İbrahim Karagül

İbrahim Karagül

Afrin’de de savaşırız, Ege’de de.. Bize silah gösteren o ABD askeri..

Afrin’de de savaşırız, Ege’de de.. Bize silah gösteren o ABD askeri..

Afrin’de de savaşırız, Ege’de de.. Bize silah gösteren o ABD askeri orada kalamayacak..

Durumun ne kadar farkındayız bilmiyorum. Ama Türkiye bir varlık yokluk mücadelesi veriyor. Bir gelecek mücadelesi veriyor. Ülkemizi küçültme planları yapanlara inat daha da büyüme ve güçlenme mücadelesi veriyor. Biz “diz çök” diyenlere meydan okuma mücadelesi veriyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana oluşan en büyük tehdide karşı bir “Acımasız Mücadele” veriyor. “İstiklal Savaşı” kadar büyük, o kadar keskin bir hesaplaşma yaşıyor. Haçlı Savaşları’ndan bu yana Anadolu’nun karşılaştığı birkaç şok dalgasından birine daha direnmeye hazırlanıyor.

‘Türkiye Ekseni’nde birleşme zamanıdır!

Bu dönemde, tarihin bu en kırılgan döneminde, sadece coğrafyamızın değil dünyanın büyük bir hesaplaşmaya doğru sürüklendiği bir dönemde “Türkiye Ekseni” dışında kimsenin hiçbir yer tutma, pozisyon belirleme, taraf olma seçeneği yoktur. ABD adına, Avrupa adına, PYD adına, FETÖ adına hareket eden, gizli gizli onların tezlerini pazarlayanların bu ülkenin geçmişinde ve geleceğinde yeri olmayacaktır.

Onlar hiçbir zaman “Türkiyeli” kabul edilmeyecektir. Birer “iç tehdit”, birer “iç işgalci”, birer “içeriden operasyoncu” kabul edileceklerdir. PYD kriptolarına, gizli Amerika’cılara, Avrupa pazarlamacılarına, terör koridorunu yok etmeye çalışan Türkiye’yi yavaşlatma, tökezletme girişimlerine karşı teyakkuza geçilmelidir.

Herkes ne kadar ‘Türkiyeli' olduğuna karar verecek..

Artık etnik farklılık, siyasi farklılık, ideolojik farklılık yoktur. Hangi siyasal çevreden olursa olsun herkes, ne kadar Türkiyeli olduğu konusunda ağır bir sınavdan geçecektir. Artık, “Türkiye ekseni” ve “işgal ekseni” şeklinde iki cephe vardır. Bu ülkede yaşayan her birey, bu gerçeğin frakında olmalı, bu topraklara bağlılığından asla şüphe duymamalıdır.

Suriye ve Irak’tan gelen tehdit sadece terör örgütleri, DEAŞ ve PKK değil, bir çokuluslu işgal girişimidir. Bu milleti vatansızlaştırma planlarının parçasıdır. Bu bölgede verilen mücadele vatan savunmasıdır, ülkenin birliğini ve geleceğini kurtarma mücadelesidir.

Sakın onların vaatleriyle kalplerimiz yumuşamasın!

Bize terör örgütleri üzerinden saldıranlar ABD’dir, yüzlerce yıl, Osmanlı tarihi boyunca mücadele ettiğimiz güçlerdir.  Sakın gözlerimiz sadece DEAŞ’a, Sadece PKK/PYD’ye odaklanıp körleşmesin.

Sakın zihinlerimiz onların sözlerine kanmasın, kalplerimiz ardı ardına Ankara’ya gelenlerin vaatleriyle yumuşamasın. Sakın içerideki çok bilmişlerin, işgal aparatlarının, “truva atları”nın sözleri zihinlerimizi bulandırmasın.

Biz bu topraklarda, Anadolu’da, çevresinde yüzyıllardır bir büyük akılla, duruşla, coğrafya ve dünya algısıyla ayakta duruyoruz. Tarihin belli aralıklarında bizi yoklayan ağır travmalarla yüzleştik. İnsanlık tarihinin en keskin hesaplaşmaları bu coğrafyada yaşandı.

Bu toprakların beslediği bir büyük akıl vardır!

Büyük çöküşler ve büyük yükselişler bu topraklarda yaşandı. Dünya tarihinin en kırılgan zamanları en acı sonuçlarını bu topraklarda hissettirdi. Şimdi o tarih yeniden değişiyor. Güç haritası yeniden biçimleniyor. Biz yine bu coğrafyadayız ve mücadelenin en ağır yükü yine bizim omuzlarımıza yükleniyor.

Bu gerçeklerin iç politika ile, içerideki siyasal gruplaşmalarla, etnik ve mezhep eksenli kimlik farklılıklarıyla hiç bir alakası yoktur. Bunları bölgenin zaafları olarak pazarlayanların tamamı yalan söylemektedir. Bu gerçekler, bizim Haçlı Savaşları’nda, Birinci Dünya Savaşı’nda yaşadığımız gerçeklerdir ve gerekçeleri de aynıdır.

Bir ortak bilinci, vatan eksenini güçlendirmek..

Batı, Osmanlı’ya duyduğu yüzyılların öfkesini dünya savaşı ile aldı. Şimdi genç Türkiye tam da yeniden ayağa kalkmaya hazırlanırken, uykusundan uyanmışken, aynı öfke ile yeniden saldırmaktadır. Bugün olanları coğrafya ile, tarih ile, küresel güç haritasındaki değişimlerle, Türkiye’nin yürüyüşü ile birlikte değerlendirmeden hiçbir gerçek sonuca ulaşamayız.

Bir hamaset, bir kötümserlik, bir çaresizlik ya da abartılı bir coşkudan söz etmiyoruz. Bugünü tanımlamaya, geleceği öngörmeye, yolumuza çıkacakları hesaplamaya çalışıyoruz. Tedbir almaya, hazırlıklı olmaya çağırıyoruz. Bir ortak bilinci, vatan eksenini güçlendirmeye, bu ülkenin gücüne güç katmaya çalışıyoruz.

Biz o büyük oyunu bozduk, bozmaya devam edeceğiz!

Afrin operasyonu başladıktan sonra ABD’den gelen bütün heyetlerin tek amacı vardır, Türkiye’yi durdurmak, operasyonu sınırlamak, Münbiç ve Fırat’ın Doğu’suna genişlemesini engellemek. Çünkü onlar Körfez Savaşı’ndan bu yana, 1991’den bu yana tek bir proje uyguluyorlar. Irak’a yaptıkları, Suriye’de yaptıkları, Türkiye’yi politik olarak yönlendirdikleri her şey, o strateji içindir. O strateji de dört ülkenin parçalanmasıdır.

Türkiye, “Fırat Kalkanı” ile o büyük oyunu ilk kez bozmuştur. Afrin operasyonu ile bozmaya devam etmektedir. O garnizon haritasının Akdeniz kapılarını kapatmıştır. Şimdi ABD askeri, beraberindeki PKK ve DEAŞ teröristleriyle birlikte, Türkiye, İran, Suriye ve Irak arasına sıkıştılar.

Tam da burada, Şam yönetiminin, Bağdat’ın ve Tahran’ın akıllıca hareket etmesi, Türkiye’ye çelme atmaması gerekiyor. Atarlarsa en az Türkiye kadar onlar da zarar görecek, kendilerini toparlayamayacaklar.

ABD’nin o koridorda başarı şansı sıfırdır!

Terör Koridoru dediğimiz şey, bir yabancı işgal haritasıdır. Bu harita açıktan Türkiye’yi parçalamaya dönük bir plandır. ABD askeri birimleri, bölgenin teröristleri haline gelmiş, NATO müttefikine saldırmaktadır. Münbiç’te, Türkiye sınırında verdikleri fotoğraflar bu ülkeye saldırıdır. “PKK’yı vurursanız sizi vuracağız” diyorlar. Türkiye, bu intikam içeren görüntüleri hiç bir zaman unutmayacaktır.

Bugüne kadar hiçbir ülke, ABD kadar terör örgütlerinin elinde böylesine gülünç bir duruma düşmemiştir. Bölgede PKK ve DEAŞ’tan başka “dostu” kalmayan ABD’nin o koridorda başarı şansı sıfırdır. Sadece Afrin’de değil, Münbiç’te değil, Fırat’ın Doğu’sunda da tutunamayacaklardır.

Mesele Türkiye’nin kararlılığıdır. Birilerinin dışarıdan birilerinin içeriden bu kararlılığa zarar vermesi önlenmelidir. Bunu başarırlarsa bu ülkenin kendini savunma gücü bir daha bu kadar güçlü olmayacaktır.

Biz o “kuşatmayı” yardık, ardı ardına kaybedecekler

Türkiye’de ilk kez güçlü bir devlet aklı harekete geçmiştir. Tehditleri de, imkanları da, geleceği de, ne yapılması gerektiğini de görmüş bir akıl bugünkü pozisyonu biçimlendirmiştir. Müthiş bir kamuoyu desteğini de arkasına almıştır. Öyleyse sonuna kadar gidilecektir. Başka da hiçbir seçenek kalmamıştır. Bu büyük yürüyüşü, masalarda, diplomasi palavralarıyla heba etmeye kimsenin hakkı yoktur.

15 Temmuz saldırısı ile bu ülkeyi parçalayacaklardı. İstanbul’un Avrupa yakasını ve Trakya’yı Anadolu’dan koparacaklardı. Bu planlanmıştı. O saldırı başarılı olsaydı PKK ve DEAŞ güneyden saldıracaktı, Türkiye’nin Batı’sından da ayrıca işgal girişimi başlatılacaktı.

O gece kaybettiler. Ama durmadılar. Suriye’ye olağanüstü yığınak yaptılar, oradan Türkiye’yi vurmaya başladılar. Bizi kuşatıyorlardı. İçeriden yapamadıklarını bu sefer tamamen dışarıdan yapacaklardı. O koridordan saldıracaklar, aynı anda Ege’yi hareketlendireceklerdi.

15 Temmuz’dan hemen sonra Fırat Kalkanı’nı başlatmak onlar için ikinci hüsran oldu. Yine durmadılar. Şimdi Afrin onlar için üçüncü hüsran oluyor. Yine bırakmayacaklar. ABD askerlerinin sınırdan Türkiye’yi gösterdikleri şovlar bunun göstergesidir. Bir hüsran daha yaşayacaklar..

Ege’de de savaşırız. Buna gücümüz var..

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın dünkü açıklamasına dikkat edin. Ege’den gelen tehdide işaret ederek “iki cephede aynı anda savaşacak gücümüz var” diyor. Bu ne demek? Bu, hem güneyden, hem Batı’dan tehdit ediliyoruz demektir. Bu iki cepheden de aynı güçler Türkiye’yi tehdit ediyor demektir.

Bu da, Türkiye’nin nasıl bir “Acımasız Direniş”e odaklanması gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu, topyekûn savunma hazırlıklarının zarureti demektir. Bu savunma alanında seferberlik zamanı olduğunun, Türkiye’nin son büyük İstiklal Savaşı verdiğinin ifadesidir. Bu, herkesin durduğu yeri sağlamlaştırma, “içeriden operasyoncu”lara karşı dikkatli olma zamanı demektir.

Bize silah gösteren o ABD askeri orada kalamayacak

Batı tarafından ağızlarından salyalar akan ülkeler var. 15 Temmuz’un intikamını almak isteyenler var. Ama o gece bu millet nasıl o çokuluslu hesapları onların başlarına geçirdiyse Suriye’nin kuzeyinde de aynısını yapacaktır. Öyle Afrin’de sıkışıp kalmayacaktır. Münbiç’te ABD engeli onu durduramayacaktır.

Bir yere not edin, göreceksiniz: Bugün sınırımızdan bütün Türkiye’ye silah gösteren o ABD askerlerinin hiç biri orada kalamayacak, orada tutunamayacak, kaçarcasına çekip gidecektir. Göreceksiniz, bugün Batı’dan, Ege’den tehdit edenler çok geçmeden bir birbirlerini boğazlamaya başlayacaktır.

Bu bizim için kaderdir

İçeride ve dışarıda olağanüstü güç biriktirme, dayanışma zamanıdır. Her birey, üzerine düşeni yapacaktır, yapmak zorundadır. Çünkü tarihin ağır yükü, coğrafyanın ağır yükü bir kez daha bu milletin omuzlarına yüklenmiştir. Çünkü tarih değiştirici güç bu milletin kendisidir ve bu da bir kaderdir.

Türkiye doğru yoldadır. Yapmamız gereken tek şey, adımlarımızı güçlendirmek ve hızlandırmaktır. Artık geri dönüş yoktur, hiçbir güç de Türkiye’yi geri döndüremeyecektir. Büyük yükseliş döneminin sancılarıdır bunlar ve milletimiz, siyasi genetiğimiz buna çok aşinadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim Karagül Arşivi