M. Şevket Eygi

M. Şevket Eygi

İstanbul’un Geleceği Karanlık

İstanbul’un Geleceği Karanlık

Bendeniz kâhin ve yıldız falcısı değilim ama İstanbul’un geleceğinin karanlık olduğunu söyleyebilirim. Görünen köy kılavuz istemez.

İstanbul, beklenen büyük depreme hazırlıklı mıdır? Değildir. Öyleyse geleceği karanlıktır. Nasıl karanlıktır? Az değil çok karanlıktır.

İstanbul, gözü dönmüş azgın rantçıların kurbanı olmuş mudur? Olmuştur. Öyleyse…

Olabileceğinin dört beş misli büyütülmüş olmasına rağmen İstanbul çevresinde dehşet verici bir inşaat furyası hâlâ devam etmekte midir? Etmektedir. Öyleyse…

İstanbul trafiği, çözülmesi mümkün olmayan bir Gordiom düğümü haline gelmiş midir? Gelmiştir. Öyleyse…

İstanbul’un havası milyonlarca insanın sağlığını bozacak derece kötüleşmiş midir? Kötüleşmiştir, çaresi de yoktur. Öyleyse…

Müslüman İstanbul bir günahlar, azgınlıklar, fuhşiyyat şehri haline gelmiş olup suç patlaması yaşanmakta mıdır? Evet. Öyleyse…

Bu şehirde alabildiğine müstehcen yayın yapılıp halkın ve bilhassa gençliğin ahlakı bozulmakta mıdır?

Bu şehirde devletin resmî vesikalarıyla yasal seks köleliği yaptırılmakta, bundan KDV ve gelir vergisi alınıp bütçeye konulmakta mıdır?

İstanbul bir riba, faiz, bankalar ve bankacılık kenti haline getirilmiş midir?

Büyük orta küçük bir sürü mafya, çete bu şehirde cirit atmakta mıdır?

Bu şehrin güvenlik ve huzurluluk notu 100 üzerinden, 50’nin altına düşmüş müdür?

(Dindar Müslümanlar için söylüyorum) İstanbul’un binlerce camiinde sabah namazında kaç cemaat vardır?

Ramazan günlerinde İstanbul’un her yerinde açıkta yenilip içilmekte midir?

Nice kadın ve kızın iffetleri, namusları, haysiyetleri ayaklar altına alınarak her gün bir yığın taciz ve tecavüz yaşanmakta mıdır?

İstanbul’daki ve civarındaki cezaevleri tıklım tıklım dolu mudur?

Dev adliye binalarındaki binlerce mahkeme, on binlerce savcı, hakim; haddinden fazla münazaa ve suç dosyalarına bakamayacak hale gelmiş midir?

Daha fazla yazdırmayın bana… Bu hale düşen Müslüman bir şehrin geleceği aydınlık olmaz.

İmkanı ve gücü olan herkesin bu şehrin ıslahı için çalışması gerekir.

Bu maksatla çok ciddî bir “İSTANBUL’U ISLAH PLAN PROGRAM ve PROJESİ” hazırlanmalıdır. Böyle bir belgeyi ancak bilge, çok yüksek kültüre sahip, millî kimliğe bağlı, geniş ufuklu, uzak görüşlü, bilge, gerçekten aydın, vatansever kimseler hazırlayabilir.

Söylemeye hacet yoktur ki, bu projeyi hazırlayacak kimselere ücret ödenmeyecektir. (Maiyetlerinde çalışacak, çalıştırılacak kimselere maaş verilebilir.)

Büyük deprem olmadan, üçüncü dünya savaşı patlamadan, şehre azap ve musibet inmeden önce ıslah projesi hazırlıklarına hemen başlanmalıdır.

Acele edilmelidir. Alarm çanları İstanbul için çalıyor.

zzzzz

DEVR-İ HAMİDÎ’DE

1. Devletin başında muktedir gerçek bir Halife vardı.

2. Bazı ihmal ve tavizler görülse de devlet Şeriat ile idare ediliyordu.

3. Sünnî halkın yüzde 95’i beş vakit namaz kılıyordu.

4. Hafta tatili Cuma idi.

5. Ramazanda açıkta yemek içmek yasaktı.

6. Bütün kadınlar çarşaflı peçeli idi. İslam kadınlarının fahişelik yapmasına izin verilmiyordu.

7. Batıda ucu Adriyatik denizine dayanan bir Rumeli-i şahane vardı.

8. İmparatorluğun güney ucu Hint okyanusuna, Fizan çöllerine kadar uzanıyordu.

9. Hicaz demiryolu yapılmıştı.

10. Halep, Şam, Bağdad, Beyrut, Kudüs, Basra, Mekke, Medine, Bingazi; Selanik, Kavala, Tiran, İşkodra ve daha nice şehirlere pasaportsuz seyahat ediliyordu.

11. Başta Galatasaray Lisesi olmak üzere bütün okullarda, Müslüman öğrencilerin beş vakit namazı cemaatle kılmaları mecburî idi.

12. Bütün kışlalarda, askerî birliklerde namaz mecburî idi.

13. Kadılıklar vardı.

14. Halife Sultan, zamanın kutuplarından Muhammed Zafir el-Medenî eş-Şazelîed-Darkavî hazretlerine bağlı idi.

15. Her şehirde, her yerde tasavvuf tarikatları, gerçek şeyhler vardı.

16. Başta Fatih ve Süleymaniye olmak üzere binlerce medresede icazetli ulema, fukaha, müderris, dersiam, müfessir, muhaddis yetişiyordu.

17. Devlet Ehl-i Sünnete dayalı bir din devletiydi.

18. Siyasî hürriyet kısıtlıydı ama huzur vardı.

19. İslam dünyası Osmanlı Padişahını Halife olarak kabul ediyordu. Afrikanın kıyıda köşede kalmış İslam köylerinde bile Cuma hutbesi İstanbul halifesi adına okunuyordu. İngiliz idaresindeki Moris adasında, Cuma günü camilere Türk bayrakları çekiliyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
M. Şevket Eygi Arşivi