Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yalçınkaya ve yüksek yargıda koltuk savaşları

Yalçınkaya ve yüksek yargıda koltuk savaşları

Atalarımız, böyle durumlar için, “Lâfa limon sıkmak” veya “pişmiş aşa su katmak” tabirini kullanmışlar... Atalarımız böyle demişler de, “torunları” olan bizler diyemez miyiz... Elbette deriz...
Meselâ, Yargıtay Başsavcılığı’ndan dün yapılan açıklama da; gündeme tam “limon sıkıcı” tam “pişmiş aşa su katıcı” bir açıklama olmuştur.
Şu hâle bakın;
CHP bile; “Başörtüsüne özgürlük meselesi üniversitelerle sınırlı kalsın” deme noktasına gelmişken, yani hiç olmazsa “üniversitelerde yasak kalksın” derken, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, tam da böyle bir “uzlaşı” ortamında sahneye çıkıp da, “lâiklik”ten, “devrim yasaları”ndan dem vurması, “akla ziyan” bir tavırdır!..
Bay Yalçınkaya demiş ki;
“Dinsel inanç veya dinsel kurallarla doğrudan ilişki ve bağlantı kurularak yapılan düzenlemeler, hem devrim yasalarını, hem de lâiklik ilkesini ilgilendirir.”
NE BİÇİM LÂİKLİK BUUU!
Gelin, bu cümle içindeki “iki ifade”yi irdeleyelim...
“Lâiklik” nedir?..
“Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” değil mi?..
O halde, devlet, “dinî mevzu”lara niye burnunu sokuyor?.. Bıraksınlar; kim neye inanıyorsa inansın!.. Bıraksınlar; kim nasıl giyiniyorsa giyinsin!..
Ortada “dinî bir mevzu” varsa, bırakın da, bu konuda “Diyanet” konuşsun!..
Diyanet, 1981’de, hem de “darbecilerin hükümran olduğu” bir dönemde kararını açıklamış mı, açıklamış!..
“Başörtüsü dinin emridir!” demiş mi, demiş!..
O halde, daha neyi tartışıyoruz?..
Bir “devlet organı” olan Diyanet, böyle söylemiş mi?.. Söylemiş... O halde, bu işe Danıştay niye burnunu sokar, Anayasa Mahkemesi veya Yargıtay Başsavcısı niye burnunu sokar?..
“Lâiklik” diyen sizsiniz!..
“Din işleri ile devlet işleri birbirinden ayrıdır” diyen sizsiniz!..
Diyanet, “din işleri”ne bakmakla yükümlü olduğuna göre, yargı, dine niye karışıyor, niye müdahale ediyor ki?..
O ZAMAN, KALDIRIN DİYANET’İ!
Haa, Diyanet’i “yok” sayıyor, açıklamalarına itibar etmiyorsanız, o zaman kaldırın Diyanet’i!..
“Devletin yapısı”nda hem “Diyanet” gibi bir kuruma yer vereceksiniz, hem de “Diyanet’in görüşleri”ni kaale almayacaksınız!..
Yok öyle yağma!..
Madem, Diyanet de bir “devlet kurumu”dur, o halde Diyanet İşleri Başkanı ile Yargıtay Başsavcısı arasında “hiçbir fark yok”tur!..
Bu ülkede “Yargıtay Başsavcısı”nın, “Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi Başkanı”nın ne kadar itibarı varsa, Diyanet İşleri Başkanı da o kadar “muteber”, o kadar “saygıya lâyık”tır!..
ATATÜRK’TEN DE ATATÜRKÇÜ!
Kaldı ki, “Diyanet İşleri Başkanlığı” makamını tesis eden de, “bugünkü siyasiler” veya “bugünkü yargıçlar” değildir!.
Bu kurumu “devlet”e sokan,
Atatürk’ün bizzat kendisidir!
“Başörtüsü sorunu”nu çözme konusundaki girişimlerin “lâikliğe ve devrim yasalarına aykırı” olduğunu iddia eden Bay Yalçınkaya’ya hatırlatmak isterim ki; “Başörtüsüne çözüm”ün adresi olarak “Diyanet”i gösteren Atatürk’tür!..
Ve ayrıca, bu da, Atatürk’ün çıkarttığı bir “devrim yasası”dır!..
3 Mart 1924’te çıkarılan 429 Sayılı Kanun’un 1. maddesi, dinî konularda karar yetkisinin Diyanet’te olduğunu amirdir. Atatürk döneminde yapılan bu kanuna Bay Yalçınkaya ne der acaba?..
“Devrim yasası” diyorsan,
Al sana devrim yasası!..
“Lâiklik” diyorsan,
Al sana lâiklik!..
Atatürk’ün çıkarttığı söz konusu “devrim yasası”nda aynen deniliyor ki;
“Türkiye Cumhuriyeti’nde muamelâtı nasa dair olan ahkâmın teşri ve infazı Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle onun teşkil ettiği hükümete ait olup, din-i mübin-i İslâm’ın bundan maada itikadat ve ibadata dair bütün ahkâm (hükümler) ve mesalihinin (maslahatının) tedviri (idaresi) ve müessesatı diniyenin idaresi için cumhuriyetin makarrında bir Diyanet İşleri Reisliği makamı tesis edilmiştir.”
“Atatürk” böyle diyorken, “Atatürkçü” olduğunu iddia eden Bay Yalçınkaya’ya söz düşer mi, düşmez mi?..
Bay Yalçınkaya;
“Atatürk’ten de mi Atatürkçü”dür ki, kalkmış “devrim yasası” mavaları okuyor!.
Hâle bakın Allah aşkına;
“Atatürk” nerede?.. “Atatürkçü” olduklarını iddia edenler nerede?..
Kalıbımı basarım ki;
Atatürk eğer yaşıyor olsaydı, bunlar “Atatürkçülük” adına, Atatürk’e de “isyan bayrağı” açarlardı!..
SEBEP KOLTUK SAVAŞI MI?
“Bunlar”ın nasıl bir zihniyete sahip olduğunu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, çok güzel tasvir etti!..
Gerçi, Haşim Kılıç; HSYK seçimlerinde “11 bin hakim ve savcının iradesi”ne saygı göstermeyen “zihniyet”e cevap verdi ama, “fotoğrafın bütünü”ne bakıldığında, Yargıtay Başsavcısı A. Yalçınkaya’nın açıklamasının da “HSYK seçimlerinden bağımsız olmadığı” görülür!..
Hatta, şu da söylenebilir:
Yalçınkaya böyle bir “çıkış” yapıp, “dikkat çekmek” zorundaydı!..
“Sahne”ye çıkıp, “Ben de varım” demeliydi ki; “Yargıtay Başkanlığı makamı”na sıçrayabilsin!..
Yani, “Yargıtay Başsavcılığı”ndan “Yargıtay Başkanlığı”na geçmek için, “çıkış” yapıp, “Ben de varım” demek zorundaydı!..
Çünkü, “rakip”leri çok!..
Öyle ya;
“HSYK’dan istifa” edip, şimdiden “kulis” faaliyetlerine başlayan Kadir Özbek de, Emine Ülker Tarhan da, “Yargıtay Başkanlığı”na seçilmek istiyorlar!..
O halde, Yalçınkaya’nın nesi eksik?..
Yaşı müsait!..
10 Mart 1950’de doğduğuna göre, 60 yaşında!.. Yani, 5 yılı daha var!..
“Atak” yapmalıydı ki; Kadir Özbek ve Emine Ülker Tarhan’ın önüne geçebilsin!.
Sizin anlayacağınız;
Yok “lâiklik”miş, yok “devrim yasaları”ymış, bunların hepsi hikâye!..
Varsa-yoksa “koltuk!”
“Yargıtay Başkanlığı koltuğu”na oturabilmek için; “En birinci yasakçı benim” mesajı verdi dün!..
BUNLAR YASAKÇI VE VESAYETÇİ
Her neyse, “yargıdaki koltuk savaşları”nı bir tarafa bırakıp, biz Haşim Kılıç’ın sözlerine bakalım... Çünkü onun “koltuk” derdi yok!.. Makam ve mevkinin en yükseğine gelmiş... Yani, birilerine “şirin” görünme diye bir kaygısı yok!..
Bunun içindir ki; “içinden geldiği gibi” konuşuyor, “yargı ve CHP’nin fotoğrafı”nı koyuyor ortaya...
Kim var o fotoğrafta?..
“Halkın iradesini hiçe sayanlar” var... “Halkın vesayet altında tutulması gerektiğine inananlar” var!..
Bunlar, “yasak alan”cılar!..
Bunlar, “hukuk devleti” kavramının arkasına saklanıp, “insanları susturanlar”dır!..
Bunlar, “farklılıkları hazmedemeyenler”dir!..
Bunlar, “tek düşünce, tek inanç” hayâl edenler ile “yaşam tarzı dayatanlar”dır!..
Bunlar, “statükocu”dur!..
Hem de, “çağdışı kalmış” statükocu!..
Hele bakın bu fotoğrafa!..
Bu fotoğrafta Yargıtay Başsavcısı A. Yalçınkaya var mıdır, yok mudur, kararı siz verin!..
LÂİKLİK DEĞİL, ASKER DAYATMASI
Bay Yalçınkaya, “tehdit” kokan açıklamasında demiş ki;
“Yükseköğretim kurumlarındaki öğrencilerin giyimlerini düzenlerken türban kullanımına dinsel inanç nedeniyle geçerlilik tanımak, kamu hukuku alanındaki bir düzenlemeyi dinsel esaslara dayandırma suretiyle lâiklik ilkesine aykırılık oluşturur.”
O halde, ben de sorarım;
Mevcut YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, üniversitelerde “kılık ve kıyafetin serbest olduğunu” söylerken “lâiklik ilkesi”ni çiğniyor da, geçmişteki YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün koyduğu “yasak” kimleri çiğniyordu?..
Öyle ya;
13 Mart 1988’e kadar “başörtüsü yasağı” yoktu... “Başı açıklar” ve “başörtülüler” birlikte giriyorlardı derslere!..
Ne yani, o zaman “lâiklik” yok muydu?.. 1988’e kadar çiğnenmeyen “lâiklik” ilkesi, şimdi mi çiğnenmeye başlandı?..
O zamanlar, Türkiye’de “Yargıtay Başsavcısı” yoktu da, yeni mi ithal edildi?..
Olay şu:
13 Mart 1998’de “askerden brifing” alan dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz, brifingteki “asker dayatmaları”nı, “9 sayfalık talimat” halinde üniversitelere gönderdi ve böylece “yasak” başladı!..
Sizin anlayacağınız;
“Lâiklik” de bahanedir,
“Devrim yasaları” da!..
Yasağın kaynağı, “asker”dir!..
Bay Yalçınkaya;
“1988’deki asker dayatması”nı, kalkıp da “lâiklik” veya “devrim yasası” diye yutturmaya kalkmasın!..
Hem, bu “lâiklik” denilen kavram “dinsizlik” demek midir ki, “temcit pilâvı” gibi sürekli önümüze konuluyor!..
Haa, “lâiklik” demek, “dinsizlik” demek ise, onu da mertçe söylesinler!.. Hiç olmazsa, “ne” ile karşı karşıya olduğumuzu bilelim!..
HERKES HADDİNİ BİLSİN!
Uzun lâfın kısası;
Bay Yalçınkaya’nın açıklaması; “yetkisi”ni aşan bir açıklamadır.. Bu açıklama, “parlamenter demokratik rejime açık bir müdahale”dir, bir “tehdit”tir!..
Herkes “haddini bilmeli”dir!..
Bir Diyanet İşleri Başkanı; kalkıp da “hukuki” konuda nasıl ahkâm kesemezse, Yargıtay Başsavcısı da “dinî” konularda ahkâm kesemez!..
Herkes kendi işine baksın!..
Ve herkes yerini bilsin!..

CHP, hep aynı CHP!
Özür dileyerek yazıyorum... Malûm, “Tavuk götü tevbe tutmaz” diye bir atasözümüz vardır... Tavuk; istediği kadar poposunu sıksın, en olmadık yerde çıkarır “gübre”sini!..
Kusura bakmasınlar ama, CHP’nin de “tavuk”lardan hiç farkı yok... “Ağız”larından bir “söz” çıkıyor, ama bir türlü “tutamıyor”lar!.. Sabahleyin başka şeyler söylüyorlar, akşama başka şey!..
Bazı söylediklerine, “tamam” diyorsunuz, “imana geldiler” ve “tevbe” ettiler!.. Ama, henüz “sözün tükürüğü” kurumadan, yine “ağız” değiştiriyorlar!.. O hale geldiler ki; “CHP ağzı”na bakıp da, ne “yol”a çıkılır, ne “karar” alınır!.. Bunlar, “adamı yarı yolda satar”lar!..
Alın işte;
“Referandum süreci”nde “Başörtüsü sorununu biz çözeriz” dediler, AK Parti de onların sözüne güvenip, dün görüştü!..
Sonuç, her zamanki gibi, “ipe un sermek”ten öteye gitmedi... Şartlar!.. Şartlar!.. Şartlar!.. Be adamlar, “sadece başörtüsü”nü gündeme getiren siz değil miydiniz?.. O halde “YÖK” nereden çıktı, “dokunulmazlık” nereden çıktı?..
Dünkü tabloyu gördükten sonra, bir defa daha kararımı verdim: Bundan böyle; “tavuk”lara ve “CHP’ye” asla güvenmeyeceğim!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi