26 Eylül 2017 Salı6 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:23Güneş 06:48Öğle 13:03İkindi 16:22Akşam 19:04Yatsı 20:23
    • 30°C Adana
    • 33°C Adıyaman
    • 23°C Afyon
    • 24°C Ağrı
    • 23°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 26°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 29°C Balıkesir
  • BIST: 103.490 1.19
  • Altın: 148,486 -0.72
  • Dolar: 3,5492 0.02
  • Euro: 4,1831 -0.48

ABD, PKK destekçiliğini gizlemeye gerek duymuyor

Abdulkadir Özkan

BİR bayramı daha geçici ateşkes hariç iyi yönde bir gelişme söz konusu olmadan geride bıraktık. Geçici ateşkesin Cerablus sokaklarında neşe içinde oynayan Suriyeli çocukların görüntüsü tek tesellimiz oldu. Bunun dışında ülkemize yönelik düşman cephesi yine bildiğini okuyor. Özellikle Irak ve Suriye’de yıllardan beri faaliyet gösteren terör örgütlerine ABD ve yandaşlarının, daha doğrusu Haçlı ittifakının desteği aynen sürüyor. Ateşkes şartları arasında bile PKK-PYD terör örgütlerini koruyucu, hatta milyonlarca insanın ülkelerini terk etmek zorunda kalışının ve yüzbinlerle ifade edilen insanın hayatını kaybetmesinin birinci dereceden sorumlusu Esat’ı bile koruyucu maddeler bulunuyor. Böylesine bir ateşkesin ne kadar kalıcı olabileceği bile sömürgecilerin insafına bağlı. Ateşkesin terör örgütlerinin nefes almasına hizmet etmesi ve yeni silahlarla takviye edilmesi bile sürpriz olmayacaktır. Bu arada Suriye’deki çatışmalardan en çok etkilenen milyonlarca insanı barındırmak durumda kalan Türkiye’nin ateşkes masasında yer almamış olması ayrı bir konudur. Sınırımızda yaşanan çatışmalarla ilgili geçici ateşkesin şartlarını 10 binlerce kilometrelerce uzaktan gelen ABD ve Rusya belirlerken, Türkiye’nin o masada bulunmayışını iyi değerlendirmek durumundayız. Kaldı ki, ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass’ın 28 belediyeye kayyum atanmasından ‘endişe’ duyduklarını, en kısa zamanda buralarda seçim yapılarak halkın seçtiklerinin göreve gelmesini beklediklerini söylemesi de gösterdi ki, başta PKK ve PYD olmak üzere bölgemizde faaliyet gösteren terör örgütlerinin koruyucu ve kollayıcısı ABD’dir ve bunu gizlemeye bile gerek duymuyorlar.

Bass’ın bu açıklamasına gereken tepki verildi. Hatta MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Amerikan elçisi haddini bilsin. Türkiye ABD’nin 53. Eyaleti değildir. Türkiye gururlu ve bağımsız bir devlettir” derken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Büyükelçiliğini adam gibi yapsın” diyerek söylenmesi gerekeni söylemiştir. Bass’a verilen tepki bunlardan da ibaret değildir, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım da benzer tepkiler vermişlerdir. Yani, söz planında söylenmesi gereken söylenmiştir. Ancak, muhataplarımızın sözden anlamadığını da biliyoruz. Çünkü, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından sergilenen tavırlar, ısrarlı bir şekilde PYD’yi terör örgütü olarak görmedikleri açıklamaları da gösteriyor ki, başta ABD olmak üzere Haçlı ittifakı Türkiye’yi değil terör örgütlerini tutuyor ve destekliyorlar. Bu tavırlarını da Türkiye’nin tüm açıklamalarına ve isteklerine rağmen sürdürüyorlar. Kısacası laftan anlamıyorlar. O zaman bunlarla ilişkilerimizi bu şartlar altında sürdürmenin hep aleyhimize olduğunu görmek ve farklı bir tavır sergilememiz gerekiyor. Laftan anlamayanlara karşı hâlâ onların lafla istediğimiz çizgiye gelebileceklerini sanmak kendimizi kandırmaktan öte bir anlam ifade etmez.

Türkiye’de bir darbe girişimi oluyor, darbeciler yüzlerce kişiyi katlediyor ve bunların liderinin iade edilmesi istendiğinde belge verin deniliyor. Çuvallar dolusu belge gönderiliyor ama bu defada incelediklerini söylüyorlar. Bunun anlamı darbenin arkasındaki ülkenin ABD olduğudur. Böyle olunca darbe destekçisinden bir darbecinin iade edilmesini istemek gibi bir durum ortaya çıkıyor. Terör örgütleri ve darbecilerin destekçileri sözden de anlamıyorsa o zaman lafı yalama etmenin anlamı yok. Lafın dışında ne yapılabilecekse o planın devreye sokulması gerekiyor. Sözden öte yapılabilecek bir şey kalmamış ise, söylenen sözlerin ABD ya da yandaşlarına değil içeriye dönük, tansiyon düşürme amaçlı olduğu anlaşılır. Bunun benzer örneklerini geçmişte de yaşadık. İsrail’e rest çektik, çocuk katili olduklarını söyledik –ki söylenen doğruydu- ama aynı katillerle oturup anlaşma imzaladık. Hem de onların istedikleri çerçevede. Öyle ise Haçlı ittifakı mensupları istedikleri gibi hareket edecekler, biz onları eleştireceğiz ama netice değişmeyecek demektir. Bu noktada sözün anlamını yitirmesi gibi bir tehlike söz konusudur ki, buna meydan vermek gerekir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.