Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

3. Dünya Savaşı ne zaman!

3. Dünya Savaşı ne zaman!

3. Dünya Savaşı, bana göre soğuk savaştı ve 1990’ların başında bitti. Sırada 4. Dünya Savaşı var.

4. Dünya Savaşı nerede ve ne zaman çıkacak, o konuşuluyor. Belki o korktuğumuz savaş başlamış da olabilir. İlan edilen bir savaş yok ama, savaş başladığında, savaşın başladığı yerdeki çatışmayı birileri başlangıç ilan edecek.

Yani demem o ki, savaş başlamış olabilir. Biz savaşın farkına vardığımızda ise aslında savaşı durdurmak için çok geç kalmış olabiliriz.

Cevabını bekleyen birkaç can alıcı soru var:

- Bu savaş teolojik bir arka plana sahip, beklenen kıyamet savaşı mı olacak? Hani şu Melheme-i Kübra ya da Hristiyanların dilindeki, tarihin sonunu getirecek Armageddon savaşı mı?

- Bu savaş bir siber savaş mı olacak, nükleer bir savaş mı ya da konvansiyonel bir savaş mı? Biyolojik savaş mı, kimyasal savaş mı, elektromanyetik savaş mı? Hani şu insanları ve emetal, elektrik/elektronik sistemleri felç eden, ama binalara zarar vermeyen savaş aletlerinin kullanılacağı savaş!

- Bu savaş kimler arasında başlayacak ve nerelere uzayacak?.

- Savaş nasıl bitirilecek ve savaş bittiğinde nasıl bir dünya ile karşı karşıya kalacağız?

- Bu savaş ne kadar sürecek ve kimler arasında olacak?

Korkulan savaş bugünkü devletler arasında başlasa da, bittiğinde bugünkü devletlerin yerinde yeller esecek. Mevcut yapılar, birlikler dağılmış olacak.

Şunu görelim: Tek bir Amerika, tek bir Avrupa ya da İngiltere yok. Rusya toprak bütünlüğünü koruyamaz. Çin ve Rusya o kadar nüfusu kontrol edemez. Avustralya öyle kalamaz. Ne BM kalır, ne NATO, ne AB.. Afrika’da sömürgeci kalmaz. Beyaz adamın Afrika’daki eli kesilir.

D10, D20’yi unutun.  D’yi “Dağılacak olan” diye okuyun ve ilk 10, ilk 20’yi tahmin edin.

Hemen söyleyeyim, 21. yy sömürge imparatorluklarının sonu olacak. Sömürge imparatorlukları ile birlikte onların kurdukları uluslararası düzen, kavramlar ve kurumlar, ekonomi, çizdikleri sınırlar, yönettikleri iktidarlar ve kurguladıkları rejimler, ideolojiler, hukuk düzenleri, siyasi yapılar, hepsi yerle bir olacak.

Ellerindeki imkanlarla, kendilerine yönelik tehditler karşısında çok acımasız olabilirler.. Şimdiden zaten bunu görüyoruz, ama acımasızlıkları, mazlum halkların intikamlarının şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramayacak..

Zaten çok fazla vahşiler, çok fazla kan döktüler, çok fazla acımasızlar.. Bunu daha da artırma konusunda önlerinde dini, ahlaki, vicdani, siyasi, insani bir bariyerleri yok.. Kızılderilileri yok ettiler, kara derilileri köleleştirdiler, sarı ırkı sömürdüler. Bu kanlı mirası tüketerek bu günlere geldiler. Yine aynı şeyi yapabileceklerini düşünüyor olmalılar. Ama bu eskisi kadar kolay olmayacak.

Zaten bu konuda kendi içlerinde bir görüş birliği yok. Tek bir Amerika, tek bir Avrupa, tek bir İngiltere yok.. Kendi içlerinde bölündüler.

Geleceğe ilişkin senaryoları tutmadı. FETÖ ve BOP ellerinde patladı.

Uluslararası sistemin melanet sarayı, yeni ikiz kuleleri FETÖ ve BOP daha dünyaya servis edilmeden ellerinde patladı. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Umutlarını PYD’ye bağlamış, Husi’lere, DEAŞ’a bağlamış gözüküyorlar. Zavallı durumdalar. Demokrasi, özgürlük, çevre ve insan hakları maskeleri düştü.

Sığınacakları vicdan da bırakmadılar arkalarında. Gidecek evleri de yok. Aileyi de yok ettiler.. Gençliklerini kaybettiler. Dinleri, ideolojileri, hukuk düzenleri, ekonomileri, ideolojileri, bilimleri, sanatları, felsefeleri hepsi birden berhava oldu.

Bugün bölgedeki krizin arkasında, FETÖ+BOP’la ulaşmak istedikleri hayallerin çökmesi sonucu demokrat maskeli ajanların kendilerini kurtarmak için yok etmek istedikleri diktatörlerle işbirliği var.

Kim derdi ki, FETÖ; DEAŞ, PKK kol kola girecek! Kim derdi ki CHP, FETÖ’ye teslim olacak. Kim derdi ki, müttefikimiz NATO darbecilerle ve PYD ile işbirliği yapacak. Birlik olmaya çalıştığımız (!?)AB ülkeleri, PKK ya ve FETÖ’ye kucak açacak.

Milliyetçi bildiklerimiz, ABD işgal kuvvetleri adına partilerini ele geçirmeye çalışacak, o olmayınca eski partilerinden koparabildikleri ile yeni bir parti kurarak, işbirlikçileri korumak için yeni bir bariyer oluşturmaya çalışacak.

“Merkez Demokrat” hareketi, parlamentoda bir grup kuracaksa, bunu CHP, MHP ve HDP’den alacağı milletvekilleri ile kuracaktır. Bakalım bunlar kimler. Bulundukları yerden gidebilecekler mi?

Aslında diğer partilerde ciddi bir arınma olur böyle bir şey.. Bir de dünden bugüne köprülerin altında çok sular aktı. Herkes durduğu yerde duruyor olamaz.

Hem tek bir Amerika, tek bir İngiltere, tek bir Avrupa yok ki! O zaman bunların tek bir “Merkez”de toplanması mümkün değil. O zaman, oradaki kavga bu partiye de yansıyacak demektir.. Kimi cumhuriyetçi, kimi demokrat, kimi globalist, kimi NATO’cu, kimi Pentagon’cu, kimi FED’çi olacaktır. Kimi siyaset, kimi para, kimi askeri güç diyecektir. Kimi İngiltere yanlısı olacak. Yani dışarıdaki kavga kesin “Merkez”e de yansıyacaktır. Zaten şimdiden ABD, İngiltere, Brüksel’e gidip gelenler, özel hatlardan görüşenlerin sayısı artmış gözüküyor. Gelenler de arttı. Kapalı kapılar arakasındaki görüşmelerde, Stockholm ya da Zürih’e gidenler, Asya’yı, BAE’yi tercih edenleri, kolay olsun diye Yunan adalarına açılanları da unutmayalım.

Bana kalırsa asıl aktör Akşener değil. Ama bu geçiş döneminde MHP’den gelecekler ağırlık merkezi oluşturacaksa ve MERKEZ’de ağırlık muhafazakâr-sağ kesim olacaksa, REFAHYOL’un içişleri bakanı, DYP’den gelen, MHP’de yoluna devam eden bir isim yanlış bir tercih değil.

Akşener’in erken dillendirdiği “Yurtta Sulh Konseyi”nin başbakan adayı olarak bir hazırlığı vardı. Birileri dereyi geçerken at değiştirmek istemiyor anlaşılan. Ama dünden bugüne de çok şey değişti. Bugün dünkü etiketi, alnına yapıştırılmış bir damga, sırtına yüklenmiş bir kambur gibi duruyor ve bu hali ile toplumda bir karşılık bulması mümkün değil.. Olsa olsa, FETÖ’cülerin “ağlama duvarı”na dönen bir “hukuk bürosu” gibi çalışan bir genel merkezleri olur. Bir de, FETÖ’ye arka çıkan, destek veren, CIA, MI6, MOSSAD, BND ve Tapınakçılar’ın “Truva atı” bir mekân, işbirlikçi yabancı STK ve basın için “danışma merkezi” olarak görev yapan bir ofise dönüşür. Belki birileri bundan sonra Büyükada’da otel arayışına girme gereği duymaz!

“3. Dünya savaşı” diye başladık, “Yurtta Sulh” hareketinin siyasi organizasyonu “Merkez Demokrat Parti” ile bitirdik. Bu yeni MDP, korkulan o dünya savaşının “Truva atı”  ve “ileri karakolu” olarak dizayn edilmek isteniyor olabilir mi? Bunu göreceğiz ama yukarıda kısa adlarını verdiğim örgütlerin kendi aralarındaki iç savaşın yerel “ring”i olacağında kuşku yok. Sahi, bir insan, dünya ve ahiret için faydası olmayan bir kavgaya niye girer ki! Sonunda bu iş “dua ile istenen bela”dan başka bir şey değil ki! Birilerinin ihtirası ya da öfkeleri gözlerini kör etmiş olmalı. Selam ve dua ile. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman Dilipak Arşivi