26 Eylül 2017 Salı5 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:23Güneş 06:48Öğle 13:03İkindi 16:22Akşam 19:04Yatsı 20:23
    • 22°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 14°C Amasya
    • 13°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 102.270 -1.78
  • Altın: 149,533 2.44
  • Dolar: 3,5485 1.65
  • Euro: 4,2033 0.79

Kur’an’dan Kuduranlar

Cemal Nar

Sizin de işiniz devlet dairelerinde olabilir. Ya da bir işiniz gereği yolunuz oralara düşmüş olabilir. Ne görürsünüz?

“Ohooo!” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, aynen öyledir.

Kimi memurlar vardır, önündeki işlerle meşguldür. Kafasını kaşıyacak zamanı yoktur, mesai nasıl bitti anlamazlar. Eskiden “nüfus dairesinde” çalışanlar öyleydi özellikle. Evet, bunda kurumların da bir farkı vardır. Mesela Orman Dairesinin mühendislerini hep arazide çalışır görürken, Ziraat Dairesinin mühendislerini oturur görürdüm eskiden. Şimdi nasıllar bilemem.

Evet, kimi memurlar da vardır, oyalanır durur, vakit geçirirler; ya bilgisayarları ile meşguldür, ya gazete okur, ya da sohbet ederler. Onlardan özellikle bilgisayarlarında kumar kâğıtlarıyla oynayanları hoş görmemişimdir. Saatlerce müzik ve sigara eşliğinde kâğıt oynar onlar, vatandaş da kafasını kaldırmadan iş yaptığını sanır.

Kimileri de vardır, ip ve tığlarını çıkarmış, tekstil sanayine katkı sağlamak için ha bire örmelerle meşguldürler sohbet ederekten öbeklendikleriyle…

Başlarında şefleri de vardır ama manzara pek de değişmez. Kimse arkadaşlarıyla kötü olmak istemez. “Bugün git yarın gel” anlayışı her ne kadar yavaş yavaş tarihe gömülüyorsa da, görevini aslanlar gibi yapanlar bu ülkede çok sevilmezler. Eskiler, durup dururken dememişlerdir herhalde “idare, müdara, dek, dubara” derken!

İşine aslanlar gibi sarılan bir yiğit de Niğde’den çıkmış. Haberlerde okuduğumuza göre Niğde Üniversitesi Rektörü Hamza Uygun, odasından Kur'an sesi geliyor diye Personel Dairesi Şube Müdürü Erol Dervişer'i cezalandırmış. İtiraz üzerine YÖK cezayı kaldırmış. Rektör bu defa başka suçlar icat ederek Dervişer'e iki ayrı ceza vermiş. O da yine itiraz etmiş. Şimdi gözler yeniden YÖK'te imiş.

Öğrendiğimize göre bizzat Hamza Uygun'un talimatıyla başlatılan soruşturmaya Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği'nin 6/a maddesi gerekçe gösterilmiş. Disiplin yönetmeliğinin söz konusu maddesinde “görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranılması” ifadeleri yer alıyormuş.

Deniliyor ki: “Soruşturmada Erol Dervişer'in üniversitenin bilgisayar ve elektriğini kullanarak Kur'an dinlemesi bu madde kapsamında değerlendirildi. Soruşturma sonucu Dervişer kınama cezasına çarptırılırken, savunmasında pişman olmadığını söylemesi üzerine alt ceza uygulanmadı.

Kur'an dinlediği için cezalandırılan Dervişer'in yakın çevresine “kendisine haksızlık yapıldığını, yüksek sesle Kur'an dinlemesinin söz konusu olmadığını, sadece nasıl diğer personel bilgisayarında şarkı dinleyebiliyorsa kendisinin de Kur'an dinlediğini” söylediği öğrenildi. Detaylarla haber devam edip gidiyor. (*)

Şimdi biz ne diyelim bu işe?

“Mesai saatinde Kur’an dinlemek olur mu? Hak etmiş cezayı, aferin rektöre” mi diyelim, yoksa “ama aynı cezayı müzik dinleyenlere vermemiş. Öyleyse burada hem eşitsizlik, adaletsizlik, taraf tutma, hem de Kur’an düşmanlığı var, ” diye kötü mü söyleyelim?

Önce bir detayı merak ettim; bu rektörü kim atamış, kimin hanesine sevap ya da günah yazdırıyor?

İnternete girdim ve daha içine bakmadan bir başlıkta aradığımı gördüm: “Sezer Niğde'ye rektör atadı. İnternet Haber Televizyonu ...”

Eh, Abdullah Gül’ün defteri Kur’an dinlemeyi cezalandırma işinden pay almaktan şimdilik kurtulmuş. Sanırım Sezer de “bana layık olduğunu gösterdin” diye sevinmiştir.

Kur’an-ı Kerîm bildiğiniz gibi Allah Teâlâ’nın yüce kelamıdır. Ya Cebrail aracılığıyla, ya da doğrudan Sevgili Peygamberimize indirilmiş, okumak ve dinlemekle ibadet olunan, eşi benzeri getirilemeyen, içinde ilim, hikmet ve menfaat olan, iman, ibadet, hukuk ve ahlak ilkeleriyle insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, çok faydalı ve parlak şeriatıyla birey ve toplumlara birlik ve dirlik içinde sağlıklı, saadetli ve varlıklı yaşamanın metotlarını öğreten, içinde asla yanlışın, çelişkinin, batılın, bozukluğun, faydasızın, çirkinin olmadığı, daima ahlakı, erdemi, fazileti öğütleyen, batılı, kötüyü, yaramazı yasaklayan, içindeki kanunları ile insanlığa kurtuluş ve hidayetin dosdoğru yollarını gösteren, bu arada kendisinden önceki kitapları da tasdik ederek semavî dinlerde birlikteliği sağlayan, çok yüce, çok şerefli, çok kıymetli, çok faydalı, çok hikmetli, baştan sona nur, hidayet, öğüt, beyan, feyiz, bereket, rahmet, şefkat, şefaat, şifa olan ve bütün bir insanlığı muhatap alan, aslı Arapça olan ilahî bir kitaptır.

Bir Ramazan ayında inen, indiği geceye bin aydan daha hayırlılık kazandıran, muhkem ve müteşabih ayetleriyle insanın kalp ve kafasını zenginleştiren, ilimlere çığır açan, böylece Allah Teâlâ’nın bize en büyük ikramı olan medeniyet kuran kitabımız Kur’an-ı Kerim’e iman etmek, saymak ve sevmek, okumak, dinlemek, anlamaya, dinlemeye ve uyup itaat etmeye çalışmak, onu yaşamak ve yaşatmak farzdır. Yani bu büyük nimeti ihsan eden Allah Teâlâ tarafından insandan istenen kesin bir emirdir.

Onu inkâr etmek, Allah Teâlâ’yı inkâr etmekle netice itibariyle aynıdır. Onun bir, iki, üç, beş… ayetini inkâr etmekle, tamamını inkâr etmek, kâfir olma açısından aynıdır. O kitabın bir kısmını alıp bir kısmını atmakla, tamamını atmak aynı nankörlüktür yani.

Onun ayetlerini ister bir menfaat karşılında, isterse düşmanlıkla olsun ihtiyacı olandan esirgemek, gizlemek, saklamak, içindeki bilgileri değiştirmek, bozmak, çarpıtmak, saptırmak da aynı günahtır.

Kur’an-ı Kerîm Allah Teâlâ’nın kelamıdır. Ona tabi olanlar, yani onu okuyan, anlamaya çalışan, bireysel ve toplumsal hayatlarında uygulayan, emir, yasak ve tavsiyesine itaat ederek uyan müslümanlar, onun aynı zamanda Allah Teâlâ tarafından korunduğuna, asla kaybolmayacağına da inanırlar. Ona ne kâfirler, ne şeytanlar bir zarar veremeyeceklerdir. Yaklaşık 23 yılda parça parça inen bu kitaba batıl ne önden, ne arkadan, ne sağdan, ne de soldan asla yaklaşamaz, bilakis o bütün batılları parçalar ve yok eder.

Bütün bu yazdıklarımız aslında bizzat Kur’an-ı Kerîm’in ifadeleridir. Okuyucuyu sıkmamak için sure ve ayet numaralarını vermedik. Ama onu okumak için yola çıkanlar, adım başında bunlara rastlar ve haliyle bunları bilirler.

Gelelim Rektörün meselesine. Ama öbür yazıda…

____________
(*) http://www.habervaktim.com/haber/39754/bu_ne_bicim_rektor.html

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.