23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 19°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • 5°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 10°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 107.303 -1.09
  • Altın: 153,246 1.39
  • Dolar: 3,7141 1.19
  • Euro: 4,3624 0.88

Çağdışı laiklik!

Abdurrahman Dilipak

Asıl sorun bu.. Başörtüsü, İmam-Hatip meselesi bu temel sorunun yan ürünleri..
Terör, irtica, darbeler, ekonomik kriz, kültür krizi, adına ne derseniz deyin, bu krizlerin anası olan krizin kaynağı, Türkiye’nin “Hukuk Devleti” olma sorunudur. Ve bu sorun şu sacayağı üzerinde hayat bulur: 1- Dini özgürlükler, 2- Kültürel haklar, 3- Demokrasi.
Bunlardan ilkinin kaynağı yanlış laiklik uygulamasıdır ve bu sorunun yoğunlaştığı, polarize olduğu pratikteki karşılığı İslâm dinidir.. Aslında sorun bütün dini kesişimleri ilgilendiren bir sorundur.. Kültürel hakların polarize olduğu alan ise Kürt sorunudur.. Bu sorun aslında Arap, Gürcü, Boşnak, Ermeni, Rum, Süryani herkesi ilgilendirmektedir..
Bazı toplum kesimleri için sorun hem dini, hem etnik, hem de kültürel özelliklere sahiptir.
3. temel sorun ise, insan hakları ve demokrasi. Bu kesimin sorun olarak kendini dışa vurduğu alan ise liberal kesimdir..
Sorun bütün bu kesimler için, ideolojik ve politik bir derinliğe sahiptir aynı zamanda.
Bu sıkıntıyı artık CHP de hissetmeye başlamış olmalı ki, çarşaf tartışmasını yeniden başlattı..
MGK Genel Sekreterliği'nde Müşavirlik görevinde bulunan, TSK'dan Kurmay Albay rütbesiyle emekli olan Dr. Atilla Sandıklı’nın laikliği “baskı aracı” olarak tanımlayan açıklaması da bu anlamda önemli..
Türkiye’de sorunlu kesim, toplumun % 90’ını oluşturuyor.. Bu % 90’lık kesimin (Müslüman, Kürt ve liberal) birbirlerinin haklarına ilişkin temel bir kaygıları da yok..
O zaman rejimi koruma adına azgın azınlığın cumhura karşı uygulamaya çalıştığı siyasetin hukuki, ahlaki, mantıksal bir temelinden söz edebilir miyiz?
Kaldı ki, % 90’lık kesim, geri kalan % 10’luk kesimin hak ve hukukuna karşı bir tehdit ve meydan okuma içinde de değil.. Yani açık ve yakın bir tehdit sözkonusu değil. Silahlı, şiddet içeren bir tehdit de sözkonusu değil. Ama darbe ve çetelerle silahlı, açık ve yakın bir tehdit ve meydan okumayla karşı karşıya, tehdit ve baskı altında olan büyük bir kesim var bu ülkede..
Sandıklı, “çağdışı laiklik uygulamalarının Türkiye'nin birlik ve beraberliğini tehdit eder hale geldiğini” söylüyor.. Bakın bu kişi bir kurmay albay. MGK’da çalışmış biri..
Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Başkanı Dr. Atilla Sandıklı tarafından hazırlanan “Değişen Güvenlik Anlayışları ve Türkiye'nin Güvenlik Stratejisi” başlıklı raporda, laikliğin iç barışın gereği olması gerekirken, yanlış uygulamaların onu bir tehdit aracı haline getirdiği vurgulandı. Raporda, “İrticayla mücadele ve laiklik adına insan haklarına aykırı olarak halkın temel inançlarına ve değerlerine karşı çıkılması, farklı inanç ve değerlerin halka dayatılması Türkiye'deki birlik ve beraberliğe zarar vermektedir. Çağdaş laiklik anlayışına aykırı olarak bu görüş ve eylemlerin sistematik bir hal alması ve halk üzerinde baskı kurulması da Türkiye'nin birlik ve beraberliğine yönelik önemli bir tehdidi oluşturmaktadır” denildi.
Bu konuda son zamanlarda yeni yeni ilginç çalışmalar yapıldı.. Yabancılar da bu konuyla ilgili. Laiklik sorunu aşılmadan Türkiye’de hiçbir sorunun çözülmesi mümkün değil..
Laikçi kanadın hesabı açık. Dini; ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel alandan, kamusal alandan tecrit etmek.. Bu mümkün değil ama bunun için mücadele ediyorlar. Karşı çıkanları ise “dincilik”le suçluyorlar..
CHP’nin yardım aldığı söylenen ve hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca işlem yapılmasına sebeb olan Alman vakıflarından biri olan Heinrich Böll Vakfı da İstanbul’da “Din ve Demokrasi” konulu bir konferans düzenledi.. Din ve demokrasi ilişkisi, reform geçiren dinler, sekülarizm ve demokrasi, çok dinli toplumlarda din özgürlüğü, dönüşüm sürecinde dinin rolü gibi konuların tartışılacağı uluslararası konferansta hiçbir gayrimüslim, laikçiler kadar İslâm’a ve Müslümanlara karşı tepkisel bir tavır içinde olmayacaktır. Konuşmacı listesinde de Türklerden hiçbir aşırı laikçiye yer verilmemiş zaten. Söyleyecekleri fazla bir şey yok onların..
Aslında nasıl farklı dini yorumlar, akımlar varsa, laiklik ve demokrasi konusunda da farklı yorum ve akımlar var. Hangi din mezhep ve tarikatları yok sayabilir ki! Ama laikçiler açısından sanki tek bir laiklik var ve tek bir yoruma sahip ve hiyerarşik olarak da dinin üstünde bir konumda.. Yani din de laiklik çerçevesinin içinde kendisine gösterilen yerde durmalıdır, gibi bir yaklaşımla bu sorunun çözülmesi mümkün değil..
CHP laikliği, başından beri Sovyetik ve Bulgaryen bir karakter gösterir.. Özgürlükçü değil, müdahalecidir. 10. Yıl albümünde de bu açıkça belirtilir (Sayfa 21).. Yıl 1933. Ümmet leşi ve örümcekli kafadan söz edilerek girilir konuya.. Albüme göre “Taassub örümceğinin ördüğü ağlar milleti daima ahirete bağlardı. Türk Cemiyeti şeriatın, mecellenin ve fetvanın taşlaşmış kalıpları içine hapsolunurdu.” “Türkiye Cumhuriyeti’nin cemiyeti laik bir cemiyettir. Fakat bu laiklik din ve dünya işleri arasında Fransa’da olduğu gibi bir mütareke manasını ifade etmez. Yani pasif bir laiklik değildir.. Türk laikliği hayatın, yani milletin menfaatlerini ve dirliğini her şeye hakim kılan aktif bir telakkisidir.”
Ve daha neler neler..
Baykal’ın, başörtüsü konusuna gelmeden, bu konulardaki görüşünü değiştirmesi gerekir.. CHP sırtında laiklik kamburu, Dersim kanunu, Varlık vergisi, Takrir-i Sükûn, açık oy gizli tasnif, İstiklal Mahkemeleri kamburu ile bir yere gidemez..
Laiklik 5 Şubat 1937’de kabul edilmişti değil mi? 1933’te yayınlanan Cumhuriyetin 10. Yıl Albümü’nde bu sözlerin işi ne diye aklınıza gelebilir.. Yasa çıkmadan birileri laikliği ilan etmişti bile..
1924 Anayasası'ndaki "Türkiye devletinin dini din-i İslâm'dır" hükmü, 10 Nisan 1928'de Anayasa'nın ikinci maddesinin değiştirilmesi ile ortadan kalktı. Aslında böylece laiklik yönünde ilk adım da atılmıştı.. Laikliğin o günden bu güne hukuki bir tanımı yapılmadı.. Laiktik ama imamlar devlet memuru oldu. Din dersi önce yasaktı, sonra zorunlu oldu. Laik devlet din dersi kitabı hazırlattı. Hac gibi ibadetler devlet tekeline geçti zamanla.
O da yetmedi, laiklik dinler üstü bir din haline getirildi. Resmi ideoloji dinleştirildi.. Selam ve dua ile..

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.