Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

O olayı “haber” yapmadık, niye?

O olayı “haber” yapmadık, niye?

Hemen her hafta olduğu gibi, geçen hafta da, "gündem maddesi bol ve çeşitli" günler yaşadık... Günler, bir yandan yaşanan "kriz"in "ekonomik" mi, "finansal" mı olduğu... Ergenekon Terör Örgütü Dâvâsı'nda ifadesi alınan sanıkların "gerçek"leri çarpıtıp çarpıtmadıkları... Başbakanlık tarafından uygulanan "akreditasyon"ların "keyfî" olup olmadığı... CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Bakırköy'de "mandepsi"ye bastırılıp bastırılmadığı... Ankara'ya yürüyüp miting yapan "Alevi"lerin gerçekten "Alevi" mi, yoksa "Marksist-Ateist bir gürûh" mu olduğu... Etrafında Lozan görüşmelerinin yapıldığı "masa"nın; bir "hezimet"in mi, yoksa "zafer"in sembolü mü olduğu tartışmaları, geçen haftanın gündemini işgal eden konuların başında geliyordu... Vakit okurları, bütün bu konularla ilgili haberleri, gelişmeleri ve tartışmaları, en ince detaylarına kadar okuyup, öğrenme fırsatı buldular.
Ama, "bir tek olay" hariç!..

KRİZ EKONOMİK Mİ, FİNANSAL MI?
Önce "global kriz"den söz edelim... Hemen herkes, bu krizin "dünyayı saran ve sarsan ekonomik bir kriz" olduğunu iddia ederken, malûmlarınız olduğu üzre, ABD'deki temaslarını sürdüren Başbakan Tayyip Erdoğan; krizin, "ekonomik değil, finansal" olduğunu söyledi ve "borçlarının silinmesi"ni istemek gibi "krizden rant elde etmek" isteyen çevrelere açık mesaj gönderdi.
Dedi ki;
"Türkiye'deki bankalar geçen yıl 11 milyar 700 milyon dolar kâr elde ettiler... Bu yıl da, 11 milyar dolar civarında bir kâr elde edecekler!.. O halde, niye panik yapıyorlar, neyin endişesini yaşıyorlar?"
Bu sözler, mutlaka önümüzdeki günlerde de tartışılacak ve bu tartışmalar esnasında "paradan para kazanan çevreler"in maskesi herhalde düşecektir!..
Öyle ya;
Hem "paradan para kazanmaya" ve üstelik "11 milyar dolar kâr" etmeye devam edecekler, hem de "kendilerine para pompalanmasını" isteyecekler!..
İyi de, Hükümet, kimin parasını kime pompalayacak?.. "Bankaların verdiği kredi kartları"nın borçlarını ödeyemediği için "intihar"ın eşiğine gelmiş insanların parası, bir de "banka"lara mı pompalanacak?..
Hiç olacak şey mi bu?..

AKREDİTE OLAYINDA GÖZDEN KAÇIRILANLAR!
Söz "Başbakan"dan açılmışken, "Hükümetin bir icraatı" ile devam edelim hasbihalimize...
Malûm, geçen haftanın en çok tartışılan mevzularından biri de; "Başbakanlık muhabiri olan 7 gazeteci"nin "akredite kartlarının iptal edilmesi"ydi!..
Gazeteler ve televizyonlar, bu uygulamanın "basına sansür" ve "eleştiriye tahammülsüzlük" olduğunu iddia ederken; her ne hikmetse "olayın 2 boyutu"nu gözden kaçırabilmek için büyük bir "cambazlık" sergilediler...
Olayın gerçeği şu:
Akredite kartları iptal edilen gazeteciler, "muhalif ve eleştirel haberler"inden dolayı değil, "yalan" haberlerinden dolayı "akredite" edilmediler!..
Ki, hangi haberlerinin "yalan" olduğu da, tek tek açıklandı!..
Olayın bir diğer boyutu da şu:
"Başbakanlığın akredite kriterleri"ni eleştiren ve bunun "basına uygulanan sansür" olduğunu iddia edenler, yine her ne hikmetse "Genelkurmay'ın akreditasyon uygulaması"nı gözlerden gizlediler...
Oysa Başbakanlık; o da "yalan" yazdıklarından dolayı "gazeteci"lerin şahıslarına akreditasyon uygularken, Genelkurmay, doğrudan "gazete"lere, yani "kurum"lara sansür uyguluyor!..
Hem de, gerekçe açıklamadan!..
Sizin anlayacağınız;
Kartel medyası, her zaman olduğu gibi, bu olaya da "işine geldiği şekliyle" bakmış, yani "ikiyüzlülük" uygulamıştır!..
Tabiî, "araştırmacı (!) gazeteci" Uğur Dündar'ın yaptığı "hayatının gafı"nı da görmezden geldiler!..
Biliyorsunuz... Uğur Dündar, Star TV'nin Başbakanlık muhabiri Fatma Çözen'in; "Hükümet'e yalakalık yapmadığı için" akredite kartının iptal edildiğini söylemişti!..
Bu söz, iki açıdan çok önemliydi...
Bir; halen "Başbakanlık muhabirliği" yapan ve aralarında "Star TV'nin 3 muhairi"nin de bulunduğu 319 gazetecinin tamamı, Uğur Dündar'a göre "yalaka" idi!..
İki; Genelkurmay'ın akredite yapmadığı gazeteciler, "yalakalık yapmadıkları için" kapsam dışı bırakıldı!..
Ne hikmettir bilinmez, işte bu "skandal söz" de, yoğun gündem arasında kaybolup gitti!..
Ya da, özellikle "kaynatıldı!"

BAYKAL’DAN “TADİLAT” AÇILIŞI!
Gündeme dair yazılacak konu çok... Ama, "Evren ve cuntacı arkadaşları" hakkında dâvâ açtığı için meslekten men edilen, dolayısıyla "avukatlık yapması bile yasaklanan" Adana eski Savcısı Sacit Kayasu hakkında AİHM'nin kararını yazmadan geçmek olmaz... Malûm, AİHM, verdiği kararla hem "darbeciler hakkında dâvâ açılabileceğine", hem de böyle bir dâvâ açtığı için meslekten men edilen Sacit Kayasu'nun mağdur edildiğine, dolayısıyla kendisine "41 Bin Euro tazminat" ödenmesine hükmetti...
İşte bu karar, "emsal" teşkil edecek bir karar olması dolayısıyla önemli bir karar... Yani, "darbeciler" hakkında dâvâ açacak bir "savcı"ya, bundan böyle hiç kimse dokunamaz!..
Vakit'in geçtiğimiz Salı günü sürmanşetten verdiği "Açılış Kalpazanlığı" başlıklı haber de, çok ses getirdi.
Bilindiği gibi;
CHP'li Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, Genel Başkanı Deniz Baykal'ı fena halde tuzağa düşürmüştü... Başörtülü bir bayanın, izleyici sıralarına oturmasının engellendiği törenle, Bakırköy Belediyesi'nin açılışını yaptığı spor tesislerinin, 2003'ün Ağustos ayında eski Başkan Ahmet Bahadırlı tarafından hizmete giren tesisler olduğu ortaya çıkmıştı...
Vakit'in gündeme getirdiği olayla ilgili dün bir açıklama yapan Ateş Ünal Erzen, bugünkü Vakit'te de okuyacağınız gibi o tesislerin "yeni yapım" değil, o tesislerde "tadilat yapıldığını" kabul ve itiraf ediyor!..
Tesislerin açılış töreninde, "başörtülü bir hanım"ın oturduğu yerden kaldırılması ile ilgili olarak da, "orası protokolün oturacağı sıralardı" savunması yapıyor ama, muhabir arkadaşlarımızın fotoğraflarla belgelediği gibi; "protokol" için ayrıldığı iddia edilen o yerlerde "çocuklar" oturuyordu!..
Sizin anlayacağınız;
CHP'li Başkan, "tesis değil tadilat" yaptığı, "resmî araçları yandaşlarına tahsis" ettiği ve "başörtülü" hanımı kovdurup, yerine "çocuk"ları oturttuğu için, bir defa daha "suçüstü" oluyordu!..
Ama, "CHP" idi bu!..
Bunu, hep yapıyorlardı!..

O HABERİ VERMEDİK, ÇÜNKÜ!
Dediğimiz gibi; geçen haftaki Vakit'in manşet ve sürmanşetlerinden yığınla haber verildi ve "Vakit okurları"na sadece gerçekler aktarıldı.
Ancak, bir "olay" vardı ki; Vakit okurları, o haberi okuyamadılar.
Çünkü, o haberi vermedik!..
Peki, niye vermedik?..
Sırf "hassasiyetimiz"den, sırf "yayın prensiplerimiz"e sadakatten dolayı vermedik!..
Peki, "vermediğimiz o haber" neydi?..
Vermediğimiz haber; kendilerine "Müslüman Kadınlar" diyen bir grup hanımın, internette "Vakit'e kınama platformu" açmalarıydı!..
Evet, Vakit'i kınıyorlardı!..
Hem de, Hüseyin Üzmez'den dolayı!..
Oysa bu gazete, Hüseyin Üzmez'e 6 aydır yazı yazdırmadı... Dahası; televizyonda sarfettiği sözlere kesinlikle katılmadığını açık açık deklâre etti!..
O halde, bu "Müslüman Kadınlar" niye Vakit'i kınıyor?..
Öyle ya;
"Birey"lerin hata ve günahlarından dolayı "kurum"ların kınandığı nerede görülmüş?..
Ne yani; bir "Kasklı Sapık"tan dolayı bütün "opera sanatçı"larını mı kınayacağız?.. Ya da, o kasklı sapığın "mason" olduğu ortaya çıktığına göre; "bütün masonlar cinsel sapık" mı diyeceğiz?..
Ya da;
"Çocuklara taciz ve tecavüz"den tutuklanan "sapık bir yüzbaşı"dan dolayı "bütün TSK mensupları"nı mı suçlayacağız?..
Hüseyin Üzmez'in, "kesinlikle onaylamadığımız eylem ve söylemleri"nden dolayı Vakit'i suçlamak ve bunun için de bir platform oluşturmak hangi vicdana, hangi inanca ve hangi insanlığa sığar?..
Açık söyleyelim... Bu olayı, işte bunun için "haber" yapmadık... "Belki hatalarını görürler" diye bekledik... Ama gördük ki; aralarında "cinayet sanığı insanlara yakınlık"ları da bulunan hanımlar, Vakit'i kınamakta kararlı!..
Olsun... Yine de "haber" yapmayacağız!.. Sırf, yayın hayatına atıldığımız gün "verdiğimiz söz"e sadık kaldığımız için haber yapmayacağız!..
O gün, şu sözü vermiştik:
"Müslüman'a karşı müşfik, kâfire karşı şedit olacağız!"
Aynı zamanda "yayın prensibimiz" olan bu söze bağlılığımızdan dolayıdır ki; adında "Müslüman Kadınlar" bulunan bir plâtforma sesimizi çıkarmıyoruz!.. Evet, evet, sırf "Müslüman" kimliklerinden dolayı saygı duyuyoruz...

EBA MÜSLİM HORASANÎ DER Kİ!
Oysa, biliyoruz ki;
O platforma imza atanlar arasında, "ateist"liğini deklâre eden ve "eşcinsel"lere destek vermesiyle tanınan Baskın Oran gibi tipler!..
Adı Okşan olan "travesti"ler!..
Ve "Mısır Çarşısı'nı bombalamak ve 7 vatandaşımızın ölümüne sebebiyet vermek"ten yargılanan Pınar Selek gibi kadınlar vardır!..
Şu garabete bakın ki;
"Cinsel tercih"lerini yapanlarla "dinsel tercih"lerini yapanlar, "Vakit'e kınama" konusunda "işbirliği" yapıyor ve adeta "tek vücut" oluyor!..
Tam bir garabet!..
Tam bir kara mizah!..
Bu "yaman çelişki"lere rağmen, bu platform hakkında "haber" yapmadık...
Ancak, kendilerine Eba Müslim Horasanî'nin ünlü sözünü hatırlatmayı da, bir "Müslüman" olarak boynumuza borç biliyoruz.
Evet, Eba Müslim Horasanî'nin o ünlü sözü, sadece "Müslüman Kadınlar"a değil, "Müslümanım" diyen herkesin kulaklarına "küpe" olmalıdır!..
"Zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular.
Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar!
Yakınlaştırılan düşmanlar dost olmadı.
Ama, uzaklaştırılan dost, düşman oldu!
Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu!"
İsteriz ki;
Eba Müslim Horasanî'nin bu sözünü herkes çerçeveletsin ve assın duvarına!..
Her gün de baksın ona.
Sonra da "vicdanî muhasebe" yapsın;
"Dostlarıma tavrım nasıldır, düşmanlarıma nasıl?"
Bu "muhasebe"yi yapmayanlar, emin olun ki "yıkılmaya" ve "yok olmaya" mahkûmdur!..
Hem de, uzaklaştırdıkları "dost"larının elinden değil, yakınlaştırdıkları "düşman"larının eliyle!..
Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi