22 Ocak 2017 Pazar24 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:46Güneş 08:16Öğle 13:23İkindi 15:52Akşam 18:16Yatsı 19:40
    • 11°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • -4°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • -2°C Amasya
    • -4°C Ankara
    • 12°C Antalya
    • 0°C Artvin
    • 9°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 83.067 0.93
  • Altın: 146,530 -1.16
  • Dolar: 3,7912 -1.01
  • Euro: 4,0490 -0.54

İdeolojik üfürmelerle 100 metrede yarışamayız

Mehmet Ocaktan

Osmanlı’nın parlak yıllarını bir tarafa bırakırsak, millet olarak tarihin büyük bir bölümünde siyasi ve ideolojik kavgalar yüzünden dünyadaki yeni bilimsel gelişmeleri, hukuksal devrimleri çok geriden takip ettiğimizi, hatta çoğu zaman dünyanın bizden habersiz döndüğünü söyleyebiliriz.

Biliyorum bu ifadeler fevkalade can sıkıcı, hele de ‘bir Türk dünyaya bedeldir’masallarıyla büyüyen bizler için kanımıza dokunan bir durum. Ama ne yazık ki kendimize gaz vererek dünya ile yarışmak pek mümkün olmuyor.

Bir atletizm yarışını düşünün; hiçbir sportif formasyonu, fiziksel yeterliliği ve de idman hazırlığı olmayan birisi “Sen Türk’sün başarırsın aslanım” masalıyla 100 metre yarışında başarı kazanabilir mi? Kısacası bir Ben Johnson, Carl Lewis veHüseyin Bolt olabilmek için ideolojik üfürmelere değil, güçlü sportif hedeflere ihtiyaç var.

Geçmişe dönük övgülerin hemen hepsinde, “Osmanlı bir zamanlar dünyaya hükmeden bir medeniyetti” ifadesini çokça duyarız. Peki, nedir bu övünmenin kaynağı?

Biliyoruz ki 17. yüzyıla kadar Osmanlı, ilmi ve hukuki alanda Avrupa’ya göre önemli bir üstünlüğe sahipti. Batılı hukuk tarihçileri de bu üstünlüğün altını özellikle çizmişlerdir. Bu konuda Taha Akyol “Türkiye’nin Hukuk Serüveni”nde İslam hukuku uzmanı Prof. Schacht’tan şu cümleyi naklediyor: “Hukukun bütünlüğü (unuformity) açısından baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki hukuki düzen, o çağda Avrupa’da geçerli bulunan hukuk düzenlerinden çok üstündü.”

Şunun altını çizelim, Osmanlı’nın yükselişi özellikle hukuk sistemindeki üstünlük sayesinde olmuştur. Ancak Viyana kuşatmasından yenilgiyle dönülmesinin ardından 1699’da imzalanan ilk yenilgi anlaşması Karlofça ile birlikte çöküş de başlamıştır. Ve Osmanlı 18. yüzyıla bu ağır yenilgiyle başlamıştır.

Ancak bu çöküş sadece Osmanlı’nın gücüyle izah edilebilecek bir durum değildir. Çünkü artık Avrupa iktisadi ve ilmi üstünlüğü ele geçirmiş ve 18. yüzyılda yeni bir sanayi toplumunu doğuracak olan zihniyet devrimini yaşamaktadır. Daha da önemlisi, değişimin en güçlü dinamiği olan muazzam bir sermaye birikimine kavuşmuştur.

Oysa Osmanlı’nın özellikle son dönemlerinde toprak kayıplarıyla birlikte yönetim düzeyinde iç kavgalar artmış, bilim merkezi konumunda olan medreseler dünyadaki yeni bilimsel ve teknik gelişmeleri izlemekten aciz birer miskinlik tekkesine dönüşmüşlerdir.

Bir bakıma Osmanlı’nın tasfiyesinin yapıldığı son yıllar, önce İttihatçıların padişahlarla, sonra da İttihatçılarla ‘Hürriyet ve İtilafçılar’ arasında bitmek tükenmek bilmeyen kavgalara sahne olmuştur. Maalesef bu dönemde de muarızlar aralarındaki çatışmalar ve yönetim zaafları yüzünden dünyanın değişim döngüsünden bihaber kalmıştır. Bu arada Avrupa’ya giden Genç Osmanlılar da sadece kavanozun içindeki balı seyretmekle yetinmiş ve hiçbir zaman öze inememişlerdir.

Ve sonra Cumhuriyet’in kuruluşu... İlk başlarda genç Cumhuriyet bir umut yeşertmiş, ancak ‘ideolojik devlet’ oluşturma sevdası yüzünden bu kez de dünyadaki bilimsel ve demokratik gelişmeler ne yazık ki ıskalanmıştır.

Sonrası malum, siyasi kavgalar, ideolojik cedelleşmeler ve bitmek bilmeyen darbe faciaları...

Dikkat ederseniz bütün süreçlerin hiçbir yerinde bilimsel yarışlar, iktisadi ve kültürel hamleler, teknolojik sıçramalar yok. Çünkü kafalarımız bilime, sanata değil, tamamen ideolojiye ayarlı.

Bugün hala dünya çapında iktisatçılarımız, bilim adamlarımız, hukukçularımız, müzisyenlerimiz, mimarlarımız, ressamlarımız, inovasyonda sıçrama yapacak bilişim uzmanlarımız maalesef yok. Dolayısıyla böylesine yoklar ülkesinde dünya ile yarışacak bir medeniyet inşa etmenin de imkanı yok.

Mesela uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Standard and Poor’s ve Moody’s notumuzu kırınca kızıyoruz, canımız sıkılıyor, kızmakta da haklıyız ama bütün bunlar bizim büyük devlet olma yolundaki eksiklerimizi ortadan kaldırmıyor.

Hasılı kelam, büyük Türkiye için büyük şairlere, büyük romancılara, ünlü matematikçilere, dahi müzisyenlere, büyük iktisadi zekalara ihtiyaç var. Ama bunun için de önce adam gibi bir eğitim sistemine ihtiyaç var...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.