Ruanda soykırımında Batı’nın dahli

Ruanda soykırımında Batı’nın dahli

AFRİKA’NIN MERKEZİNDE üS İNŞA ETMEK

SİYASİ TARİH

Uganda, 1962 yılında bağımsızlığını ilan edinceye kadar Britanya İmparatorluğu’nun bir kolonisiydi. Bu zamanda Uganda, gelişen endüstrisi, tarıma elverişli toprakları ve önemli maden sektörüyle Afrika Saharası’nda en umut verici ekonomilerden biriydi. Kahve, pamuk ve çay ihraç edilen en önemli tarım ürünleriyken, Uganda, tarım ürünlerinde kendi kendine yetebilen bir ülkeydi. üretim sektörü, tarım ve tüketim sektörü için bir girdi olarak kabul edilirken, tekstil ihracatında önemli bir kaynak ülke durumuna gelmişti.

1971’de Idi Amin Uganda’da başa geldi. Amin, Tanzanya ordusu ile Birleşik Ulusal özgürlük Cephesi O’nu uzaklaştırana kadar 1979 yılına kadar süren iktidarında zalim bir diktatör olarak biliniyordu. Aralık 1987de Milton Obote ikinci kez Uganda’nın başına geldiğinde, ekonomi derin bir kriz içerisindeyken, ülkenin alt yapısı da savaştan dolayı büyük bir hasara uğramıştı.

IMF UGANDA’NIN PARASININ DEĞERİNİ DüŞüRDü
Obote, başa geldikten sonra uluslar arası finansal kuruluşlara ekonomiyi yeniden inşa etmeleri konusunda yardım talebinde bulundu. Obote’nin bu çağrısı, IMF-Dünya Bankası’nın klasik yapısal ekonomik reform programının 1981’de uygulanmasıyla yanıt buldu. Programın en önemli noktası, Uganda Shilling (Uganda’nın para birimi)’nin değerinin düşmesi oldu. Program öncesinde 7.8 Shilling 1 Dolar iken, devalüasyonla birlikte 78 Shilling 1 Dolar oldu. 1984’te ise 270 Shilling 1 dolar olarak yeniden devalüe edildi.

Ekonomideki bu değişikliklerden sonra, Uganda yeniden finansal kriz batağına düştü. IMF programının 18 ay sonra çökmesi ve ardından gelen askeri darbe Uganda’da yeni bir hükümet inşa etti. İç savaşa katılan Ulusal Direniş Ordusu ve bu örgütün siyasi kanadı Ulusal Direniş Hareketi geniş ekonomik reformlar üzerine kurulu ulusal bir hükümet kurdu.

ALINAN KREDİLER ASKERİ HARCAMALARA YATIRILDI
Ulusal Direniş Konseyi (NRC) Başkanı Yoweri Museveni 29 Ocak 1986 yılında cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Museweni hükümeti IMF ve Dünya Bankası ile yeni bir siyasi paketle hazırlayarak Mayıs 1987’de Ekonomik Dönüşüm Programı’nı uyguladı. Museweni Ekim 1987’de de Amerikan Başkanı Ronald Reagan ve Başkan Yardımcısı George HW Bush ile Beyaz Saray’da görüştü.

Ekonomik Dönüşüm Programı, ülkeyi uluslar arası finansal kuruluşların eline verme amacı taşıyordu. Dış borç bir gecede büyük bir artış göstererek 1997’de üç kat artışla neredeyse 3.7 milyar oldu. Uganda’nın Dünya Bankası’na olan 2 milyar Dolar borcu ise ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına kredi desteği olarak verilmişti.

Dünya Bankası’nın verdiği paralar sosyal ve ekonomik kalkınma programları yerine Ruanda ve Kongo’da askeri operasyonlara dahil olan Birleşik Halk Savunma Gücü’ne aktarıldı. Uganda, Doğu Afrika’da Amerika adına Amerikan operasyonlarını gerçekleştiren bir devlet haline gelirken, IMF ve Dünya Bankası da Uganda ordusunu finanse etti.

RUANDA SOYKIRIMI

RUANDA’NIN KOLONYAL GEçMİŞİ

Ruanda Soykırımı 1994’te meydana geldi. Ancak soykırım 80’lerin sonu ile 90’ların başında Ruanda ekonomisiyle yakından ilişkilidir. Soykırım, Ruanda’da 1990-93 yılları arasındaki iç savaşta Devlet Başkanı olan Habyarimana’nın 1994’te bir suikast sonucu öldürülmesiyle başladı.

HUTU-TUTSİ AYRILIĞINI BELçİKA KöRüKLEDİ
Kolonize bir ekonomik geçmişi olan Ruanda’da ekonomi kahve ihracatı üzerinde yürürken, insanlar arasında geniş bölünmeler mevcut. En önemli bölünmüşlük ise 1926’da Belçikalıların siyasi kontrolü elde bulundurmak amacıyla körükledikleri Hutu ve Tutsisler arasındaki bölünmüşlüktür. Belçikalılar Hutulara karşı Tutsisleri desteklediler.

BELçİKALILAR BIRAKTI HUTULAR BAŞA GEçTİ
1962 yılında Belçika Ruanda’yı bırakırken Tutsiler de yönetimdeki güçlerini bıraktılar ve Hutular kontrolü ele almaya başladılar. Birçok Tutsi yönetimden kovuldu. 1973’te Hutuların askeri lideri Juvenal Habyarimana ve kendisini takip eden taraftarları başarılı bir darbe gerçekleştirdi. Habyarimana ve Hutu elitleri Ruanda’da neredeyse 20 yılda önemli bir ekonomik gelişme sağladı.

EKONOMİK PROBLEMLER VE YAPISAL DöNüŞüMLER
1980’lerin sonlarında Ruanda’nın kahve üretimi üzerine kurulan ekonomisinde problemler ortaya çıkmaya başladı. 1987’de Uluslar arası Kahve Anlaşması’nın sisteme getirdiği kota uygulaması, kahve fiyatlarını dünya genelinde düşürdü. Ruanda’nın kahve ücretlerini belirleyen devlet fonu borçlu hale geldi.
Habyarimana hükümeti ile IMF ve Dünya Bankası arasında anlaşmadan sonra Dünya Bankası 1988’de Ruanda’nın kamu harcamaları programını gözden geçirmek ve çok şartlı yeni bir yapısal dönüşüm programı uygulamak için bir grup gönderdi.

RUANDA VATANSEVER CEPHESİ

Bu, aynı zamanda Ruanda’nın iç (1990-1993) savaşına denk gelirken, Hutu aristokrasisi de kendi içinde bölünmeye başladı. Bu arada Uganda kamplarında da çoğunluğunu Tutsislerin oluşturduğu bir gerilla grubu oluşmaya başladı. Tutsislerin oluşturduğu Ruanda Vatansever Cephesi Ruanda’yı işgal etti ve başkent Kigali’ye kadar ulaştı. Bu durum Habyarimana rejimini zayıflattı ve iç savaş çıktı.

Yapısal Dönüşüm Programı siyasi olarak istikrarsızlık döneminin yaşandığı ve Ruanda Frank’nın yüzde 50’sinin devalüasyona kurban gittiği bir dönemde Kasım 1990’da yapıldı. Bu program, Uganda’da kamplarında bulunan Ruanda Vatansever Cephesi’nin Ruanda’ya girmesinden altı hafta sonra başlatıldı. Ekonomik kriz iç savaşı daha da kötü hale getirdi ve bu durum yüksek enflasyon ile yiyecek ve gaz fiyatlarında önemli artışlarla sonuçlandı.

SOSYAL çöKüNTü VE IMF’NİN BUNDAKİ DAHLİ
Devlet teşekkülleri iflasa zorlanırken, kamu hizmeti sağlayan sağlık ve eğitim sistemi de çöktü. İç savaşın en yoğun yaşandığı 1992 yılında IMF ikinci bir devalüasyon emri verdi, ki bu fiyatların daha artmasına neden oldu. Kahve üretimi bir yıl içinde yüzde 25 düştü. çünkü toprakların büyük bir kısmı kahve yetiştiriciliği için kullanılıyordu ve diğer ürünler için yeterince alan kalmamıştı.

Kıtlığın yoğun yaşandığı bir dönemde Dünya Bankası ve IMF’nin Yapısal Dönüşüm Programı ekonomide liberalleşmeyi emrettiler. Bu şekilde artan ucuz yiyecek ithalatı yerel pazarları çökertti.

Ruanda’nın imzaladığı Yapısal Dönüşüm Programı, Ruanda Merkez Bankası’na mal ithalatı için önemli krediler vermeyi taahhüt ediyordu. Kredilerin bir çoğu rejim tarafından Güney Afrika, Mısır ve Doğu Avrupa’dan alınan ağır silahlara ödendi.

