23 Mayıs 2017 Salı27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:41Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:30Yatsı 22:13
    • 17°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 97.717 1.37
  • Altın: 144,143 -0.08
  • Dolar: 3,5683 0.19
  • Euro: 3,9936 -0.18

Bu anlayış krizin sebebi

Abdulkadir Özkan

Ekonomik kriz artık yöneticiler tarafından da kabul ediliyor ve en az zararla çıkmanın çareleri araştırılıyor. Elbette bu kriz devam edip gitmeyecektir, bir gün durulma söz konusu olacaktır. Ancak, kriz geçtiğinde delip geçtiğini de göreceğiz. Zaten birtakım tahribata özellikle de yıkıntıya yol açmayacak olsa yaşananların ekonomik kriz olarak nitelendirilmesine gerek yok. Dileriz tahribatı ve yıkıntısı az olur. Az olur ki yeniden yapılanmada zorluk çekilmesin.

Bu ülke yakın geçmişte de arka arkaya iki defa ekonomik kriz yaşadı. Sonunda atlatıldı. Ancak, sanıyorum ekonomik anlayış ve uygulamalarımızı bu defa ciddi olarak gözden geçirmek ve yeni bir değerlendirmeye tabi tutmak durumundayız. Şimdiye kadarki uygulamaların bugünkü krizin ortaya çıkışında oynadığı rolü tespit gerekiyor. Bunu yapabilirsek bundan sonrası için alacağımız tedbirler gerçekçi olabilir.

Bugün ülkemizin içine sürüklendiği krizin ana sebebinin şimdiye kadarki gereksiz dış borçlanmalarımız olduğu açıkça görülüyor. Dış borçlanmanın ana sebebi ise dış ticaret açığı. Yani kazandığımızdan fazla tüketme alışkanlığının ülke çapındaki sonuçlarıdır.

Geçtiğimiz yıl ithalatımız ile ihracatımız arasında 40 milyar doları aşkın fark oluştuğunda, “Bu böyle gitmez. Buna karşı bir tedbir almak gerekiyor” diye uyardık. Uyaran elbette sadece biz değildik. Ne var ki uyarılar hiç dikkate alınmadı. Bir yandan ürettiğimizden fazla tüketmeye devam ederken öbür yandan da lazım oldukça küresel sermayeye müracaat edildi ve faiz karşılığı sürekli borçlanıldı. Öyle bir noktaya gelindi ki ülkenin tüm imkanları sadece alınan borçların faizini ödemeye tahsis edilir oldu. Bu işin sonu nereye kadar gider, nerede tıkanıp kalır diye hiç düşünülmedi. Bir başka ifade ile uygulanan ekonomik politikaların her geçen gün ülkeyi biraz daha batırdığını kimse görmek istemedi. Kısacası bu ülkeyi yönetenler daldıkları rüyadan uyanmak istemediler.

Sadece ekonomimizin çok güçlü olduğu söylenip duruldu, bunun gerekçesi de borçları döndürebiliyor oluşumuz gösterildi. Borçların döndürülebiliyor olmasının ekonominin iyiye gittiğini göstermediğini kimseye anlatamadık. Belli ellerde yığılmış olan küresel sermayenin dünya üzerinde para ile para kazanmak için dolaştığını, kim daha fazla kazanç sağlarsa o ülkeye yöneldiğini bir türlü anlamak istemediler.

Borç ile ayakta kalarak güçlü olmanın mümkün olmadığını, bir ülkenin gücünün yaptığı üretimle alakalı olduğunu kimselere anlatamadık.

Borsa yükseliyorsa, döviz yerinde sayıyorsa bunun kerametini bazıları kendilerine bildiler. Halbuki ne dövizin sabit kalışında ne de borsanın yükselişinde kendilerinin hiçbir dahli olmadığını görebilseler gerekli tedbiri alabilirlerdi. Sıcak para olarak nitelendirilen yabancı sermayenin ülkemize geliş sebebi de hep ya bilerek ya da bilmeden yanlış algılandı. Ekonomimiz güçlü olduğu, Türkiye’ye güvenildiği için ülkemizin sıcak para cenneti olduğunu sandılar. Halbuki sıcak paranın sahipleri sadece yüksek kazanç peşindeydiler. Öyle bir noktaya geldik ki yatırım yapıp riziko üstlenmeden dış sermaye çevreleri kısa dönemli yüksek karlarını elde edip keyiflerine baktılar.

Yatırım olmadan üretimin artmayacağı, üretim artmayınca dış ticaretteki açığın kapanmayacağını bir türlü görmek istemediler. Hep ihracatta rekor kırdığımız gündeme getirildi buna karşılık ithalatta kırılan rekorlar ya görülmek istenmedi ya da gerçekten görmediler. İthalat rakamları genellikle yıl sonunda dış ticaret tablomuz ortaya çıktığında görülebildi. O zaman da ortada fazla bir sıkıntı hissedilmediği için kimse üzerinde durmadı. Kimse çıkıp da “Beyler bu dış ticaret açığı böyle sürüp gittiği sürece ülke felakete sürüklenir” demedi, diyenler ise kötü niyetliler olarak algılandı.

Bugün ülkemiz sadece sanayi ürünleri ithal etmiyor, her türlü tarım ürününü de dışarıdan alıyor. Yani kendi çiftçimizin üretimi gerilerken başka ülkelerin çiftçilerine destek veriyoruz. Sanki çok zengin, hiç bitmeyecek kaynaklara sahip bir ülke gibi.

Dileriz bu krizden en az zararla ülkemiz çıkar. Ancak, bundan sonrası için dış borca dayalı ekonomik uygulamalardan mutlaka vazgeçilmesi gerekiyor. Yatırıma öncelik veren üreten ve satan bir ülke olmak durumundayız. Her şeyi ile dışa bağımlı bir ülkenin devamlı olarak bu şekilde yönetilmesinin yanlış olduğunu hiç olmaza bu son kriz herkese hatırlatmış olmalı.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.