27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 33°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 28°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 31°C Amasya
    • 30°C Ankara
    • 30°C Antalya
    • 28°C Artvin
    • 30°C Aydın
    • 28°C Balıkesir
  • BIST: 108.352 1.07
  • Altın: 143,327 -0.03
  • Dolar: 3,5324 -0.59
  • Euro: 4,1408 0.23

Lozan savaşı

Ahmet Taşgetiren

"Lozan zafer mi hezimet mi?”

Kadir Mısıroğlu’nun yıllar önce kitabına başlık olarak koyduğu bu soru, içinde o kadar geniş bir tartışmayı barındırıyor ki...

Onun için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sevr’de ölümü gösterdiler ve Lozan’ı bize zafer diye yutturdular” sözünün tansiyonu birdenbire yükseltmesine şaşırmamak gerekir.  

Gelinen nokta, 93 yıl sonra Cumhurbaşkanı’nın tartışmanın bir yerinde, hem de nerede ise asırlık resmi çizgiden farklı olarak sorgulayıcı konumda yer almasından ibaret.

Aslında Lozan tartışması, daha anlaşma müzakerelerinin yapıldığı günlerde başlamış ve Büyük Millet Meclisi’nde kıyametler kopmuş. “Şurası misak-ı milli içindeydi, neden bıraktınız?” soruları çınlamış Meclis duvarlarında...

Lozan, Osmanlı’nın reddi, Cumhuriyet’in kuruluş belgesi gibi idealize edilince, hatta kutsanınca bir başka tartışma damarı açılmış.

Lozan denilince birçok başlık var aslında tartışılacak.

Aslında Lozan’ı imzalayan İsmet İnönü, nihai noktada ona imza yetkisi veren Mustafa Kemal de, onları onaylayan Meclis iradesi de, Lozan’ı savunma sadedinde “Orada alınabilecek olanların alındığı” kanaatindedirler. Bunun altına Birinci Dünya Savaşına girerken Osmanlı’nın zaten bittiği, savaş sonunda mağluplar safında kaldığı, Anadolu’nun canını dişine takarak milli mücadeleyi verdiği ama savaşı daha öteye götürecek takatinin bulunmadığı kanaatleri de eklenir.

Bir şey daha söylenir: Yeni Türkiye güçlendikçe, Lozan’ın problemli yanlarını restore etmeye yönelmiştir. Hatay’ın ilhakı, Boğazlar statüsünün Montreux sözleşmesi ile değişmesi gibi...

Bu savunmaya yönelik sorgulama ise “Batı dünyasının, özellikle İngiltere’nin düşmanlığından çekinildiği için Lozan’da direnilmemiştir” şeklinde sürüp gelir.

Bir şey daha denir: Lozan’da aslında Türkiye’nin sistem sorunu tartışılmış ve o gün İtilaf Devletleri, bugün ise toptan “Batı dünyası” dediğimiz dünyanın “Yeni Türkiye”ye düşmanlık etmemesi öngörülmüştür.

İsmet İnönü, bir değerlendirmesinde mealen “Lozan o kadar güçlü bir anlaşmadır ki, yıllar içinde pek çok anlaşma değiştiği halde o değiştirilememiştir” der.

Ben de: “Gücümüz yetseydi değiştirirdik ama Lozan’ı imzalayan ülkeler öyle bir çıkar dizaynı yaptılar ki, onlar ondan vazgeçmedikçe biz değiştiremiyoruz.”

Misak-ı Milli içinde yer alan Musul-Kerkük Lozan’da çözülmedi. Milletler Cemiyeti’ne havale edildi, orada da etkili olamadığımız için çözümü İngiltere belirledi.

Hezimet mi? Tabii ki hezimet ama “Güç kullanamama”nın getirdiği hezimet.

Tabii burada “Gücümüz yoktu da mı kullanamadık, yoksa güce tasarruf edecek olanların basiret, kararlılık vs. yetersizlikleri ile mi kullanılmadı?” sorusu sorulabilir.

Bugüne gelirsek...

Sayın Cumhurbaşkanı konuyu Moody’s’in not düşürme kararı üzerine gündeme getiriyor, anlaşılan Moody’s kararını “Batı’nın oyunları” çerçevesinde görüyor, Lozan’la o bağlamda ilişkilendiriyor, o günün yöneticileri bu oyunlara boyun eğdi, hatta “Millete Lozan’ı zafer diye yutturdular” diyor, devamında da bunlara boyun eğilmeyeceğini söylüyor.

Aslında “Güç sınaması” devletlerin uluslararası ilişkilerinde her zaman gündemdedir.

Lozan’ın ortaya çıkardığı ve diyelim o günkü yöneticilerin göğüsleyemediğini düşündüğümüz problemli, ülkemiz çıkarlarına aykırı hususları bugün düzeltme imkanından söz edilebilir. Ama yine ortaya gerekli gücün konulabilmesi şartıyla.

Hani şu sıralar konuşulan ve uluslararası odaklarca planlandığı var sayılan “Sykes-Picot’nun güncellenmesi” konusu da, bir tür Lozan restorasyonunu içermektedir. Üstelik Türkiye’nin ve bölge İslam ülkelerinin çıkarlarını tehdit eder nitelikte.

Bugün de şu veya bu şekilde güç kullanmamız gerekiyor. İttifaklar da bir güç oluşturma çabasıdır, kendi ekonomik - siyasi - askeri varlığımızı büyütme çabalarımız da. Suriye’ye öyle girebiliyoruz veya giremiyoruz. Irak’ta öyle varız veya yokuz. Ege adalarını öyle bizim kılabiliyoruz veya kılamıyoruz. Rusya ile İsrail’le ilişkilerimizi bu çerçevede revize ediyoruz. Milli Savunma Sanayii alanındaki hamlelerimiz bu sebeple bizlerde ümitler oluşturuyor. Elhasıl İslam dünyasında yeni bir varlık inşa etmeye yönelmemiz de bu sebeple.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.