ALBRIGHT VE ANNAN ABD’NİN SİLAH SATIŞINA GöZ YUMDU
Ruanda Soykırımı meydana geldiğinde Madeline Albright (ABD eski Dışişleri Bakanı) Bil Clinton’un Birleşmiş Milletler’deki Temsilcisi’ydi ve Kofi Annan da Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonlarının başında yer alıyordu. Araştırmacı-Gazeteci Wayne Madsen kitabında Albright ve Annan’ın Amerika’nın Tutsilerin Ruanda Vatansever Cephesi’ne destek verdiğini görmezden geldi. Ruanda Vatansever Cephesi, 6 Nisan 1994’te Ruanda’nın Hutu Devlet Başkanı’nı taşıyan uçağa gerçekleştirdikleri füze saldırısından sorumluydu.

TUTSİLERİN LİDERİNİ ABD ASKERİ EĞİTTİ
Madsen, Ruanda Vatansever Cephesi’nin (RPF) Uganda’dan 1990’da ilk işgalinde Birinci Bush yönetimini ve Savunma Bakanı Dick Cheney (ABD’nin şimdiki Başkan Yardımcısı) askeri destek aldığını açıklıyor ve RPF’nin amacının Ruanda’nın Hutu devlet başkanını iktidardan düşürmek olduğunu söylüyor. Madsen kitabında, RPF’nin başkan yardımcısı Paul Kagame’nin Amerika’da Amerikan ordusu tarafından nasıl eğitildiğini deşifre ediyor. 1990’daki Ruanda işgalinde RPF lideri öldürülünce Kagame gerilla ordusunun başına geçti ve Pentagon, CIA ve Dışişleri Bakanlığı ile olan ilişkileri daha da güçlendi. Birleşmiş Milletler’in tasnif edilmiş belgelerine göre, Albright ve Annan bu durumdan haberdardı.

FüZELERİ CIA TESLİM ETMİŞ
Fransa Parlamentosu ABD’nin RPF’yi Sovyet yapımı yerden havaya fırlatılabilen füzeler sağladığına dair araştırmasında, bu füzelerin Ruanda Devlet Başkanı’nın uçağına yapılan saldırıda da kullanıldığını ortaya çıkardı. Birleşmiş Milletler araştırmasında CIA ile bağlantılı bir şirketin roketatar parçalarını toplayarak bunları RPF’ye verdiğine dair bir bilgi ortaya çıktı.

Ancak, bu soruşturma kısa bir süre sonra Amerika ile olan ilişkiler göz önüne alınarak rafa kaldırıldı.

‘ULUSLAR ARASI STRATEJİK VE TAKTİKSEL ORGANİZASYONU”
2004 yılında Fransızların bir uçağa yapılan saldırıyla ilgili soruşturması tamamlandıktan sonra Madsen, soruşturmayı yapanların siyasi olarak güçlü petrol organizasyonunun bağlantısını ortaya çıkardıklarını söylüyor. Bu organizasyon genel olarak “Uluslararası Stratejik ve Taktiksel Organizasyon” olarak biliniyor.

SOYKIRIM KREDİLERİ
1994’teki soykırımdan bir yıl sonra Ruanda’ya borç verenler Tutsilerin kurduğu RPF hükümetinden eski rejimin borçlarını geri ödemesini istediler. Ki bu krediler, kan dökülmesi için verilmişti. RPF hükümeti, borçların iptal edilmesini istemek yerine Bretton Woods kuruluşlarının talebini hoş karşıladı. çünkü, askeri gelişme için IMF’nin yeşil ışığına ihtiyaçları vardı. Yeni krediler de tam olarak askeri harcamalara gitti.

SOYKIRIM, AMERİKA VE FRANSA ARASINDAKİ BİR MüCADELENİN üRüNüYDü
Fransızların desteklediği Hutu Habyarimana hükümetinin yerine Amerikan destekli Tutsi Paul Kagame’nin geçmesiyle soykırım bir anlamda başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Bu soykırım, CIA ve Amerikan özel güçlerinin yardımıyla meydana geldi. Aslında bu durum, Fransa ve Amerika arasında deklere edilmemiş bir savaş olarak görülmeli.

YöNETİM FRANSIZLARDAN AMERİKA’YA GEçTİ
Amaç, Ruanda’da bir bir Anglo-Amerikan himayesi oluşturarak Amerika için Orta Afrika’da neo-kolonyal bir ortam oluşturmaktı. Hükümet ve özel sektör dilinin Fransızca’dan İngilizce’ye geçmesinden bu amacın başarıya ulaştığı görülüyor.

(çev: habervaktim)

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi