25 Mayıs 2017 Perşembe29 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:38Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:32Yatsı 22:16
    • 25°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 19°C Ağrı
    • 26°C Amasya
    • 23°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 97.713 -0.61
  • Altın: 144,103 0.00
  • Dolar: 3,5652 -0.22
  • Euro: 3,9996 0.14

Saadet Partisi ve şefkat operasyonu

İbrahim Tenekeci

Şefkat operasyonu

Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ’un ilk yaptığı iş, Doğu ve Güneydoğu’daki bazı illeri ziyaret etmek olmuştu. Bu ziyaretler esnasında, sokağa da indi. Fakat en ufak bir taşkınlık yaşanmadı. Hatta protesto mahiyetinde bir ıslık çalan bile olmadı.

Bu tabiî ki güzel bir şeydi. Bölge halkı, Türk ordusunu temsil eden komutana saygıda kusur etmemişti.

Hükümetler gelir gider. Zaten terörle mücadelede hükümetlerin pek fazla rolünün olmadığı da malumdur. Bölücü teröristlerle dağlarda çarpışan, onları etkisiz hale getiren, planları bozan, elbette Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Otuz yıldır bu böyledir. Sayın Başbuğ da bu büyük ordunun bir numaralı komutanıdır.

Teröristlerin ve terörü destekleyenlerin asıl hedefi, her zaman Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur. Buna rağmen, Genelkurmay Başkanı büyük bir olgunlukla ve çiçeklerle karşılanırken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı bölgeye sokulmak istenmemiştir. Siyasi görüşümüz ve duruşumuz ne olursa olsun, bu elbette kabul edebileceğimiz bir durum değildir. Başbakanlık makamındaki bir kişi, şu veya bu sebepten dolayı ülkesinin herhangi bir beldesine gidemezse, bağımsız olduğumuz da söylenemez. Bu açıdan bakarsak, tehditlere aldırmayıp Doğu illerine gitmesi, yerinde bir karar olmuştur.

Tabii bir de madalyonun öbür yüzü var.

Sayın komutanı alkışlarla karşılayanların, Sayın başbakan geliyor diye sokakları savaş alanına çevirmesi, esnafa baskı yapıp kepenk indirtmesi ve tahrik edici demeçler vermesi, oldukça manidardır. Sayın Erdoğan da, zaten sert olan üslubunu, bu vesileyle iyice sertleştirmiştir.

Sıklıkla dile getirdiğimiz şu sözü ya da iddiayı tekrar edelim: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil…”

Açıkçası, karşılıklı sert demeçlerin, atışmaların ve hareketliliğin, siyasi bir şike olduğunu düşünüyorum. Bir nevi, danışıklı dövüş.

Mesela iktidar partisinin bazı il ve ilçe binaları, “öfkeli kalabalık” tarafından taşlanmış, cam-çerçeve indirilmişti. Oralarda o kadar polis ve asker var. Parti bürosunun olduğu sokak veya cadde trafiğe, yürüyüşe kapatılmış olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı. Ama böyle bir uygulamaya nedense gidilmedi.

Birileri iktidar partisinin bürolarını taşladı ve milyonlarca insan bunu ekranlardan izledi. Veya izlememiz istendi. Ayrıca taşlanan büroların neredeyse hepsinde Türk bayrağı asılıydı.

Şimdi soruyorum: Bunları gören, seyreden ve sayıları milyonu bulan şehit ve gazi aileleri, yakınları, hatta polisler, askerler, bölgedeki memurlar, ayrıca bölücü teröre tepkili olanlar, sizce hangi partiye oy verirler? Bu soruyu tersten de sorabiliriz: Askerle, polisle, devletle sorunu olanlar da kime?

Tehlikeli bir oyun oynanıyor. Bu oyun, ayrışmaları daha da derinleştiriyor.

Doğu illerinde; devlet yanlısı isen bu parti, değilsen şu…

Batı illerinde ise mütedeyyin isen bu parti, değilsen şu…

Milli Görüş partileri, Doğu ve Güneydoğu illerimizde her zaman ilgi uyandırmıştır. Fakat sözünü ettiğimiz gerilim ya da kurgu yüzünden, birçok parti gibi Saadet Partisi de bu bölgelerden arzu ettiği neticeyi alamamıştır.

Saadet Partisi’nin Üçüncü Büyük Kongresi için Ankara’ya gitmiş ve orada bazı gözlemlerde bulunmuştum. İlk dikkatimi çeken şey, kongreye katılan Kürt kardeşlerimizin oldukça az sayıda olmasıydı. Sandıktaki durum, adeta kongreye de yansımıştı. Ve bu, yaklaşan yerel seçimler için bir uyarı niteliğindeydi.

Şimdi herkes kendince bir açılım yapıyor: Alevi açılımı, dedeler, çarşaflı laiklik, etnik kimlik vs. Unutmayalım ki, Osmanlıların yaptığı açılımlar, devletin tasfiyesiyle sonuçlanmıştı. Dönemle ilgili biraz bilgisi olanlar, bu açılımın ne anlama geldiğini gayet iyi bilir.

Saadet Partisi kurmaylarının yapması gereken şey, öncelikle gelişmeleri doğru okumaları ve ayrışmayı değil de, birleşmeyi hızlandıracak uygulamalara imza atmalarıdır. Mesela “manevi fetih” adı altında, yerel seçim çalışmalarını Malazgirt ovasından başlatabilirler.

Alpaslan’ın ordusunda kimler varsa, onlarla…

Bunun için ilk yapılması gereken şey, Doğu illeri için esaslı bir şefkat operasyonudur.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.