Füze kalkanı ve Davutoğlu'nun beyanatı

Füze kalkanı ve Davutoğlu'nun beyanatı

Basında yer alan haber ve yorumlara bakılırsa, NATO, İran'la savaş ihtimaline karşı tedbir olarak Türkiye'ye acilen bir füze kalkanı yerleştirmek istiyor ve Türkiye'nin buna behemehal yeşil ışık yakmasını bekliyor.

Durum gerçekten böyle mi?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında, füze kalkanı konusunun "önümüzdeki 20-30 yıl içinde ortaya çıkabilecek risklerin sıralanması esnasında ilkesel bazda gündeme geldi"ğini ve "kesinlikle herhangi bir uygulama projeksiyonu ya da tartışması olmadı"ğını söyledi; "Sanki füze savaşları başlıyor, Türkiye de bir füze kalkanına evsahipliği yapacak. Böyle bir durum sözkonusu değil" dedi.

Demek ki bugünden yarına yüzleşmemiz gereken bir meseleyle karşı karşıya değiliz.

Ama, Türkiye'nin Ortadoğu açılımlarının bir gün bu meseleyle sınanabileceğine tabii ki ihtimal vermemiz gerekiyor.

Bugün için sözkonusu olmayan durum bir gün sözkonusu olursa Türkiye ne yapar?

Cevap, Davutoğlu'nun konuyla ilgili açıklamalarının satır aralarında:

"Biz Soğuk Savaş şartlarını doğrudan ya da dolaylı şekilde ortaya çıkaracak bir uluslararası konjonktürün doğmasını istemiyoruz. NATO'nun da bu yeni uluslararası konjonktürde, kanat ve merkez ülkeler gibi ayrılmasını ve Türkiye'nin Soğuk Savaş'ta olduğu gibi sanki bir kanat veya cephe ülkesi gibi algılanmasını doğru görmeyiz. Türkiye yürüttüğü dış politikası ve diplomasisiyle bütün çevre bölgelere, ülkelere istikrar yayan, sadece güçlü askeri gücüyle güvenlik unsuru olarak istikrar yayan değil, yumuşak gücüyle, diplomasisiyle, yaptığı faaliyetlerle de Orta Asya'dan Ortadoğu'ya, Balkanlardan Kafkaslara ve Karadeniz'den Akdeniz'e kadar bir bölgeye istikrar yayan ve ekonomik kalkınmasıyla da bölgeye ciddi bir ekonomik refah alanı oluşturan bir politika izliyor... balistik füze veya nükleer gelişmeler veya terörizm tehdidine karşı alınacak güvenlik tedbirleriyle, savunma sistemleriyle bizim bu dış politika vizyonumuz arasında bir çelişki olmasını istemeyiz. Biz çevremizdeki hiçbir komşumuzdan bir tehdit algılaması içinde değiliz, NATO'ya dönük de bir tehdit algılaması veya tehdit oluşturduğu kanaati içinde değiliz. Ancak NATO da bütün güvenlik unsurlarını gözönüne alarak geleceğe yönelik planlama yapmakla yükümlüdür. Biz de bu planlamaların içinde oluruz, olmaya devam edeceğiz."

Bu sözler, Türkiye ile İran'ı 'resmen düşman' haline getirmek isteyenleri hayal kırıklığına uğratacak bir siyasi iradeyi yansıtıyor.

NATO ile ilgili son iki cümle 'diplomatik nezaket' gereği söylenmiştir ve o siyasi iradeye gölge düşürmez.

Nitekim, bir gazetecinin, bu iki cümleye istinaden, "NATO yeni stratejik konseptinde veya başka bir belgede bazı ülkeleri tehdit olarak göstermek isterse Türkiye buna nasıl yaklaşır?" diye sorması üzerine, Davutoğlu, o siyasi iradenin altını bir kere daha çizdi:

"Biz Soğuk Savaş mantığı veya yaklaşımı içinde, herhangi bir bloklaşmaya yol açabilecek tanımlamalardan uzak kalınması gerektiğini düşünüyoruz."

Hülasa: NATO'nun İran'a ve yahut Rusya'ya karşı seferber edilmesi gündeme gelirse Türkiye buna kesinlikle karşı çıkacak ve böyle bir tezgâhta 'uç beyi' olarak kullanılmayı / öğütülmeyi kesinlikle kabul etmeyecektir.

Siyasi irade bu yöndedir ve aksi zaten düşünülemez.

Bütün NATO ülkelerini kapsayan genel bir savunma sistemi için şimdilik bir şey diyemem, ama Türkiye ile komşuları arasındaki güven ilişkisini sarsacağı kesin olan hususi bir füze kalkanı projesine Ankara'nın yeşil ışık yakması ancak "Komşularla sıfır sorun, azami işbirliği, tam entegrasyon" siyasetinden vazgeçmesi halinde sözkonusu olabilir ki bu mümkün değil.

İran'la dostluğu NATO'ya kurban etmek, Şiilerin tayin edici rol oynadığı Irak ve Lübnan'la kurulan sağlıklı ilişkileri ve bu ülkelerle entegrasyon perspektifini de çöpe atmak anlamına gelir; Suriye ile stratejik işbirliğini de tehlikeye sokmak anlamına gelir; Türkiye'nin son yıllarda izlediği bağımsız ve şahsiyetli dış politika ile İslam dünyasında elde ettiği saygınlığı –dolayısıyla müsbet etkinliği- de bütünüyle ortadan kaldırmak anlamına gelir...

Bölgesel entegrasyonun gerçekleşmesine hayati önem atfeden AK Parti Hükümeti buna asla yanaşmayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi