24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 27°C Adana
    • 29°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 18°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 23°C Artvin
    • 25°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 106.711 -0.12
  • Altın: 143,557 0.61
  • Dolar: 3,5567 0.57
  • Euro: 4,1387 0.43

Sistem kilitlenmiştir

Engin Ardıç

Herkes aynı fikirde: Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya aykırı kararlar da alabiliyor.
Meclisin yaptığı Anayasa değişikliklerini yalnızca ve yalnızca "şekilden" inceleme yetkisi var, ama o içerikten, yani "esastan" inceliyor ve karara bağlıyor.
Yani, Anayasa Mahkemesi'nin bizzat kendisi Anayasa'yı çiğniyor. (Eyvah! Altay Ömer Egesel ile Salim Başol'un eline düşselerdi, yanmışlardı çıra gibi!)
Yani, yalnızca meclise tanınmış Anayasa değiştirebilme yetkisine "tecavüz" ediyor.
Yani bir anlamda, Teşkilatı Esasiye Kanunu'na göre teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, vazifelerinden bazılarını yapmaktan men ediyor!
Bunu ben yapsam eskiden idam edilirdim, şimdi "ağırlaştırılmış müebbet hapis" yerim, fakat Anayasa Mahkemesi üyelerine hiçbir şey yapılamaz.
Çünkü, yüce mahkemenin üstünde, onu da denetleyecek daha yüce bir mahkeme yok.
Böylece, yasama erkiyle yargı erki artık iyice içiçe geçmiş, yargı yasamanın "dışında" olacağına "üstünde" ve "bir ucunda" yer almıştır.
Fakat yüksek yargının bazı üyeleri de cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadırlar ki, bu da "yürütmeyle" yargının bir başka açıdan birbirine geçmesi demektir.
Kaldı ki, Adalet Bakanlığı'nın yargıç ve savcı atama yetkisi, zaten yürütmenin yargıya iyice müdahalesi anlamına gelir.
Türkiye'de, taa Montesquieu tarafından, taa iki yüz elli yıl önce saptanmış ve çağdaş bir devletin olmazsa olmaz koşulu "kuvvetler ayrılığı" ilkesi yoktur. Türkiye'de "kuvvetler çorbası" vardır.
İşte yavrularım, Kenan Evren babanızın neredeyse otuz yıl önce kurduğu, "zabıt kâtipliğini" de Profesör Orhan Aldıkaçtı'ya yaptırdığı yeni cumhuriyet budur. Hayırlı olsun!
Çünkü şu anda biz aslında Üçüncü Cumhuriyet'te yaşamaktayız...
1921 Anayasası'yla kurulan Birinci Cumhuriyet, 1961 Anayasası'yla kurulan da İkinci Cumhuriyet'ti...
Adını koymaktan ya da telaffuz etmekten ne kadar korksalar da, gerçek budur.
Birincisinde, kuvvetler çorbası yoktu, çünkü yargı "kafadan" yürütmenin emrindeydi. Bir Anayasa Mahkemesi bile yoktu. Yasama da göstermelikti, o da yürütmenin denetiminde, hatta emrinde sayılırdı. ("Atatürk devrine dönmek isteyen" ahmaklar, Anayasa Mahkemesi'nin olmadığı bir düzen istediklerinin farkındalar mıdır acaba?)
1961 Anayasası, bu yüce mahkemeyi "icat" etti, ama koyduğu kurallarla kuvvetler çorbasını da yaratmış oldu. 1982 Anayasası, çorbayı kaşıkla iyice karıştırdı. Dibinin tutmasına da yol açtı.
Şimdi artık yeni bir Anayasa da yapılamaz, çünkü yüce yargı, yüce meclisin bu yetkisini elinden almıştır.
Yeni bir Anayasa yapacak "merci" kalmamıştır.
Bazı aklıevvellerin "bunun için gene bir Kurucu Meclis toplayalım" teklifi de, ihtilal çağrısından, yani ağırlaştırılmış müebbete kaşınmaktan başka bir şey sayılamaz.
Sistem böylece kilitlenmiştir.
Yurttaşlarım! Kutlu olsun!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.