Canlı bir tarih daha göçtü..

Canlı bir tarih daha göçtü..

Bir Osmanlı subayının çocuğuydu Burhan Oğuz. 1919'da dünyaya geldiğine göre bir 'Osmanlı vatandaşı' daha aramızdan ayrılmış demek ki.

Baba Binbaşı Mustafa Fehmi Bey 1924'de vefat etmiş.

Burhan Oğuz'un annesi Osmanlı subaylarından Şükrü Oğuz Bey'le evlenir.

Şükrü Oğuz, Enver Paşa'nın yaveri ünlü İttihatçılardan Yenibahçeli Şükrü'dür. Milli Mücadele'de önemli hizmetleri olan "Karakol" örgütünün de kurucuları arasındadır.

Milli Mücadele'ye katılması için İsmet Paşa'yı Anadolu'ya gitmeye zorlayan da Şükrü Bey'dir bir rivayete göre.

Şükrü Bey'in kardeşi Yenibahçeli Nail, "İzmir Suikasti" davasında suçlu bulunarak idam edilmişti.

Bu Nail Bey, ünlü reklamcı Nail Keçili'nin büyükbabasıdır.

Atatürk'ten İsmet Paşa'ya, Salih Bozok'tan Kılıç Ali'ye, Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa'dan amcası Halil Paşa'ya kadar pek çok ünlü zevatın uğrayıp soluklandıkları bir evde büyüyor Burhan Oğuz.

Burhan Oğuz Yüksek Mühendis Mektebi'ni bitirdikten sonra Enver Paşa'nın kardeşi Nuri (Killigil) Paşa'nın 1949'da esrarengiz bir yangınla imha edilen silah fabrikasında çalışır bir süre.


* * *
Ülkenin en renkli Turancı, milliyetçi, aristokrat, burjuva simaları arasında büyüyen Burhan Oğuz bir sosyalisttir.

Çok partili sisteme geçildiğinde kurulan Türkiye Sosyalist Partisi'nin merkez yönetim kurulu üyesi olur Oğuz.

Bir süre Türkiye Demir ve Çelik İşçileri Sendikası başkanlığı da yapan Burhan Oğuz Türkiye'nin sosyal tarihine önemli katkılar sağlayan araştırmalara imza atmıştır.

Zaten ben de onu yakın tarihimizin önemli simalarına ve olaylarına ışık tutan "Yaşadıklarım, Dinlediklerim: Tarih ve Toplumsal Anılar(Simurg Yayınları" isimli kitabı sayesinde tanıdım.

"Türkiye Halkının Kültür Kökenleri" ve "Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin İdeolojik Kökenleri" başlıklı araştırmalarını henüz okuyamadım.

Ama anılarından çok şeyler öğrendim.


* * *
Burhan Oğuz, "Karşı-devrim"in İsmet Paşa'yla başladığına dikkat çekmiştir hep.

Anılarında "İsmet Paşa alerjisi" kendini sıkça belli eder.

Demokrat Parti'lilerden hoşlanmaz ama saplantılı bir düşmanlık da göstermez.

Amerika'nın Türkiye'ye girişini Menderes'le değil İsmet Paşa'yla başlatır.

Resmi tarih'in kimi ezberlerini de bozmuştur Burhan Oğuz.

Canlı bir tarihti, ne ki hak ettiği kıymet verilmedi, onu mesela hiçbir televizyon programında göremedik.

Vefatı da sessiz sedasız geçiştirildi medyada.

Gazetemizin muhabirleri arayıp da "Burhan Oğuz vefat etmiş, hangi camiden son yolculuğuna uğurlanacağını biliyor musunuz" diye sorduklarında üzülmesine üzüldüm ama sevindim de.

Gazetem adına sevindim.

Acaba 'solcu' gazeteler aynı hassasiyeti göstermişler mi, bilmiyorum.

Burhan Oğuz'la farklı dünya görüşüne sahibiz ama içtenlikle ifade etmeliyim ki vefatına çok üzüldüm.

Ne diyeyim, toprağı bol olsun.


Kim Haklı?

Habertürk Tv'de Erdoğan Aktaş'ın yönettiği "Kim Haklı" programında Prof. Nurşen Mazıcı ile "Haksöz" dergisi genel yayın yönetmeni Hamza Türkmen resmi tarihi tartıştı. Büyük kısmını kaçırdım tartışmanın. "Cumhuriyet tarihi uzmanı" diye anons edilen Mazıcı'nın tarih bilgilerinin ortaokul düzeyinde olması açıkçası beni şaşırttı.

