Yusuf Kaplan

Yusuf Kaplan

İslâm’ın temel kaynaklarına yapılan saldırılara seyirci kalamayız!

İslâm’ın temel kaynaklarına yapılan saldırılara seyirci kalamayız!

Bir yandan, bu toplumun İslâm’la ilişkisi süratle çözülüyor... İslâm’la ilişkisi sıfırlanan bir kuşak geliyor…

Öte yandan da, İslâm’ın kurucu kaynaklarına içerden inanılmaz bir saldırı yapılıyor…

Mezhepler tartışmaya açılıyor: Akîdenin temelleri sarsılıyor…

Hadisler tartışmaya açılıyor… Hz. Peygamberin (sav) konumu sarsılıyor…

Bunların hepsi, önce, Peygambersiz İslâm projesi’nin ön-hazırlıkları.

Ardından sıra Ku’ân’a gelecek… Kur’ân’daki âyetlerin açıklanmasında ciddi sorunlar yaşanacak ve Kur’ân’dan soğutulacak kitleler…

DİYANET DE, İLÂHİYÂTLAR DA İSLÂM’IN TEMELLERİNE YAPILAN SALDIRILARA SEYİRCİ KALAMAZ!

Müslümanları 1400 yıl dimdik ayakta tutan İslâm’ın kurucu kaynaklarına, temel yapılarına, bu kaynakların ve yapıların iyi-kötü temsilcisi bütün cemaatlere büyük bir saldırı var.

Üstelik de Batı uygarlığının felsefî olarak çöktüğü, diğer dinlerin fosilleştirildiği; dünyanın, İslâm’a, İslâm’ın kuşatıcı, kucaklayıcı, diriltici, insan haysiyetini koruyucu evrensel mesajına her zamankinden daha fazla ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde, bir yok oluş mevsiminde İslâm’ın temellerinin sarsılması, kaynaklarının ağır saldırıya uğraması tam bir intihardır…

İslâm’ın temellerine, kurucu kaynaklarına, hadislere, Ehl-i Sünnet’e, Hz. Peygambere büyük bir saldırı oluyor.

Diyanet uyuyor…

İlâhiyatlar uyuyor…

Olmaz!

Daha da vahimi, bu saldırılar, Diyanet’in içindeki bazı odaklar, ilâhiyâtlardaki bazı sığ tipler tarafından da destekleniyor hatta bizzat yürütülüyor zaman zaman.

İyi de Diyanet niçin var?

Tam da böyle zamanlar için var, değil mi?

İlâhiyâtlar niçin var, ne işe yarar?

Tam da böyle zamanlarda İslâm’ın ana omurgasını, kaynaklarını korumak için var.

Üstelik, oryantalistlerin iki asırdır geliştirdikleri ama bizim proje tiplerimizin gündeme getirdikleri, gönüllü acentalık yaparak yürüttükleri bu tür saçma sapan saldırılar, genelde kitlelerin, özelde genç kuşakların İslâm’dan hızla uzaklaşmalarına, İslâm’dan soğumalarına, nefret etmelerine, deizmin, nihilizmin, ateizmin kucağına sürüklenmelerine yol açıyor…

MUHAFAZAKÂR DİNDARLAŞMA: DİNİ DARLAŞTIRMA…

Bir yanda muhafazakârlaşma süreci var; ama öte yanda da İslâmî duyarlıklar aşınıyor hızla!

Bu bir çelişki mi, peki?

Hayır.

Hayır; çünkü muhafazakârlık bir modernleşme, sekülerleşme biçimdir: Konformizm, oportunizm, kariyerizm, bireyselleşme, beraberinde, sosyal ve ahlâkî yapıların ve duyarlıklarını yırtılmasını ve aşınmasını da getiriyor kaçınılmaz olarak.

Sanıldığı gibi, muhafazakârlaşma, otomatik olarak, İslâmîleşme değil, modernleşme ve sekülerleşme biçimlerini tetikliyor; bu da protestanlaşmış, bireysel alana hapsedilen, duyarlıkları aşınan bir din algısı, olgusu ve dindarlaşma biçimi üretiyor.

Bu anlamda muhafazakâr dindarlaşma, dini protestanlaştırma ve dini dar’laştırma biçimidir. 

BU TOPLUMUN VARLIK NEDENİ İSLÂM’DIR, ÖTESİ HÜSRANDIR!

Bu toplumun varlık nedeni İslâm’dır. 

Bu toplum, İslâm’la varolmuş, İslâm’la dünya tarihini yapacak bir konuma ulaşmış, İslâm’la varlığını korumuştur.

İslâm, bu toplumun hem yegâne varlık nedeni hem de tek ortak noktası ve sigortasıdır.

İslâm’dan başka çıkış yolu aramak, hüsrandır ve toplumu çıkmaz sokakların eşiğine fırlatacak, ülkeyi kurda kuşa yem yapacaktır…

İslâmî duyarlıklarını kaybetmiş, bu topluma, bu toplumun ruh köklerine aidiyet biçimlerini yitirmiş kuşakların bu topluma verebilecekleri yıkımdan başka bir şey yoktur…

İslâm’ın temellerinin sarsılması, İslâmî duyarlıkların aşınması, bu toplumu beklenmedik büyük sorunların, zamanla da yok oluşun eşiğine fırlatacaktır.

TUTUNACAK DAL, SIĞINILACAK TEMEL KALMAZSA…

Herkesin aklını başına devşirmesi gerekiyor…

Toplumun İslâm’la ilişkisini diri tutacak, canlı tutacak yapılar yok… 

Zemin ayağımızın altından kayıyor hızla…

Zemin çok kaygan. Kaygan zeminlerde patinaj yapıyoruz yalnızca…

Toplumun İslâmî kimliğini, duyarlıklarını geliştireceği, koruyacağı ve yaslanacağı, varolacağı yapılar, tutunacağı dallar, sığınacağı limanlar olarak görülebilecek cemaatler de hedef tahtasına yatırılıyor…

Tam böyle bir zaman diliminde, cemaatlerin de kendilerini toparlamaları, hem önümüzü açacak, dünyayı ve İslâm’ı iyi tanıyacak çaplı adamlar, öncü kuşaklar yetiştirmeleri; hem de toplumun İslâm’la bağlarını diri tutacak kadar topluma derinlemesine yönelmeleri, toplumun İslâmîleştirilmesi sürecine, İslâmî duyarlıklarını koruma gayretine kalıcı, köklü katkılarda bulunmanın yollarını bulmaları şart.

Ama önce cemaatlerin kendilerine çeki düzen vermeleri kaçılmaz. İhale peşinde koşturan cemaat olmaz. Siyaset peşinde, ticaret peşinde koşturan cemaat olmaz. 

Siyaset aslâ terkedilemez. Ülkenin yönetimi aslâ bizim İslâmî köklerimizi kazımak, ruh köklerimizi yok etmek için çalışan tiplere bırakılamaz. Ama kim olursa olsun, önce ehliyet ve liyakat, tecrübe ve birikim… Bunu söylemek bile gerekmiyor, elbette ki.

Cemaatler, sözünü ettiğim iki eksen üzerinde (öncü kuşak yetiştirme ve toplumun İslâmî kimliğini ve duyarlıklarını geliştirme ve koruma sürecinde) üzerlerine düşen mükellefiyetleri yerine getirmek için gece gündüz demeden köklü ve kalıcı hazırlıklar yapmazlarsa, çok büyük bir vebal üstlenmiş olurlar ve bunun vebalini bu dünyada da ötesinde de aslâ ödeyemezler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yusuf Kaplan Arşivi