D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Maraş’ı nasıl bilirsiniz?

Maraş’ı nasıl bilirsiniz?

Bu musalla taşında sorulan bir soru olmadığı için, ille de “iyi biliriz” demek zorunda değiliz. 

Birçok şehrimizi, maalesef iyi bilmiyoruz, yeterince tanımıyoruz. Hatta şehirliler de şehirlerini doğru dürüst bilmiyor, bilmeye de heves etmiyor. Elbette kaba tertip bir şehirlilik söylemi var. Herkes şehrinden gururla bahsediyor. Sivaslısı, Erzurumlusu, Urfalısı, Anteplisi...Batı illerinde o kadar şehriyle övünme alışkanlığı yok.

Maraşlı Maraş’la övünmekle haklı. Tarihi yeter! Millî Mücadele’deki olağanüstü kahramanlığı, her türlü takdirin üstünde. Bu elbette her fırsatta köpürtülerek ifade ediliyor. Bilhassa siyasiler mesnedli mesnedsiz hamaset üretiyorlar. Sonra da o hamasette debeleniyorlar.

Hamaset hakikatin katilidir!

Şehrin şairleri, yazarları şehirlerini yeterince anlatmışlar mıdır? Bu hususta da çok iyimser olmamak lâzım. Maraş’la ilgili epeyce okuma yaptım, vardığım sonuç şu: Maraş’ı ve Mücadelesini en güzel anlatan Ahmet Hamdi Tanpınar!

Tabiî, kökü Maraş’tan gelen İstanbul çocuğu Necip Fâzıl’ı unutmuş değilim. Onun Tohum piyesi Maraş’ın mücadelesi etrafında örülmüş. Yine Sahibini Arayan Madalya’nın senaryosunu yazan Tarık Buğra da aklımda. Bu da sinema tarihimizin dönem filmleri arasında iyi bir yere sahip. (Bu arada filmin yönetmeni Yücel Çakmaklı ve yapımcısı has Maraşlı Ahmed Bayazıt’ı rahmetle analım.)

Yine de “Tanpınar” diyorum! O Maraşlı değil, ama Maraş milletvekili!

Şimdi de doğduğu veya yaşadığı şehir dışındaki bir vilayetten milletvekilleri var, fakat tek parti devrinde bu daha yaygındı. Parti’nin genel başkanı, yani “Millî Şef”, ödüllendirmek istediklerini uygun gördüğü şehirlere milletvekili nasbediyordu. Böylece çok sayıda şair yazar milletvekili olabiliyordu.

Tanpınar da bir dönem Maraş milletvekili yapıldı. Bu vekillerin bir çoğu temsil ettikleri şehirlere gitmeyi bile gerekli görmezdi. Onları seçen ora halkı değildi ki, tepedeki adama yaranmak yeterdi!

Tanpınar, 1944’te Maraş’a gelmiş. Hem de ulaşımın zor zamanında, o gün için büyük kolaylık sağlayan demiryolu hattı yapılmadan. Şehirde bir süre kalıp 12 Şubat Kurtuluş Bayramı kutlamalarını yaşamış. Şehre, halkına nazar etmiş, çarşıların içinden geçmiş...Ve şehir edebiyatı kitaplarının en muhteşemi olan Beş Şehir’e altıncı bir şehir olarak eklenebilecek bir yazı yazmış: Maraşlıların Bayramı...

“Pek az şey bu küçük şehrin, bütün bir vatan parçasının üstüne çöken talihi yenmek için tek başına ortaya atılması kadar güzeldir. Zaten Millî Mücadelenin büyüklüğü de burada, her şehrin her kasabanın, hatta her köyün, her insan gibi, tek başına kendine  düşen işi yapmaktan çekinmemesidir.”

Yazıyı özetlemek yerine, bazı cümlelerini aktarmak istiyorum:

“Bu resmî hiç bir tarafı olmayan bir şehir günüdür.”

“Bütün şehir alt üsttü. Takvimin dışında bir zaman yaşıyordu.”

“Hâlâ saraçlar, sırmalı ve kadifeli eyerleri bir şiiri tamamlamağa çalışır gibi inceden inceye işliyorlar.”

“Zaten onlara göre kahraman kendileri değil ki; kahramanlığı yapan şehir. Her şeyi onun için istiyorlar, bütün medihler ona dönüyor.”

Maraş’a derinlemesine nüfuz eden, âdeta ruhunu okuyan ve bize her satırında bir başka vechesini ustalıkla anlatan Ahmet Hamdi Tanpınar “Maraşlılar tarafından bilinmiyor” desem, inandırıcı gelmeyebilir.

3. Kitap Fuarı dolayısıyla Kahramanmaraş’ta bulunduğumuz sırada, Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Erkoç, yazarları bir akşam yemeğine davet etti. Orada bir fırsat zuhur etti, Tanpınar’ın Maraş milletvekilliğinden söz ettim. Maraş için yazdığı o muhteşem yazıdan bahisle, adının şehirde yaşatılması gerektiğini hatırlattım…

Edebiyat şehri olarak tescil edilmeyi bekleyen Maraş için bu geç kalmış kadirşinaslık. Fakat belki de tam zamanı!

Maraş’ı güzel anlatanlar sıralamasında bir isim daha unutulmamalı bence: İsmail Habip Sevük.

Günümüzde unutulmuş bir edebiyat tarihçisi İsmail Habib. Türk Teceddüt Edebiyatı, sonraki adıyla Edebî Yeniliğimiz kitabının müellifi, 1930’lu yıllarda Anadolu’nun doğu, kuzey ve güney doğusunu, kısmen de ortasını dolaşarak bir gezi kitabı yayınlar: Yurttan Yazılar.

İşte bu kitapta iki yazı Maraş’a ayrılmıştır. Sevük tem seksen sene öncenin, 1936’nın Maraş’ını anlatırken etkileyici bir tarih özeti yapmayı ihmal etmez. Elbette yazılarda biraz ideolojik hava eser. Bu dahi onu Maraş’ı anlatanlar listesinin başlarına yazmaktan alıkoymaz.

Yazıda bizi en çok alâkadar eden, eski Maraşı ikiye ayıran Kanlıdere oldu. Artık Maraş’da böyle bir dere yok. Üzeri kapatılmış ve yol yapılmış. Bu dere yazar tarafından bir fay hattı gibi tasvir ediliyor. Maraş’ın batısı Dulkadirlilerin, doğusu Bayazıtların…Yavuz Sultan Selim Dulkadirli beyliğine son verdikten sonra, şehre Bayazıtları yerleştirmiş ve onlardan bir çavuş tayin etmiş. Bu iki büyük aileden de bir hayli önemli şahsiyet çıkmış. Sevük’ün bahsettiği Bayazıtlı Camii’ni görmek mümkün olmadı. Galiba 19. yüzyılın başında yapılmış Osmanlı tarzı bir eser. Bugün şehirde her iki hanedan olanlar birlikte yaşıyor. Kanlıdere kapatıldığından olmalı, artık şehrin her tarafına dağılmış durumda olarak tabii…

1936’da Maraş’a otomobille gelen İsmail Habib, “şosa”nın, yani şehirler arası toprak yolun Maraş Kapalı çarşısı içinden geçmesine hayret ediyor…Oysa şaşılacak bir şey yok. Eski kervan yolları çarşıların içinden geçer, çünkü onlar deve veya katırdan ibaret kervanlardır ve yükleri çarşı esnafını ilgilendirir. Asıl mühimi, Cumhuriyet’in ilânından 13 yıl geçmiş olmasına rağmen, yeni yolların yapılamaması, Anadolu’nun bu köşesinden imardan nasibini almamasıdır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi