Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

İntihar et!

İntihar et!

Mülkiyeli şair Cemal Süreya, dönemin Başbakanı Turgut Özal’a “birlikte intiharı”önermişti.

Özal’dan neden şekvacı olduğunu hatırlamıyorum.

Entelijansiya, hele de Mülkiye tezgâhından geçmiş aydınlar pek sevmezlerdi rahmetliyi.

Bunda “rahmetli”nin bazı tutumlarının da payı vardı elbette... O tutumların ne olduğunu başka zaman teferruatıyla konuşuruz... Kısaca şöyle söyleyeyim: “Kalkınmacı” retoriği benimsemiş siyasetçiler, Batı’ya ve Batı değerlerine perestij eden aydınlarımız tarafından pek sevilmezler(di)... Özal da, bu kontenjandan “nefret öznesi”ydi. Başka da bir suçu yoktu.

Cemal Süreya’dan söz ederken neden “Mülkiyeli” sıfatını kullandım?

Mülkiyeliydi çünkü.

Şairdi ama siyaseten “Mülkiyeliliğin” tüm olumsuz özelliklerini taşıyordu... Fazla ayrıntıya girmeyeyim, “Durumu iç açıcı değildi” deyip kapatayım bu bahsi.

Ben de Kemal Kılıçdaroğlu’nu intihara davet ediyorum.

Hayır, birlikte değil.

Bu eylemi tek başına gerçekleştirmelidir.

Örnek olmalıdır.

Bir siyasetçi düşünün ki, girdiği bütün seçimleri kaybetmiş, hiçbir iddiasını kanıtlayamamış, hiçbir sözünün arkasında durmamış, söylediği bir şeyi ertesi gün tekzip etmek zorunda kalmış, neredeyse ağzını bozmadan bir tek cümle kuramamış ve “yalanlarıyla” hep suçüstü yakalanmış.

Üstelik siyasi hayatı “ayar” almakla geçmiş.

Bu siyasetçi için, intihar dışında başka bir kurtuluş yolu bulamıyorum.

Kuraldır: Bir iddiada bulunuyorsanız, hele bu iddia üzerine siyaset bina ediyorsanız, önce iddianızı kanıtlarsınız. Yani, iddianıza mesnet teşkil eden bilgileri paylaşır, kamuoyu oluşturursunuz. Bunun sadece siyasi getirisi değil, prestij getirisi de olacaktır ve sözünüzün değeri artacaktır.

Bugüne kadar hiçbir iddiasını kanıtlayamamış ve yalanlarıyla suçüstü yakalanıp “müfteri”konumuna düşmüş Kılıçdaroğlu’nun hangi itibar edeceğiz, onu niçin makbul ve muteber bulacağız? Dahası, niçin gidip bu adamın genel başkanlığını yaptığı partiye oy vereceğiz?

İddia şu:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurtdışındaki bankalarda 3 milyar dolarlık serveti var.

Koskoca genel başkan “ortaya karışık” bir iftira atıyor... İftirasını itirafla desteklemesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunuyor, “Biz biliyoruz, bir de sen anlat ” diyor.

Peki, önce sen anlatsın, “bildiklerini” kamuoyuyla paylaşsan daha iyi olmaz mı?

Bir iddiada bulunuyorsanız, kanıtını da sunacaksınız, “Var mı, yok mu?” diye ortaya top yuvarlamayacaksınız...

O top gider, ehil bir futbolcunun ayağından gol olur.

Nitekim gol oldu.

Golü yemişsiniz, hakem düdüğü çalmış, maç bitmiş, artık telafi imkânı yok...

Ne yaparsınız?

Edepli, onurlu, haysiyetli bir insansanız muhatabınızdan özür dilersiniz... Özür dilemeyi stratejik bulmuyorsanız edebinizle susup bir kenara çekilirsiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu böyle yapmıyor.

Önce iftira atıyor, sonra “Sen de itiraf et” diyor... “İddianı ispatlarsan siyaseti ve Cumhurbaşkanlığını bırakacağım. İspatlayamazsan, sen siyaseti bırakacak mısın?”cevabını alınca da, bir zeytinyağı olarak üste çıkıp şunu söylüyor/söyleyebiliyor: “Ben bu konudaki söylentileri dile getirdim. Cumhurbaşkanı, benim iftiramın iftira olduğunu ispat etsin.” (Hem “iftira” diyor, hem “iftiramın iftira olduğunu ispat etsin” diyor.)

Bu cevap benim akıl melekelerimi dumura uğrattı.

Kötü oldum.

Bir insan olarak küçük düştüğümü hissettim.

Bir kurtuluş yolu aradım Kılıçdaroğlu için ve intiharı buldum.

Bunu samimi olarak öneriyorum.

İntihar etsin!

Bunu yaparsa bizi kendisinden mahrum bırakacaktır ama aynı zamanda insanlığın onurunu kurtaracaktır, insanlığımızdan utanmamayı sağlayacaktır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Kekeç Arşivi