Necmettin Çakmak

Necmettin Çakmak

Mahalle bakkalı devri geçti mi?

Mahalle bakkalı devri geçti mi?

Sayıları günden güne azalsa da mahalle bakkalları bir semboldür. Hala köylerin, mahalle aralarının, dar sokakların en önemli unsurudur. Mahallenin bekçisidir. Herkesin arkadaşı, sırdaşı ve dostudur. Hatta namusudur.

Bakkalın bulunduğu binanın üst katında oturan ev hanımı, aşağıya sepeti sarkıtır, yarı beline kadar camdan sarkar, "Mehmet Efendi, bir ekmek, üç yumurta" diye bağırır.

Bakkal, ekmekle yumurtaları sepete koyar. Başını kaldırıp, henüz pijamasını üzerinden çıkartmamış komşusuna bakmaz. Sepette bu mallar için gerekli para yoksa, "Para nerede?" diye sormaz. Para varsa alır, hemen üstünü de sepete kor ve gönderir. Bakkallar, yoksullaştırılan insanımızın hayatını kolaylaştırdı. Gidin bakalım büyük marketlere cebinizde kredi kartınız olmadan, paranız olmadan size mal verecekler mi? Cebinde kredi kartı olmayan, borçlarını geciktirmesi nedeni ile sicili bozulan ve bu nedenle de kredi kartı alamayan benim vatandaşım ekmek alamaz ise ne olur? Bunu hiç düşündüler mi acaba?

Ve şimdi siz kalkıp, bu gerçeklerin hepsini göz ardı ederek, sanki Türkiye İsviçre olmuş gibi hareket edeceksiniz. 'Türkiye değişiyor. Onlarda artık bu gerçeği görecek' diyeceksiniz. 'Bir araya gelin sizde AVM kurun' öğüdünde bulunacaksınız.

Merak ediyorum, mahalle bakkallarına ya da esnafa bu öğütlerde bulunan Sayın Başbakan nasıl bir formül bularak bunu hayata geçirecek. Bir AVM nasıl açılır, hangi paralarla bu iş kotarılır? Öyle kolay mı? Hadi diyelim; siz 250 bin esnafı yan yana getirdiniz. Hemen AVM açabilir misiniz?

Maalesef toplumun adeta sigortası olan bakkal olayı artık bitirilmek üzeredir. Tabii bakkal bitince, kasaplar da bitecektir, manavlar, şarküteriler, konfeksiyoncular, ayakkabıcılar, lokantalar bitecektir. Şehir merkezlerinde artık dükkânların çoğunun camında artık 'satılık' ibaresi bulunuyor. Türkiye'de yaklaşık 200 bine yakın esnaf daha şimdiden işsiz kalmış durumda. Bu işsizliğin temel sebebi de AVM'lerin ve zincir mağazaların artması.

Ayrıca siz Türkiye'de kaç AVM'nin olduğunu biliyor musunuz? Sadece 2009 yılında açılan 24 yeni AVM ile 39 ildeki toplam sayı 238'e çıkmış. Başkent Ankara'da bin kişiye düşen AVM miktarında 215 metrekareyle hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın şampiyonu olmuş. Bu yılsonunda da toplam sayının 314 olmasını planlanıyormuş.

Peki, biz buraya nereden geldik? Son günlerde tekrar alevlenen Hipermarketler Yasa Tasarı nedeniyle. Söz konusu tasarı uzunca bir süredir Meclis'ten geçmemişti. Peki, bu tasarı neyi öngörüyordu? Alışveriş merkezleri ile hipermarketlerin açılıp kapanma saatleri, konumu ve kiralama şekli ve benzeri hususları düzenliyordu. İşte son günlerde yaşanan tartışmada bundan kaynaklanıyor. Esnaf, bu tasarının bir an önce Meclis'ten geçerek yasalaşmasını isterken, aralarında yabancı devlerinde olduğu AVM sahipleri ise yasayı kendi lehlerine çevirebilmek için sürekli hükümete baskı yapıyor. AMPD Başkanı Mehmet Nane'nin şu açıklaması da bunu teyit ediyor: "Eğer AVM'ler pazar günü kapalı olursa, 81 bin aktif çalışan işsiz kalacaktır."

Elbette buna katılmak mümkün değil. Sayın Nane, bir de esnafın penceresinden bakarsa farklı bir manzara ime karşılaşır. AVM'lerin pazar günü kapalı olması, ekonomik kriz nedeniyle oldukça zor günler geçiren bakkallar dâhil yaklaşık 2 milyon küçük esnafı rahatlatacaktır. Bir de bu yasanın çıkması ile aynı mahallede 500 metre arayla açılan hipermarket zincirlerine de 'bir dur' denilecektir.

Başka bir tehlike...

AVM konusu üzerinden devam ederken asıl başka bir tehlikenin bizi beklediğine dikkat çekmek istiyorum. Belki bugün çok farkında değiliz ama bir 10 yıl sonra yetişen neslin ne hale geldiğini gördüğümüzde 'eyvah' diyeceğimizden korkuyorum. Malumunuz, modernizmden önce evlerimiz ve eşyalarımızı ihtiyaçlarımız için kullanıyorduk. Evlerde değersiz, işe yaramayan eşya pek bulunmazdı. Eşya insanın hizmetinde idi. Modernizmle birlikte ise evlerimiz giderek otele döndü, tüketim kölesi haline gelen insan eşyayı evin dekorasyonu için almaya başladı. Evin en gösterişli köşesine yerleştirilen belli aralıklarla temizlenen tozu alınan onun dışında herhangi bir işe yaramayan yığınlar birikti evlerde. Hız ve haz üzerine kurulu tek tip, kolay yaşam hayatımıza dayatıldı. Televizyon evlerde tüm aileyi kendine tutsak etti. Bilgisayar en yakın arkadaşımız oldu. Makinelerin yönettiği insan tipleri çoğaldı. 'Kanaat' denilen hayat görüşümüz bir çırpıda çöpe atıldı. Mekke'deki putların yerini çağdaş modern putlar aldı. Artık paranın 'tanrı' olduğu bir dünya kuruldu. Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in deyimiyle "İnsanların yakınlaştıkça birbirinden uzaklaştığı" yapılar kuruldu. Ve bunların adı da bugün AVM oldu.

'Parıltılı hayatın' modern mabetleri olan AVM'ler her sokağın başında kazulet gibi dikilmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde Mustafa Kutlu yazdı; küçük bir Anadolu şehrimizde üç AVM açılmış, dördüncüsü de yoldaymış. Hatta köylere servis bile koyulmuş. İşte bu mabetlere girdiğinizde kafanızı kaldırdığınız her yerde cazip tüketim malları ışıldıyor. 'Tutumlu ol, israf etme' öğüdünün yerini 'harca' komutu alıyor. Bir bardak almak için girdiğiniz AVM'den size hiç gerekli olmayan birçok ürünü alıp çıkabilirsiniz. Giderek artan ödeme kolaylıkları, gece yarılarına kadar uzayan alışveriş saatleri ve kimlik yerine geçen markalar bizi daha fazla tüketmeye çağırıyor. Sadece bu mu?

Bir alışveriş merkezi daha kurulmadan, tüketici nasıl cezbedilir, tüm bunlar en ince detayına kadar düşünülüyor. Mesela, merdivenler hep orta kesimde bulunuyor. Bir gün aşağı inen merdiven, diğer gün yukarı çıkıyor. Böylece gelenler hep aynı güzergâhı izlemiyor, farklı mağazaların önünden de geçmek durumunda kalıyorlar. Anlayacağınız, alışveriş merkezlerinde size lazım olmayanı da satmak için ince ince taktikler uygulanıyor!

Danışman Avi Alkaş'ın şu ifadesi çok anlamlı: "Alışveriş merkezlerinde hiçbir şey tesadüf değildir."

Bana soracak olursanız, artık 'tesadüflere' karşı dikkatli olalım. Bu tapınaklar açıldı, açılmaya devam edecek. Öyle görünüyor. Çünkü pıtrak gibi her tarafı sarmalarına engel olan, ses çıkaran irade ortalıkta falan yok. O halde tek dileğimiz inşallah bir gün olur da, 'kanaat ekonomisi'ne geri dönüş yaparız.

Son tahlilde, maalesef mahalle ile beraber bakkal da göçtü. Bu elbette iyice silindi manasına gelmiyor. Ne var ki bir kesim en kısa zamanda musalla taşına yatırıp cenaze namazını kılmaya niyetli. Dolayısıyla 'dolap' çevirenlere karşı bakkallarından bir şeyler yapması gerekiyor. 'Birlikten rahmet doğar' prensibi gereği herkes taşın altına elini koyarak bu yasa çıksın ya da çıkmasın (esnaf lehine çıkacağını zannetmiyorum ya) bakkallar, kasaplar v.s ilk önce veresiye defterini yürürlükten kaldırmayacaklar, sonra da kooperatifler kurarak 'sel gider kum kalır' misali yollarına devam edecekler. Aksi halde, bu kapitalist düzen hepimizi kendisine köle yapacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Necmettin Çakmak Arşivi