Adnan Tanrıverdi

Adnan Tanrıverdi

28 Şubat zihniyeti tasfiye safhasına girdi

28 Şubat zihniyeti tasfiye safhasına girdi

Emine Çaykara’nın bir söyleşi kitabı olarak yayınlanan “Tarihçilerin kutbu ‘Halil İnalcık Kitabı’ ”nda, Prof. Dr. Halil İnalcık “...toplumdaki temel değişiklikler, toplum hayatında ve siyasette yeni bir devir açar. Tarihçinin en önemli ödevlerinden biri bu dönemleri karakterize edebilmek, temel değişikliklerin ne zaman vuku bulduğunu ve yeni bir tarihi dönemin başladığını ortaya çıkarmaktır. Bu en önemli ve güç işidir tarihçinin. Bunu F. Braudel tarih araştırıcılığının temeli olarak almıştır. Onun bir nazariyesi var, ‘longue durée, uzun süre’ nazariyesi diyor ki, ‘Toplumlar tarihte genellikle üç nesil içinde değişikliğe uğrar, yani bu 90-100-120 sene olabilir ve bir toplum bu zaman zarfında temelli değişir’...” diyerek, toplumdaki temel değişikliklerin ortalama 90-120 yıl içinde olabileceğini belirtmektedir.
Üstadın üzerinde durduğu “uzun süre nazariyesi”ne göre, Türkiye’nin Cumhuriyet dönemine ait sosyal ve siyasî tarihinin yazılma zamanının geldiği anlaşılıyor. Yani sosyal ve siyasal olaylar, açık gizli, dönemin bütün belgeleri ile, tarih biliminin disiplini altında incelenmeli ve Türkiye’nin sosyal tarihi yazılmalıdır.
Tabii, sosyal ve siyaset bilimcilerinin de Cumhuriyet dönemini, sebep-sonuç ilişkilerini dikkate alarak topluma sunması gerekmektedir.
Tarih, sosyal ve siyaset bilimcisi değiliz ama, bir gözlemci olarak Cumhuriyet tarihine baktığımızda, Türk toplumunu derinden etkileyen beş önemli sosyal devreden geçtiğini söyleyebiliriz.
¥ 1922-1950 Seküler Milliyetçi İdeolojinin Yerleştirilme Dönemi, (Atatürk ve İnönü Dönemi)
¥ 1950-1960 İslâmî İnanç Üzerinden Baskıların Kısmen Kaldırıldığı Dönem, (Menderes ve Bayar Dönemi)
¥1960-1983 Özgürlük Alanlarının Anayasa İle Genişletildiği ve Anarşinin Hakim olduğu Dönem, (Asker Cumhurbaşkanları Dönemi)
¥1983-1993 İslâmî Değerlerin Yükseldiği Dönem, (Özal Dönemi)
¥1993-2007 İslâmi Değerlerin Tasfiye Dönemi, (Demirel ve Sezer Dönemi)
1920-1950 Döneminde; İnkılap kanunları ve kolluk kuvvetleri baskısı ile Türk toplumu, Osmanlı döneminde var olan İslâmi müesseselerinden arındırılarak ve ulus şuuru aşılanarak bir değişime zorlanmıştır.
1950-1960 Döneminde; Milletin iradesinin kısmen serbest bırakılması sonucunda, temel manevi değerlerin galebe çalması ile, İslâmî değerler ve müesseseler yeşermeye başlamıştır. İşte 27 Mayıs 1960 ihtilalini, asıl mecraya akışı engellemek, Seküler Milliyetçi İdeolojiyi hakim kılmak için yapılan bir darbe olarak değerlendirmek gerekir.
27 Mayıs ihtilali, “Askerî İktidarlar Dönemini” başlatmıştır.
1960-1983 Dönemi;
İhtilalciler, siyasi kadroları tasfiye ederek ve İslâm dışı ideolojilere de imkan sağlayarak, Seküler Milliyetçi İdeolojinin Devlete hakim olabileceğini zannettiler. Özgürlük alanını genişleten, devleti zayıf bırakan bir Anayasa ile, ama Cumhuriyeti koruma kollama görevini askere bırakarak ve Cumhurbaşkanlığı makamını askerlerin doldurmasını temin ederek yönetimi sivillere teslim ettiler. Askerin iktidarda olduğu sivil yönetimler dönemi başladı.
12 Eylül 1980’de asker tekrar iktidarı fiilen teslim aldı. Siyaset kurumları ile birlikte, şiddete bulaşanlar öncelikli olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve devletteki uzantıları tasfiye edildi. Anayasal kurumlar güçlendirilip, temel özgürlük alanları ve siyaset kurumları zayıflatılıp, askerin iktidarı pekiştirilerek, yönetim tekrar sivillere teslim edildi.
1983-1993 Dönemi; Bu döneme damgasını, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak, merhum Turgut Özal vurdu. Askerin örtülü iktidarına rağmen, üzerinden baskı kalkan toplumda, dini değerlerin yükseldiği, İslâmi inanca sahip kesimin eğitim düzeyinin arttığı, İslâmî yaşam biçiminin yaygınlaştığı, devlet yönetimine talip olmaya başladığı ve sivil toplumun güçlendiği bir dönem yaşandı..
1993-2007 Dönemi; İslâmî inancı tehdit sayan ve bu inanç sahiplerinin devletten tasfiyesini gerekli gören bir zihniyetin, 28 Şubat zihniyetinin, devlet yönetiminde söz sahibi olduğu bir dönemdir.
28 Şubat; Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın işbirliği ile, iyi planlanmış, önceden hazırlanmış, psikolojik harekat ile toplum sindirildikten sonra, talepleri 28 Şubat’ta açıklanan, uygulaması aşama aşama geniş zamana dağıtılan, yasal kılıfla kamufle edilmiş bir MİLLİ GÜVENLİK KURULU (MKG) DARBESİDİR. Hazırlanmasında ve özellikle de uygulama safhasında, kontrol ve koordine edici güç olarak Silahlı Kuvvetler ve Jandarma Genel Komutanlığı; uygulayıcı güç olarak da, Cumhurbaşkanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Yüksek Öğretim Kurumu, Meclis’te temsil edilen muhalefet partileri (CHP, ANAP, DSP), sivil toplum kuruluşları olarak TOBB,TİSK, TÜRK-İŞ, DİSK, KESK ve sorumsuz bir kısım medya aktif rol almışlardır.
Darbenin hedefinde; milletin manevi değerleri ile kamu kurum ve kuruluşlarında görev almış, İslâmî inancını hayat tarzı olarak yaşayan şahıslar vardı. 28 Şubat, İslâmi inanca sahip personeli devletten tasfiye ve yeniden devlette görev alma imkanını önleme hareketidir.
28 Şubat darbesi ile siyasiler mağdur olmuştur. Ama esas mağdur olanlar kamuda çalışan inançlı insanlar ve toplumun inançlı kesimidir. Ceza onlara kesilmiştir.
22 Temmuz 2007 genel seçimleri yeni bir dönemin başlangıcıdır.
Milletvekili seçim sonuçlarının alındığı 22 Temmuz 2007, 11. Cumhurbaşkanı’nın TBMM’nin hür iradesiyle seçildiği 28 Ağustos 2007 ve Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin referandumla kabul edildiği 21 Ekim 2007 tarihleri ile; 28 Şubat sorumlularına da uzanacak, Ergenekon soruşturmasının başlatılması dikkate alındığında; bu dönem 2007 seçimleri ile son bulmuş ve bu tarihten itibaren de 28 Şubat zihniyetinin tasfiyesi safhası başlamıştır.
28 Şubat 1997 tarihinde alınmış ve tedricen uygulamaya konulmuş kararlar halen yürürlükte bırakılıyorsa, bu sürecin devam ettiğini değil, siyasi iradenin kaldırılması hususunda kararlı olmadığının işaretidir. Askeri iktidarlar döneminin kesin olarak son bulması isteniyorsa; 28 Şubat dayatmasını millete uygulayan anayasal kurumların yetkilerini daraltan yeni Anayasa bir an önce milletin önüne getirilmelidir.
Asker iç politika ile uğraşmaktan yorulmuştur. Kurtarılmalıdır. Kılıcını, sadece dış tehditler için bileyleme imkanı verilmelidir. Milletin kendi doğal mecrasında akmasının engelleri kaldırılmalıdır.
Türkiye’nin; batının kuyruğuna eklemlenerek, üzerine basılarak geçilecek bir köprü haline getirilmesi yerine; Rusya, Çin, Hindistan, Avustralya ve Avrupa’ya komşu, Akdeniz’e, Atlas Okyanusu’na, Hint Okyanusu’na ve Büyük Okyanus’a kıyısı olan bir buçuk milyarlık İslâm alemine lokomotif olmasının önü açılmalıdır. İslâm, Türkiye için bir tehdit değil, içeride birliğini sağlayacak, dışarıda Müslüman milletlerin önderi yapacak bir değer olarak kabul edilmelidir.
28 Şubat’ın 12. yılının, son tel’in yılı olması dileğiyle..!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan Tanrıverdi Arşivi