taşıyalım anlamında söylemiyorum elbette. Önemli olan Osmanlı tecrübesinin bugün bize ne söylediğidir.

Hangi şartlarda ne tür zorluklar ve belalarla mücadele ediyor olursak olalım, devletteki bütün restorasyonları da, yeniden yapılanmaları da önce hukuki temellere dayandırmak zorundayız. Bunun için de başvurulacak öncelikli adres hukuk alimleridir. Ve tabii ki Osmanlı örneğinde olduğu gibi devletin kalite standartlarını yükseltebilmek için çok boyutlu ilmi çalışmalardan felsefeye, hukuktan sanat ve kültüre kadar her alanda bir derinlik ve kalite seferberliği başlatmak...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.