19 Ocak 2017 Perşembe20 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:18Öğle 13:22İkindi 15:49Akşam 18:12Yatsı 19:37
    • 6°C Adana
    • 3°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • 6°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 6°C Balıkesir
  • BIST: 82.779 0.51
  • Altın: 146,779 -0.07
  • Dolar: 3,7701 -0.17
  • Euro: 4,0274 -0.27

Mehmet Bedri İncetahtacı

Cemal Nar

Yıllar önceydi. O zamanın Hakyol Vakfı Kahramanmaraş şubesi başkanı sevgili kardeşim Salih Özsağır, Gaziantep’teki şubeleri için bir konferans talebinde bulunmuştu. Böyle şehirler arası konferansları pek kabul etmezdim o zamanlar ama, meslektaşımı da kıramazdım. Gittik, konuştuk.

Dinleyiciler arasında birisi dikkatimi çekmişti. Sempatiklik ile ciddiyeti güzel bir şekilde bağdaştıran bu insan, konuşmayı dikkatle takip ediyordu.

Neyse, konferans bitti, biz bazı arkadaşlarla tanışma faslına başladık. Bu arkadaş da onlar arasındaydı. Fakire tanıttılar o zaman; “Mehmet Bedri İncetahtacı hocamız.”

Sanırım o zamanlar Milli Gençlik Vakfı başkanıydı Gaziantep’de. Bizi tebrik ettiler ve yarın akşam da Milli Gençlik Vakfında aynı konuşma için bizden talepte bulundular. Etraftaki arkadaşların da ısrarlı teşvikleriyle biz de olur demek zorunda kaldık. Oysa biz bir günlüğüne gelmiştik bu kente.

Bedri bey bizi yarın için bürolarına davet ettiler. Yarın daha yakından tanışmak ve uzun uzun sohbet etmek duasıyla ayrıldık o gece. Ve gerçekten de öğle saatlerinde bürosunda buluştuk.

Benim ilk dikkatimi çeken, sıcak kanlı, canlı ve cana yakınlığı idi. ilahiyat eğitimi almış, sanırım Libya’da yüksek din tahsili yapmıştı. Ama devlette görev almamıştı. Ticaret yapıyor, özellikle Araplarla ithalat ihracat işlerinde bulunuyordu. Ama o gün unutamadığım asıl konu ise, İbn Hazm’ın “Muhalla”sını tercüme etme çabasıydı. Bize dediğine göre çoktan bu tercümeye başlamış ve bir hayli de mesafe katetmişti.

Bu haber bizim dikkatimizi çekti. Malum, “Muhalla” zahirî mezhebinin temel kitabıdır. Ancak bu kitap bütün mezheplerin görüşlerini delilleriyle birlikte alması itibariyle alimler arasında okunan ve sevilen bir kitaptır. Ufuk açıcı, fıkıhta derinleşmeye sebep olucu bir kitaptır. Ama dili biraz sert olduğu için, mesela bir İbn Kudame’nin “Muğni”si kadar yaygın olamamıştır.

Biz bu eser ve tercüme hakkında konuştuk biraz. “Neden muhalla?” Dedik. “Yayınlanma şansını” sorduk. “Tepkilere hazırlığını” soruşturduk. Tabi o zamanlar ufuklar bu kadar da aydın değildi. Tatlı tatlı anlattı bunları…

Biz o gün karşımızda güler yüzlü, hareketli, çalışkan, ciddi bir dava sahibi insan bulduk. Doğrusu onu tanıdığımıza çok sevinmiştik. Yedik, içtik o gün. Akşam da konuşmamızı yaptık ayrıldık. Ayrılırken tekrar beklediklerini söylediler. İnşallah demiştik.

Ama olmadı. Sonra siyaset onu Ankara’ya aldı milletvekili olarak. Medya’dan bu dostu takip ediyorduk. Susurluk komisyonuna alınmasını da sevinçle karşılamıştık. Çünkü ciddi ve çalışkandı, güven veriyordu. İlkeli bir insandı.

Ama o günün şartlarında o komisyon çok işler yaptı ise de sonuç o kadar da iç açıcı değildi. Daha baştan “fasa fiso” olacağı söylenmişti. Bugün “Ergenekon” pisliğinin tabanı oradaydı ve üstüne gidilebilseydi, ülke birçok badireyi otomatikman atlatmış olacaktı. Olmadı.

Susurluk cinayetlere de sebep oldu. Ve bir gün bu açılamayan dosya Mehmet Bedri İncetahtacı hocamızı da bir hortum gibi içine çekti. Almanya’ya bu konuda konuşmaya gitmek için evinden ayrılmış, ama hava alanı yolunda bir trafik kazası geçirerek hakka yürümüştü.

Bu kaza sıradan bir trafik kazasına benzemiyordu. Kaza sonrası yaşanan olaylar da doğal değildi. Akılda istifhamlar kaldı.

İşte aradan dokuz yıl geçmiş, şimdi TBMM eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, onun ‘it kapanı' denilen bir yöntemle kazaya zorlanarak öldürüldüğünü açıklıyor. Yani yolda iki kamyon onu sıkıştırarak kaza yapmaya zorluyor. Kaza sonrası arabası doğru dürüst incelenme yapılmadan kaldırılıyor. Kazayı gören tanık kayboluyor. Yolda fren izi gözükmüyor. Yollar yağışlı ve kaygan da değil. Aceleye gerek olmayacak kadar da vakit müsait…

Evet, bundan dokuz yıl önce 21. dönem Gaziantep Milletvekili ve TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Sözcüsü ve Fazilet Partisi Gaziantep Milletvekili merhum Mehmet Bedri İncetahtacı, 21 Kasım 1999'da, havayoluyla Almanya'nın Köln kentine hareket etmek üzere Esenboğa Havalimanı'na giderken geçirdiği şüpheli bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Aramızdan ayrıldığında sadece 39 yaşındaydı.

Eşi Rahaf İncetahtacı, yakınlarda Milli Gazete'den Ahmet Kayır'a şok açıklamalarda bulunuyor. İşte bazı cümleleri:

“Dokuz sene sonra ‘evet öldürdüler’ dediler. Bu bile bizim için az olsa da bir teselli. Çünkü hem öldürdüler, hem onu suçladılar. Dediler ki hız yaptı ve sekizde sekiz kusurlu buldular. Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışan bir tavır sergilenmesi gerekir. Türk halkının seçtiği bir milletvekiline sahip çıkılması gerekir. Ve kimin ne için öldürdüğünün araştırılması gerekir. Çünkü geleceğe sahip olan insanları yok ediyorlar ve Türkiye'nin önünü kapatıyorlar. Bunlar Türkiye'nin sadece şimdiki zamanını değil geleceğini de etkiliyor. Aynı uygulama sadece Türkiye'de değil tüm İslam ülkelerinde uygulanıyor. Dokuz sene önce biz bunu biliyorduk. Herkes ama herkes -biz de dahil- korkuyor. Bu yüzden de derin bir sessizlik hakim oluyor.

Ben aynı yıl gerçekleşen iki olaya dikkat çekmek istiyorum. Ahmet Taner Kışlalı cinayeti 21 Ekim 1999'da işlendi, Mehmet Bedri İncetahtacı suikasti ise 21 Kasım 1999'da. Birer ay aralıkla öldürülmeleri sizce bir tesadüf mü?

Eşim, uçak yolculuğu varsa yatmadan önce mutlaka telefonun saatini ayarlar. O gün de öyle yaptı. O sabah telefon çalmadan önce eşim kalktı ve giyindi. Telefon çaldığında kalktım ve baktım ki eşim hazırdı. Gitmeye hazırdı ama sanki gitmek istemiyordu. Ama kadere karşı gelinmiyor. Bir tedirginliği vardı.

Zaten son üç aydır oldukça tedirgindi. Bana diyordu ki son zamanlarda, ‘Bazı şeyler var, ben sana anlatamam, anlatırsam sen kaldıramazsın. Onun için ben bunları kendi içimde saklıyorum, sana anlatamıyorum'. Öyle diyordu sık sık. Ama bunu belki son üç ay üç defa söyledi. Hiçbir şey yokken, birden bire bunu söylüyordu.”(*)

Bu röportaj gerçekten de önemli. Baştan sona dikkatle okunmalı diyorum. Evet, bu yiğit ve güzel insan her sene vefat yıldönümünde şehrinde ve ülkesinde yâd edilir. İnşallah bir yâd-ı cemîl olarak adı mümin gönüllerde hep rahmetle anılır.

Bu yazımız da bir rahmet duasına vesile olursa, ne kadar sevilir!


(*)http://www.habervaktim.com/haber/43328/bedri_incetahtacinin_esinden_sok_iddialar.html

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.