Mevlüt Özcan

Mevlüt Özcan

Göze batan populizm

Göze batan populizm

Türkiye ne çektiyse İttihatçı ve Ahrarcı ve onların günümüzdeki uzantıları olan ulusal ile liberal ikileminden ve geriliminden çekiyor. Belki zaman zaman liberaller ehveni şer ve fecr-i kazip olarak görülebilirler lakin onların nihai zaferleri de nihai bir yıkım anlamına gelecektir. Sözgelimi, günümüzde Şark meselesinde ve Ermeni meselesinde liberaller 'ver, kurtul'u yani teslimiyetçiliği bir politika olarak görüyorlar ve AKP hükümetinden de pervasızca bunu uygulamasını istiyorlar. Bu anlayışın öncü isimlerinden olan Ahmet Altan zaman zaman 'ordu lağvedilsin' tarzında veya ona yakın ifadeler kullanırken diğer taraftan da Kürt meselesinde 'ya şimdi çözülecek ya da ebediyen ayrışacağız' mealinde Kafkavari bunalım yazıları kaleme alıyor. En son Ermeni tezlerine karşı çıkmayı ve tarihi politize eden ve siyasallaştıran bazı ülkelerin meclislerinde alınmış kararlarına tepki göstermeyi bile Ergenekon politikalarına dümen kırmak olarak değerlendirdi. Sözgelimi, İsveç Parlamentosunun almış olduğu soykırımı tanıma kararına tepki göstermesinden dolayı Ahmet Altan bu bağlamda Erdoğan ve Davudoğlu'nun İsveç'teki Büyükelçimiz Zergün Korutürk'ün istişareler için merkeze çağırmasını populist bir politika olarak görüyor ve oy avcılığı için MHP'nin dümen suyuna girmek olarak değerlendiriyor. Onları acemi politikacı olmakla itham ediyor. Esasında, Ahmet Altan AKP'nin populist olarak gördüğü politikalara esastan taraftardı. Esasta çelişme olmadığı müddetçe AKP'nin popülizmine kapılmasını ve kendisini kaptırmasını zararlı görmezdi. Yoksa Ahmet Altan mevcut iktidar anlayışının 'ne iş, hangi politika olursa yaparız; ne ihale olursa kaparız' mantığını ve anlayışını temsil ettiğini bilmiyor mu? Bal gibi biliyor lakin bugüne kadar onun için önemli olan, usul ve yöntem değil esastı. Bugüne kadar bağcıyı dövmek değil üzüm yemek anlayışıyla bu gibi populist yaklaşımları göz ardı ettiler. Mesele esasa taalluk edince bu defa göz ardı ettiklerini göz önüne getirdiler.

İş kemiğe dayanınca yani yine aynı populist anlayış gereği Başbakan ve vükelası başka vadilerde seyretmeye başlayınca Altan'ın aklı başına geldi ve usul yönünü hatırladı. Neden sonra? Nihayet hükümetin populist yaklaşımları akıllarına gelebildi. Biz ise baştan beri usulsüzlüğün vusülsüzlük olduğunu söylemiş ve usul yanlışlığının esasatta kaymalara, kırılmalara neden olacağını defalarca yazmıştık. Onları Ahmet Altan'larla da buluşturan bu populist çizgiydi. Dolayısıyla populizm rüzgarıyla saptırılan süreç içinde hedeflerin kaybolması kaçınılmazdı. Kaymalar ve kırılmalar ile yapının çok merkezli hatta merkezsiz hale geleceği de aşikardı. Öyle de olmuştur. Bu yanlışlar zinciriyle Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk. Biz de baştan beri AKP'nin populizminden şikayetçi idik ve populizmin vazgeçilmez arazlarından birisi istismar veya manipülasyondur. Dolayısıyla, bu durumda ortada samimiyetin kırıntısı bile kalamaz. Din ise samimiyet üzerine mebni olduğundan dolayı, süreç içinde heva ve hevesat ve oyuncak haline gelir. Nitekim öyle de olmuştur. Ahmet Altan, Ermeni tezleri meselesinde populizm yaptığı gerekçesiyle hükümete yüklenirken iki hususu dikkatlerinden kaçırmıştır. Birincisi, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Meclisin almış olduğu kararı tarihin siyasallaştırılması olarak değerlendirmiştir. Tony Blair örneğinde olduğu gibi bazıları savaş çıkarmak için yalanları estetize ederken bazı meclisler de tarihi politize etmektedir. Altan'ın dikkatinden kaçırmış olduğu ikinci husus ise Mehmet Kaplan isimli Türk asıllı vekilin vicdanı doğrultusunda oy kullanamamış olmasıdır. Onun vicdanını örten ve karartan grup kararı olmuştur. İşte Altangillerin yücelttiği sol soslu enternasyonel liberalizm böyle bir şey olmalıdır.

Ahmet Altan'a göre hükümetin tavrı esastan da usul yönüyle de yanlıştır. Bize göre ise esasta doğru, lakin usul yönüyle yanlıştır. Usul yönünden maksat, populizm eğilimidir ve bu gibi ilkesel meseleleri iç politikaya alet etme ihtimalidir. Altan bu politikayı ulusalcılığa ve Ergenekon anlayışına kaymak olarak değerlendiriyor. Şüphesiz, Altan'ın anlayışına göre Akif gibiler de yaşasalardı ulusalcı cenahta değerlendirilirdi. Akif'in ise ulusalcı olmadığı Yalçın Işımer ve Doğu Silahçıoğlu gibi ulusalcıların husumetleriyle tescillidir. Onun İslamcı kimliği şüpheden ari bir hakikattir.

Namık Kemal'den sonra en büyük vatan ve destan şairlerimizden olan Mehmet Akif, mısra ve dizeleriyle milli hislerini ve duygularını kaybetmiş herkese sesleniyor, hitap ediyor. Onun aşağıdaki dizelerini kim olursa olsun; toptan yeni muhataplarına ithaf ediyoruz:

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!...

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mevlüt Özcan Arşivi