Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Bunlar vatansever ise, vatan haini kim?

Bunlar vatansever ise, vatan haini kim?

Hani, berber koltuğuna oturan adam; “saçım ak mı, kara mı?” diye sorunca, berber; “Biraz sonra önüne düşünce görürsün” demiş ya, “Ergenekon iddianameleri” de, kimin “ak”, kimin “kara” olduğunu göstermesi açısından, “berber koltuğu” işlevi görüyor... Bu “iddianame”ler olmasaydı, bu ülkenin insanları; “kürsü”lerde, “ekran”larda veya “koltuk”larda gördüğü insanları, “bilim adamı”, “siyasetçi” ve “vatan bekçisi” olarak görmeye devam edecekti... Bereket ki “Ergenekon” operasyonları yapıldı, bereket ki “sanık”lar hakkında “iddianame”ler hazırlandı da, kimin “ne” olduğunu görme imkânına kavuştuk... Bir defa daha gördük ki; “gündüz külahlı, gece silahlı” olanlar sadece “PKK’lı teröristler” değildir... Öğrendik ki; “Ergenekon Terör Örgütü”nün yönetici ve üyeleri de “kendi işlerine bakmak” yerine; burunlarını başkalarının işlerine sokmuşlar, ülkeyi “kaos”a sürüklemek için ellerinden gelen çabayı göstermişler!.. Malûm, “kaos”un bir adım ötesi, “iç çatışma”dır!.. İç çatışmaları önlemenin tek yolu da, “askeri darbe”dir!..
“Ergenekon iddianameleri”nden görüyoruz ki; bu ülkenin bazı “politikacı”ları, bu ülkenin bazı “subay”ları ve bu ülkenin bazı “profesör”leri, bir “darbe zemini” oluşturmak için çalışmışlar!..
İşte bunun içindir ki; Türkiye’yi Allah korumuş... Bu çabalar sonuç verseydi var ya; Türkiye bir “uçurum”a sürüklenir, çıkacak “iç çatışma” sonucu, ülke “kan gölü”ne dönebilirdi!..
Evet, evet;
Türkiye’yi Allah korumuş!..
BUNLAR, BU MİLLETE DÜŞMAN
Ne yalan söyleyeyim; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından önceki gün kabul edilen “1454 sayfalık 3. iddianame”yi okurken, tüylerim diken diken oldu.
Şunu gördüm ki;
Bu adamlar, “bu ülke insanı”nı zerre kadar sevmiyor... Öyle bir “ideolojik bağnazlık” ve hatta “ideolojik körlük” içindeler ki; kendilerini yetiştirip o makamlara getiren bu toplumun insanlarını; “kendilerine hizmet edecek bir köle” ve hatta yeri geldiğinde “ezilecek bir sinek” olarak görüyorlar!..
Hem “toplumdan kopuk”lar, hem “ülke gerçeklerinden uzak”lar ve hem de “inanca düşman”lar!..
Kimi solcu, kimi sağcı, kimi liberal ve kimi Marksist görünse de, “tek ortak nokta”ları var!..
O da; bu ülkede “saltanat düzeni” kurup, ülke insanını “köle” gibi çalıştırarak, ülke kaynaklarını “sömürme”ye ve dolayısıyla “semirme”ye devam etmek!..
Uzun lafın kısası;
İyi ki “iddianame”ler açıklandı da, bu toplum kimlerin “kuzu postuna bürünmüş kurt”lar olduğunu görme fırsatı buldu!..
“Kurt”ları da gördü, “hırt”ları da!..
REKTÖR, GİZLİ TOPLANTIDA!
Şu ana kadarki ifadelerimiz “soyut” bulunabilir... O halde, şimdi de “somut olaylar”dan söz edelim... “Örnek”ler verelim ki; söylediklerimizin hava-cıva olmadığı görülsün.
Buyrun, “3. İddianame”de yer alan “olay”lardan, “aktör”lerden ve “amaç”lardan birkaç örneği birlikte okuyalım:
¥ FATİH HİLMİOĞLU- Onu tanıyorsunuz... Kendisi, Malatya’daki İnönü Üniversitesi’nin eski rektörüdür... Ama onu asıl öne çıkaran, AK Parti ile ilgili şu sözleri olmuştu:
“Bunlar yüzde 95 ile iktidara gelseler bile devletin bazı kurumları bunlara müsaade etmeyecektir!”
Fatih Hilmioğlu, işte böyle bir “faşizan görüş”e sahiptir... Rektörlük döneminde “başörtülü”lere yönelik “ceberut” uygulamaları ise zaten biliyorsunuz...
İşte Fatih Hilmioğlu ile ilgili olarak “3. İddianame”de şu ifadeler yer alıyor:
“Fatih Hilmioğlu’nun, Ergenekon silahlı terör örgütünün planladığı askeri müdahaleye zemin oluşturma kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’un başkanlığında yapılan ve bir kısmı örgüt üyeleri olan dönemin üniversite rektörleri Mustafa Abbas Yurtkuran, Ferit Bernay ve Kemal Alemdaroğlu ile 19 Eylül 2003 tarihindeki gizli toplantıya katıldığı, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün bu durumdan haberdar olmamasından, toplantının TSK’nın bilgisi dışında gizli olarak düzenlendiğini açıkça ortaya koyduğu, bu toplantıda özellikle mevcut hükümetin icraatlarının ve irtica ile ilgili konuların görüşüldüğü, toplantıya katılan bazı rektörlerin ‘Kubilay’ olmaya hazır olduklarını söylediği, burada alınan tüm kararların ve bu kapsamda rektörlerin beklentilerinin gizli bir toplantı tutanağına bağlandığı ve bu tutanakların daha sonra Mehmet Şener Eruygur’un adresinde yapılan aramalarda ele geçirildiği anlaşılmıştır.
Hilmioğlu’nun ayrıca; 19 Eylül 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığında yapılan gizli toplantıda alınan karar uyarınca, askeri müdahaleye zemin oluşturmak ve üniversitelerin sokağa dökülmesini sağlamak amacıyla 25 Ekim 2003 tarihinde düzenlenen ve ‘Ordu göreve’ pankartlarının asıldığı ‘Cumhuriyet’e Saygı Mitingi’ne katıldığı tespit edilmiştir.”
İddianamede, Hilmioğlu ile ilgili değerlendirmenin yapıldığı son bölümde, şu ifadeler yer alıyor:
“Şüphelinin, örgütün faaliyeti çerçevesindeki tüm eylemlerinin örgüt üyeliği kapsamında olduğu, rektörlüğünü yaptığı üniversitede çalışan öğretim görevlileri ile öğrencileri siyasi düşünceleri ve dini inanışlarına göre kişisel verilerini hukuka aykırı olarak kaydettiği ve ayrıca yürütme organını ve TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçuna iştirak ettiği anlaşılmıştır.”
YALÇIN KÜÇÜK VE KEMAL GÜRÜZ
¥ YALÇIN KÜÇÜK- İddianamede, Prof. Yalçın Küçük’le ilgili olarak da; “Yalçın Küçük’ün, ‘Ergenekon silahlı terör örgütü’ yapılanması içinde üst düzey görevlerde bulunduğu, bu görevleri arasında, PKK ve diğer örgütlerle irtibatları sağlamak, çalışmaları organize etmek ve darbe çalışmaları sırasında yapılacak dezenformasyon faaliyetleri ile gerekli ortamı hazırlamanın yer aldığı sonucuna ulaşılmaktadır” deniliyor.
Gizli tanık “Deniz”in ifadesine de yer verilen iddianamede, Deniz’in yazar olarak tanıdığı Yalçın Küçük’ün 1993 ve 1996 yıllarında Şam’a Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere geldiğini söylediği ve “Yalçın Küçük’ün adeta Abdullah Öcalan’ın beyni olduğunu” ileri sürdüğü aktarılıyor.
¥ KEMAL GÜRÜZ- Onu da çok iyi tanıyorsunuz... Kendisi, “başörtüsü zulmü”nün mimarlarından biri değilse de, uygulayıcılarından biridir.
YÖK Başkanlığı döneminde; “ayet”lerin değil, “akıl”ın esas alınmasını öngören görüşleri dolayısıyla büyük tartışmalar yapılmasına yol açmıştı.
İşte Gürüz’le ilgili olarak da, iddianamede şu ifadeler yer alıyor:
“Yapılan çalışmalarla ilgili örgüt yöneticisi Şener Eruygur’a düzenli bilgi verdiği ve ondan bazı şahıslara baskı uygulaması için taleplerde bulunduğu, ayrıca bazı medya mensupları ile görüşerek, rektörlük seçimlerinde desteklediği kişilerin muhalifleri aleyhine yazı yazılmasını sağladığı ve örgüt üyesi Mustafa Balbay ile de bu yönde birçok görüşmesinin bulunduğu, görev sırasında temin ettiği devletin iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli belgeleri sakladığı, Ergenekon silahlı terör örgütünün ara yöneticisi olarak emekli olduktan sonra da eylem ve faaliyetlerini sürdürdüğünün anlaşıldığı...”
... VE SUİKAST PLANLARI
İddianamede, “37’si tutuklu 52 sanık”la ilgili suçlamalar da var... Bunların hepsini bu köşede vermek mümkün değil... Ama, “kimlerin ne işler çevirdiğini” görmek bakımından kısa notlar aktarmak istiyorum:
¥ Şüpheli Yarbay Mustafa Dönmez’in de “Ergenekon silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, Başbakan’a suikast girişimi için çalışma yapıp evinin krokilerini çıkardığı, devlete ait gizli olan ve mahiyet itibarıyla gizli kalması gereken bilgi ve belgeler ile vahim nitelikli silah, mühimmatı, patlayıcı madde bulundurduğu, kişileri, özel hayatları, dini ve siyasi görüşlerine göre kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek suçlarını işlediği” savunulan iddianamede, “şüphelinin, ele geçirilen mühimmat ve askeri malzemelerin mahiyeti de göz önüne alındığında yasama ve yürütme organını ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemlerini gerçekleştirmeye elverişli nitelikte olduğu” belirtiliyor.
¥ İddianamede, eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in de “Örgütü parasal olarak finanse ettiği, bunun yanında ‘gizli’ ibareli belge bulundurduğu, başkanı bulunduğu sendikanın imkanlarını örgütün amaçları doğrultusunda kullandığı, bir suç işleme kararı kapsamında kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetme suçunu da işlediğinin anlaşıldığı” vurgulanıyor...
¥ İddianamede, emekli Orgeneral Kemal Yavuz’un, “Ergenekon silahlı terör örgütü içinde medyanın kontrol altına alınması ve dezenformasyon faaliyetlerinden sorumlu örgüt üyesi olduğu, örgüt üyelerinin fikri ve ideolojik olarak eğitim ve yetiştirilmesi faaliyetlerine katıldığı” kaydediliyor.
Bunlar gibi daha nice isim ve daha nice suçlama var ki; hepsini bir güne sığdırmak mümkün değil!.. 1454 sayfayı bir günde okumak da mümkün değil...
Ama, şu kadarı bile kişilerin; oturdukları “koltuk”lar veya bulundukları “makam”larda “kendi işleriyle ilgilenmediklerini” görmeye yeterlidir!..
Zaten, herkes “kendi işi” ile uğraşsaydı, bu ülke uçardı, uçar!..
Yanarım, yanarım da;
Bu adamlar, yıllar yılı “vatansever” olarak omuzlarda taşındı ya, ona yanarım!..
Bunlar “vatansever” ise, “vatan haini” kim?!?..
En güzel yalan!



Eski zamanlarda bir ülkenin kralı, can sıkıntısından, adamlarını huzuruna çağırır:
- Ülkemde bana en güzel yalanı söyleyene 5 bin altın vereceğim. Herkese duyurun! emri verir.
Adamları etrafa ilân ederler. 5 bin altın lâfını duyan binlerce kişi, en güzel yalanı söylemek için saraya koşar. Fakat, anlatılan hiçbir yalan kralın hoşuna gitmez. Hemen hepsine “olabilir” der. Herkesin ümidini kestiği anda bir adam çıkar:
- Efendim, sizin babanızla benim babam eskiden arkadaşmış.
Kral omuzunu silkerek:
- Olabilir der.
Adam devam eder:
- Bir gün babam babanıza 5 bin altın borç vermiş. Babanız borcunu ödememiş. Şimdi sizin bana 5 bin altın borcunuz var.
Kral hiddetlenerek:
- Yalan diye bağırır.
Adam sakin sakin:
- Yalan mı, dediniz kral hazretleri? Demek ki en güzel yalanı ben söyledim. Vaat ettiğiniz 5 bin altını, yok yalan değilse o zaman babanızın borcu olan 5 bin altını verin!
Fıkranın anafikri:
“Gerçek”leri kabullenmek istemeyenler, zaman zaman “yalan”ları cazip görürler!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi