Yusuf Kaplan

Yusuf Kaplan

Beşinci Cumhuriyet’e doğru…

Beşinci Cumhuriyet’e doğru…

Karlofça ve Pasarofça anlaşmalarıyla birlikte, Osmanlı, ilk kez toprak kaybetti. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı gibi reformlarla eksenini yitirmeye başladı.

Cumhuriyet’e gelince, eksenini kaybetti, yörüngesini yitirdi: Medeniyet değiştirme sürecine girdi…

Tarih yapan, tarihi sürükleyen bir aktörden, tarihte tatil yapan, Batılıların yaptıkları tarihin önünde sürüklenen bir figürana dönüştü…

Bugüne kadar dört cumhuriyet tecrübesi yaşadık. Şimdi Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık ediyoruz…

15 Temmuz saldırısı, beşinci Cumhuriyet’in daha fazla geciktirilmeden kurulması gerektiği gerçeğini dayatıyor bize…

REFORM GİRİŞİMLERİ YIKIMLA SONUÇLANIR…

Dışardan dayatılan ya da dışarıdaki gelişmelere reaksiyon olarak kararlaştırılan bütün reform girişimleri yıkımla sonuçlanır. Bu kaçınılmazdır.

Reform girişimleri, birer atılım değil, yok olmama denemeleridir: Ama yok oluş mukadderdir.

Osmanlı’daki reform girişimleri de Osmanlı’nın önce içerden zihnen sonra da dışardan fiilen tasfiye edilmesiyle sonuçlandı.

Türkiye’nin toparlanabilmesinin yolu, ruh atılımı yapabilmekti. Bunun zorunlu maddî ve manevî temelleri, ilkeleri vardır.

Reform girişimlerinin yörüngesi yoktur, yörünge kaybıdır zaten bütün reformlar…

Ruh atılımları, bir yörünge üzerinden kök salar, neşv-u nemâ bulur, düşünce, bilim, sanat, ahlâk ve siyasette taptaze yolculukların yapı-taşlarını döşer, geleceği inşa edecek yol haritalarını çıkarır.

Tanzimat ve Meşrûtiyet reformlarında yörüngemizi, dolayısıyla kendimize olan güvenimizi kaybetmeye başladığımız için zamanla Osmanlı’nın tasfiyesi önlenemedi.

Ama bu arada, özellikle de Meşrûtiyetlerde muazzam bir entelektüel silkinme, toparlanma ve geleceği inşa edecek çağdaş bir külliyat geliştirme sürecinde önemli mesafeler katettik: Sadede fikir hayatında değil sanat hayatında da büyük bir silkinme hamlesi geliştirildi.

CUMHURİYET’LE GELEN TRAVMATİK TASFİYE SÜRECİ…

Ancak Cumhuriyet’le birlikte, Meşrutiyetlerde geliştirilen muazzam İslâmî birikim tasfiye edildi, bu birikimin mimarları, ülkeden fiilen ve / veya  zihnen sürgün edildi.

Cumhuriyet tarihi boyunca, Meşrûtiyetlerde geliştirilen entellektüel birikimin düzeyine hiç bir zaman ulaşılamadı. Eğer bu muazzam birikim, tasfiye edilmek yerine daha da derinleştirilseydi, bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olacaktık…

Hayırlısı diyorum; vâkî olanda hayır olduğuna inanıyorum: Bizi yok olmanın eşiğine sürükleyen ama zamanla yarma harekâtlarıylatoparlanmamıza imkân tanıyan zorlu, travmatik fakat öğretici bir tecrübe yaşıyoruz iki asırdır…

İKİ ASIRDIR KADERİMİZİ İNGİLİZLER ŞEKİLLENDİRİYOR…

Kaderimizi İngilizlerin şekillendirdiğini bilmiyoruz bile; bu nedenle de bu mesele üzerinde kafa patlatmıyoruz yeterince.

Osmanlı’nın tasfiyesinde de, laik cumhuriyet tesisinde de İngilizler birinci derecede belirleyici roller oynadılar oysa.

Payitaht’ın bazı unsurlarının, dönemin süper gücü olması nedeniyle, süper güçle iyi geçinmek gerektiğini düşünerek “İngiliz muhibbi” olduğunu biliyoruz. Ama bazı Cumhuriyet kadrolarının da  İngiliz muhipliğini -Halide Edip Adıvar gibi yazarlar başta olmak üzere- sonuna kadar savunduklarını da biliyoruz.

Cumhuriyet’in ilanına giden süreçte kurulan devlet , İstiklal Savaşını veren milletin eseridir. I. Grup’un tasfiyesinden sonra, özellikle de Lozan’dan itibaren kurulan, devletin bütün kurumlarını laikleştirmeyi amaçlayarak fiilî laikliğe geçişi sağlayan laik cumhuriyet, esas itibariyle, İngilizlerle yapılan gizli veya açık anlaşmaların ürünüdür.

İstiklal Savaşı sonrasında milletin kurduğu devletten / ön-cumhuriyetten, Lozan sonrasında kurulan laik cumhuriyete geçiş, çok hızlı ve ânî gerçekleşti.

Türkiye, önce İslâm’ı devletten tasfiye ederek, sonra da devleti, ön-cumhuriyeti kuran, yoğunluğunu İslâmcıların oluşturduğu kadroları devre dışı bırakarak, medeniyet iddialarını reddetti, Batılı bir yörüngeye girdiğini dünya âleme açıkça ilan etti.

LOZAN DÜZENİ VE BİRİNCİ CUMHURİYET

Lozan, bu süreçte, kilit rol oynamıştı.

Lozan düzeni’ydi bu: Lozan, küresel sistemin kurucusu ve kolayıcısı İngilizler için büyük bir oyun-bozan’dı; bizim medeniyet iddialarımızı terkettiğimiz ama bu toprakları terketmeyeceğimizisöylediğimiz travmatik bir süreçti.

O yüzden, Lozan’ın gerisindeki tek isim, İsmet İnönü, Osmanlı’nın üzerine üzerine gelen, Tanzimat’la birlikte Osmanlı’yı dolaylı vesayet’le yönlendiren  İngilizlerin bizi yok etmeye kararlı olduklarını düşünmüş, o yüzden Lozan’a mecburen imza atmış olabilir.

İnönü, İngilizlere, “tamam, bizim bir medeniyet iddiamız, tarih yapma iddiamız olmayacak” dedi ama Lozan’dan çıkarken aynen şu düşündürücü cümleyi de kayıtlara geçirdi: “Artık yüz sene daha rahat nefes alabileceğiz.”

Lozan düzeniyle birlikte, ontolojik ve kültürel yok olmanın eşiğine sürüklendik ama sonuçta Türkiye zaman kazandı. Birinci Cumhuriyet, Atatürk tarafından 1923’te resmen Ankara’da ama fiilen Lozan’la kuruldu.

İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ CUMHURİYETLER…

İkinci Cumhuriyet, Menderes’le kuruldu; Türkiye’yi rotasına oturttu rahmetli Menderes.

Üçüncü Cumhuriyet, 1960 darbesiyle kuruldu ve Lozan düzenini restore etti, Türkiye’nin katı laikleşme sürecinin yasal, siyasal bürokratik temellerini attı, kurumlarını dayattı.

Dördüncü Cumhuriyet, Özal’ın eseridir.

Katı olanı buharlaştırdı Özal: Bir yandan liberalleşme süreciyle sekülerleşmenin önü açıldı ama öte yandan da milletin adamları ilk kez yoğun olarak bürokrasiye yani devlete yerleşmeye başladı.

BEŞİNCİ CUMHURİYET’E DOĞRU…

Şu an Beşinci Cumhuriyet aşamasındayız: Devletin yeniden kurulacağı, devleti milletin derin tarihî tecrübesinin, medeniyet dinamiklerinin ışığında silbaştan inşa edeceği son Cumhuriyet aşaması bu.

Direniş ve yeniden diriliş süreci olarak tarihe geçecek bu Beşinci Cumhuriyet.

Beşinci cumhuriyetin zihnî temelleri Erbakan Hoca’nın millî görüş fikriyatı ile atıldı. Türkiye’de pek çok bakımdan -en azından siyasî düzlemde- medeniyet fikrinin kaynağı millî görüştür: Kök orasıdır; orası yeşertilmeli ve geliştirilmelidir.

Ak Parti, millî görüş köklerini muhkemleştiremez ve daha da geliştiremezse, Türkiye’nin önünü açamaz ve daha da önemlisi Akpartinin kaderi Anaptan farklı olmaz.

15 Temmuz saldırısı, Beşinci Cumhuriyet’in kuruluş sürecini hızlandırmamız gerektiği gerçeğini dayatıyor bize.

Hem maddi hem manevî atılımı atbaşı götüreceğiz.

Eğitim, düşünce, kültür, sanat ve medya hayatımızı, medeniyet dinamiklerimiz ve iddialarımız ekseninde silbaştan yeniden inşa edeceğiz.

Ve şunu bileceğiz: Yeni Gazâlî’ler, Râzî’ler, Rabbânî’ler, İbn Arabî’ler, İbn Haldun’lar, Fuzûlî’ler, Merâğî’ler, Sinan’lar, Yunus’lar, Mevlânâ’lar, Itrîler yetiştirecek temelleri atacak Beşinci Cumhuriyet.

Hz. Mevlânâ’nın Pergel metaforunu hayata geçirerek, pergelin sabit ayağını bizim medeniyet dinamiklerimize ve ruh köklerimize muhkem bir şekilde basacak, pergelin hareketli ayağıyla bütün dünyalara, düşüncelere ve medeniyetlere açılacak bir öncü kuşak Beşinci Cumhuriyet’in kuruluşunu tamamlayacak Allah’ın yardımıyla.

İyi hazırlanmalıyız. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Yusuf Kaplan Arşivi