Hamza Türkmen Milli Mücadele'nin İttihatçıların eseri olduğunu söylüyor, Mazıcı şiddetle itiraz ederek "1918'de İttihatçılar kaçtı, nerede İttihatçılar" diyordu. Milli Mücadele'nin sivil-asker kadrolarının ezici çoğunluğu İttihatçı'dır. Kaçanlar başta Enver-Cemal ve Talat paşalar olmak üzere en tepedeki yöneticilerdi. Bunu bilmek için uzman olmak da gerekmiyor.

Mazıcı'nın bir diğer yanılgısı da, Milli Mücadele'yi 19 Mayıs'la başlatmasıydı. Oysa 1918'de "Mondros" ateşkes sözleşmesinin imzalanmasının ardından başlar mücadele. Pek çok kaynak var bu konuda ama ben Prof. Bülent Tanör'ün "Türkiye'de Yerel Kongre İktidarları" isimli çalışmasını okumamışsa, okumasını öneririm Mazıcı'ya, üşenmesin ama.

Mazıcı'nın bilmediği bir başka tarihi gerçek de İş Bankası'yla ilgiliydi. Hamza Türkmen, Hindistan müslümanlarının Anadolu hareketine gönderdiği paranın İş Bankası'nın kuruluşunda kullanıldığını gündeme getirdi. Mazıcı hemen yalanladı, "O, 250 bin lirayı da Hindistan'dan gönderilen parayla değil, kayınpederi Muammer Bey vermiştir" dedi.

Bu konuyu da bilmiyor Mazıcı, Hintli Müslümanların gönderdiği 500 bin liranın bir kısmı Milli Mücadele sırasında kullanıldı. Harcanan paradan artakalan 380 küsur bin liranın Atatürk'e iade edildiğini Riyaseti Cumhur Umumi Katibi Hasan Rıza Soyak anlatır. Muammer Bey'in hissesi ise 7 bin 142 liradır. İş Bankası'nın desteğiyle Uygur Kocabaşoğlu'nun başkanlığında hazırlanan "Türkiye İş Bankası Tarihi" isimli çalışmaya göz atmasını öneririm Mazıcı'ya. Ayrıca Atatürk, 207 bin 400 lira da yatırmıştır kendi hesabına. Uzatmaya gerek yok, kitapta her şey anlatılıyor. Gerçi Mazıcı İş Bankası'nın ilk genel müdürü Celal Bayar'la ilgili bir kitap da yazmış ama bu bilgilerden habersiz.

İtalya'nın 'dürüst' bir emperyalist devlet olduğundan ötürü Anadolu'dan çekildiğini de ileri sürüyor Mazıcı. İtalya kendisine vaat edilen toprakları alamayacağını anladığı için çekilmiştir. Emperyalistin dürüstü olur mu bacım? Bu dürüst emperyalist arkadaş, Sevr antlaşmasının imzacılarından değil miydi? İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Habeşistan'ı arkasından da Arnavutluk'u işgal etmemiş miydi? İkinci dünya savaşı da zaten Lozan'ın imzalandığı sırada Başbakan olan Mussoli'nin Hitler'le birlikte köpürttüğü emperyalist paylaşım hırsı yüzünden çıkmamış mıydı?

Bacım madem cumhuriyet tarihi uzmanısın, savurduğun laflara birazcık dikkat etsen olmaz mı?


Medya Oscar'ları da nerden çıktı yahu!

Bir yörede çeşitli yerel ve ulusal basın ve yayın organlarında çalışan muhabirler ve kameramanlar bir dernek kurmuşlar.

Sonra da kafalarına göre basın ödülleri dağıtmışlar.

Hele "yaşam boyu başarı ödülü" verilen isimler arasında öyleleri var ki, basın yerine başka kategorilerde verilse bu ödül, hakikaten yerini bulmuş olurdu.

Onu da geçtik, internet sitelerinde haber "Medya Oscar'larını buldu" diye verilmez mi?

Derken Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin her yıl verdiği gazetecilik ödülleri de açıklandı.

Cemiyet'in ödülleri de internet haber portallarında "Hürriyet'e üç basın Oscar'ı" diye nitelenmiş.

Yahu kardeşim, Oscar sinema ödülüdür.

İlla basın ödüllerini yabancı bir kuruluşla anacaksanız, bu Oscar değil "Pulitzer" olmalıydı.

Amerika'da en prestijli basın ödülü Pulitzer'dir çünkü.

Bunu bile bilmiyorlar demek ki.


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi