AK Partili mi İttihatçı mı?

AK Partili mi İttihatçı mı?

Bir kitle partisi olarak AK Parti'de farklı siyasal geleneklerden gelen insanlar olduğunu biliyorduk, ama 'İttihaçı' bir Milli Savunma bakanı olduğundan haberimiz yoktu.

10 Kasım vesilesiyle Brüksel'de konuşan Vecdi Gönül; "Eğer Ege'de Rumlar devam etseydi ve Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?" diye soruyor. Sonra da İzmir'de Levantenlerin kaybolmasının, Ankara'nın dörtte üçünü oluşturan Yahudi, Ermeni ve Rum mahallelerinin ortadan kaldırılmasının 'milli devlet' için ne kadar önemli olduğunu anlatmakta kelimelerin kifayetsiz kaldığından yakınıyor.

Bu konuşma, 'devlet aklı'nda tehcirin ve mübadelenin ve Varlık Vergisi'nin ve 6-7 Eylül saldırılarının nasıl makul ve meşru görüldüğünün bir itirafı. Ve inanın birilerinin korktuğu olur ve bir gün Ermeni tehciri uluslararası mahkemelerde tazminat konusu edilirse TC Milli Savunma Bakanı'nın, yani tehcirde Enver Paşa'nın oturduğu koltukta oturan bir kişinin bu 'itirafları' çok büyük bir dayanak olacaktır. İttihatçılık böyledir işte, faturasını hep bu millet öder.

Aslında Vecdi Gönül, devletin neredeyse yüz yıldır gizlediği bir 'akıl yürütmeyi' ifade ve itiraf etmiş bulunuyor. Dediği basit: Milli devlet olmak için bu topraklarda 'etnik' türdeşlik yaratacak bir 'temizlik' yapılmalıydı.

'Milli devlet'in bu toprakları homojenleştirme projesi 1924'te bitmedi. 1930'larda 'vatandaş Türkçe konuş' kampanyası, 1942'de Varlık Vergisi, 1955'te 6-7 Eylül saldırıları hep 'milli devlet'i kurmak adına meşrulaştırıldı. Mübadeleden sonra bile Türkiye'de nüfusun % 2,5'i gayrimüslimlerden oluşuyordu; bugün neredeyse binde 1,5'i. 'Sev'medikleri için 'terk'etmediler; sistemli bir (milli) devlet politikası sonucu eritildiler gayrimüslimler.

'Milli devlet', yani pratikte, vatandaşına 'zulmedebilme kapasitesine' sahip devlet... Gayrimüslim vatandaşlarla sınırlı kalmadı tabii bu mekanizmanın kullanılması. Devletin bir 'baskı, sindirme ve dışlama' mekanizması olarak 'gelişmesi' resmi kimlik tanımına uymayan herkese yönelik şiddeti de mümkün kıldı. Homojen bir ülke adına gayrimüslimleri 'eriten', Müslümanlardan müteşekkil bir ülke oluşturmaya çalışan devlet, sınırlarını kendi çizdiği Müslümanlığın dışına çıkanlara da uyguladı aynı zulüm makinesini.

Bakanın sorusunu değiştirip bir de şöyle soralım: Bu ülkede nüfusun % 15'i gayrimüslimler olarak kalsaydı devlet farklı kimlikleri (dinî veya etnik) sindirmekte bu kadar cesur davranabilir miydi? Gayrimüslimlerin varlığı 'İslamî' kimliğin de içinde bulunduğu farklı ve çoğul kimlikleri devlet karşısında daha korunaklı kılmaz mıydı?

Gayrimüslimlerin elinden servetleri alındı. Neden? 'Milli' burjuvazi yaratmak için, öyle mi? Ne yaptı bu 'milli' burjuvazi peki? Daha adil, daha vatansever, daha demokrat mı davrandı? Hayır, dünya ile rekabet etmeyi öğrenmek yerine devletten beslenen, bunun karşılığında da resmi ideolojiye destek veren, dışa kapalı bir ekonomide milleti kalitesizliğe mahkum eden bir 'milli burjuvazi'. Gayrimüslim zenginlere karşı 'milli devlet' aslında 'milli burjuvazi' yaratmadı, 'kapıkulu zengini' yarattı. Bu kapıkulu zenginleri de 1980'lerde Özal'ın piyasa ve dışa açılma politikalarının sonunda ortaya çıkan 'Anadolu burjuvazisi'ne karşı 28 Şubat'a sarılmakta, 27 Nisan bildirisine örtülü destek vermekte hiç tereddüt etmedi. Alın size İttihatçılardan beri yaratılmaya çalışılan 'milli' burjuvazi.

Çoğulluğu yok eden bir devlet mekanizması dur durak bilmedi; farklı olan her kimliği, her düşünceyi kendine düşman bildi. Yüz yıldır 'iç düşmanları'nı bitirebildi mi bu 'milli devlet'? Bitmez, çünkü farklı olan her şey ve herkes onların düşmanı. Mesele, 'milli devlet' değil, 'demokratik devlet'. İttihatçıların 'milli devlet' anlayışı 'demokratik devlet'in köklerini kuruttu bu topraklarda. Yoksa İttihatçı kafa için mesele, 'milli devlet' değil de 'faşist devlet' miydi?


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi