25 Eylül 2017 Pazartesi5 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:47Öğle 13:03İkindi 16:24Akşam 19:05Yatsı 20:25
    • 33°C Adana
    • 33°C Adıyaman
    • 25°C Afyon
    • 27°C Ağrı
    • 25°C Amasya
    • 24°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 23°C Artvin
    • 29°C Aydın
    • 26°C Balıkesir
  • BIST: 102.234 -1.81
  • Altın: 146,353 0.26
  • Dolar: 3,5209 0.86
  • Euro: 4,1790 0.21

“Başımızın Belaları”

Cemal Nar

Adam ayak ayak üstüne atmış, edeb yok, nezaket yok, ama gurur çok, kibir çok; entellektüel bir hava estirerek ayet okuyor, yorum yapıyor, hüküm çıkarıyor.

İctihadının amacını merak ediyoruz, sonuçta batı uygarlığı çıkıyor, liberalizm çıkıyor, çağdaşlık çıkıyor, laiklik çıkıyor, resmi ideoloji çıkıyor, kirli düzen çıkıyor.

Bir de kınadıklarına bakıyoruz, yobaz çıkıyor, gerici çıkıyor, softa çıkıyor.

Kim bunlar diye merak ediyorsunuz, altından müslümanlar çıkıyor!...

Kafirlerin bahsi geçerken, çağdaş düşüncelerin ve düşünce adamlarının bahsi geçerken bir hayranlık, bir hayranlık, bir hayranlık ki sormayın gitsin. Ama İslam alimleri söz konusu olunca, en azından tarihte kalmışlık, donmuşluk ve boşluk...

Bazen bir cümle aktarıyorlar ecnebilerden ve başlıyorlar övmeye. “Müthiş", “dehşet” gibi laflar kol geziyor ortalıkta. Hayret ediyorsunuz, acaba müthişlik bunun neresinde diye!

Öyle ya, sıradan bir irfana sahip olan bir mü'minin kafasında var olan o cümlenin acaba ötesinde başka bir ifade mi var diye arıyor, fakat bir türlü bulamıyorsunuz. Altını üstünü eşeliyorsunuz ama nafile. Aşağılık duygusu “gavur hayranlığı"na dönüşmüş...

Dikkatinizi çekiyordur, nasıl bir tevafuksa medya’da ve devlet memurluğunda üst düzeydedir bunlar genellikle, unvan sahibi, makam sahibidirler.

Onlara göre kafire, fasığa, günahkara tavır alma, “insanları dışlama” oluyor. Sistem; İslam’ın seçime önem vermesinin örneği oluyor. Demokrasi; insan düşüncesinin zirvesi, düşman; barışık yaşamak zorunda olduğumuz aynı dünyanın insanı kabul ediliyor.

Politikacılar mı onları, onlar mı politikacıları buluyor bilemem, yoksa hep centilmen, sevecen, bilecen(!) olduklarından mı, nedense koltukları çoğu kez onlar dolduruyor.

Hiç bir dertleri yok. Zevkleri; tartışmak. Sigara dumanları arasında, birilerine göndermeler yaparak tartışmak.

Bir de şu “İslam” adına hareket eden “fanatikler, fundamantalistler, gerici yobazlar” olmasa hani, insanları nasıl da ıslah edecekler. Sistemle İslam’ı nasıl uzlaştıracaklar.

“Ah şu yobazlar! Ah şu işleri hep sarpa sardıranlar, hep kendilerini zor durumda bırakanlar ah!”

Onlar için referans önce yürürlükteki yasalardır. Ellerinin altındaki insanlara, İslam’ı tebliğ ederken isteyerek veya istemeyerek o yasayı çiğneyenlere nasıl da tatbik ederler yasaları. İnsanları onlarla cezalandırırken, bir böcek eziyorlarmışcasına nasıl da zevk alırlar!

Acaba iktidar alanlarını mı koruyorlar, yoksa, yasa koyucularından, yasa yürütücülerinden veya daha da üsttekilerden gibi bir sürü çağdaş ilahlarına tapınmanın ve gözüne girmenin mi zevkini yaşıyorlar, anlamıyorum; ama Hıristiyan Batı dünyasından derlenen laik yasaları bir ibadet vecdi içinde nasıl da uyguluyorlar!

Tarihde "Bel'am", müslümanların içinde bir alimken, müslümanların düşmanlarının safına geçmiş, onların sundukları mal ve makama, şan ve şöhrete, alkış ve övgülere aldanarak, müslümanlara karşı savaşmıştı.

Acaba resmi bayramlarda, politika alanlarında, başkanların yanında ve cenaze törenlerinde gerdan kırarak, avurt şişirerek, artistik pozlar vererek secili, şiir gibi konuşan, lügat parçalayan, İslam açısından layık olmayanlara müthiş övgüler yağdıran şu adamlara “artist” mi desek, yoksa "bel'am" mı?

Şu kendilerinden başka alimlere soru soranlara, Rabbani alimlere saygı duyanlara veya bizzat onlara "fitneci" damgasını vuranlara ne demeli?

Şu izzetli davranmayı unutmuş kapı kullarına, şu gerektiğinde kullanılan ve işi bitince de buruşturulup atılan kağıttan adamlara, bu tür bir davranışa tepki duymayanlara acaba “Başımızın Belaları”
Desek, hata mı etmiş oluruz?




Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.