Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

KÜFREDİYORSAM, VARDIR BİR SEBEBİ

KÜFREDİYORSAM, VARDIR BİR SEBEBİ

Eğilecek-bükülecek, ezilecek-büzülecek değilim... Bir “aşağılık kompleksi”ne girip, hiç kimseye yaltaklanacak da değilim...
“38 yıllık meslek hayatı”mda; her “insan”ın olduğu gibi, benim de çok “hata”larım, çok “yanlış”larım olmuştur... “Olgu-algı” meselesinde, bir olayı yanlış algılayıp, yanlış yorum yaptığım da olmuştur...
Ama, hepiniz biliyorsunuz, hepiniz şahidimsiniz ki, yaptığım yanlış yorumlarla, insanları yanlış kanaatlere sevkettiğimde hemen “özür” dilemiş, yazının muhatapları tarafından gönderilen “açıklama”ları hiç çekinmeden yayınlamışımdır.
Zira, bu konuda, son derece “titiz” bir insanım... Çünkü ben, “bu dünya”nın ötesinde, bir de “ahiret” hayatı olduğuna iman ediyorum... “Hesap günü”nde; “kulluk görevleri”nde yapılan “hata”ların, “yanlış”ların ve hatta işlenen “günah”ların Cenab-ı Allah tarafından belki “affedilebileceğini” ama “kul hakkı”nın asla affedilmeyeceğini gayet iyi biliyorum...
Bunun için de; ahirete “kul hakkı” ile gitmeyeyim diye, sık sık “helâllik” diler, “haklı” bile olsam, “özür” dilemeyi bir erdem sayarım...
“Kendimle” ilgili hiçbir “öfke”ye kapılmam, hele de, asla “kin” tutmam.
Affederim... Unuturum.
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM!
Amaaa...
Mensubu olmaktan şeref duyduğum “din”ime, bu dinin mensubu “Müslüman”lara ve bu dinin emrine uyup “örtünen” kadınlara “dil” uzatan olursa, hiç çekinmem, “anladıkları dilden” veririm cevabını!..
“Eleştiri” ise, eleştiri!..
“Hakaret” ise, hakaret!..
“Sövgü” ise, sövgü!..
Dediğim gibi;
“Şahsım” hakkında ne yazılırsa yazılsın, belki kızarım ama, “küfür” yağdırmam!..
Amma velâkin;
“Allah... Din... Peygamber... Din büyükleri... Takke... Sakal... Başörtüsü” hakkında, “küfür dolu bir yazı” yazılırsa, işte orada zıvanadan çıkarım!..
Tutamam kendimi;
Sövene söverim!..
Hakaret edene, hakaret ederim!..
Küfredene misliyle cevap veririm!..
Uzun lâfın kısası;
Eğer küfrediyorsam,
Vardır bir sebebi!..
Hani, merhum Mehmed Akif der ya;
“Zulmü alkışlayamam,
Zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için
Geçmişe kalkıp sövemem,
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından
Zağarlık yapamam;
Hele hak namına
Haksızlığa ölsem tapamam.
(....)
Yumuşak başlı isem;
Kim demiş uysal koyunum
Kesilir belki,
Fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü
Yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için
Kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git,
Diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim,
Hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma
Severim mazlumu...
İrticaın,
Şu sizin lehçede ma’nası bu mu?”
Merhum Mehmed Akif, söylenmesi gerekeni 90 yıl önce söylemiş işte;
“Zulmü alkışlayamam,
Zalimi asla sevemem.”
Benim yaptığım da bu!..
Bu ülkede “başörtülü öğrenciler” başta olmak üzere, bütün “başörtülü” kadınlar, çok “zulüm” gördüler!..
Okullardan atıldılar!..
Ağızları kapatıldı!..
Bileklerine kelepçeler vuruldu!..
Sokaklarda sürüklendiler!..
Sırtlarına coplar indirildi!
Yerlere yatırılıp, tekmelendiler!
İstikballeri katledildi!..
Bunları yapanlar “zorba” idi!..
Bunları yapanlar “zalim” idi!..
“Zalim”diler, çünkü;
Bu ülkede “başörtüsünü yasaklayan” hiçbir kanun yoktu!.. Onlara zulmedenler, “keyif”leri için yasaları çiğnediler!..
Ben, işte o “yasadışı zorbalık”lara kafa tuttum...
İşte bu “zalim”lerle mücadele ettim!..
Yeri geldi, “hakaret” ettim,
Yeri geldi, “küfür” yağdırdım!..
Bedelini de ödedim!..
“Gözaltı”larla ödedim,
“Hücre”lerde yatarak ödedim!..
Açık ve net söylüyorum;
Bundan sonra da öderim!..
Kıvırmam!.. Kıvranmam!..
Hiçbir zalimden de, “özür” dilemem!..
O YAZIYI YİNE YAZARIM!
Biliyorum, merak ediyorsunuz;
“Bu yazı da nereden çıktı?”
Efendim, Oktay Ekşi; malumlarınız olduğu üzre, “Bu ülkenin Başbakanı ve Hükümet üyeleri” hakkında, “Bunlar analarını bile satarlar” dediği için “istifa” etti.
İşte bu istifayı “hazmedemeyen” ve “Oktay Ekşi’nin hıncını” benden çıkarmak isteyen çevreler, benim üzerimden Başbakan Tayyip Erdoğan’a çakmak istemişler.
Gazetelerin “sürmanşet”lerinden ve “köşe”lerinden saldırıp, demişler ki;
“Küfretti diye bir gazetecinin kellesini alan Başbakan Tayyip Erdoğan, bir gazeteciye “O... çocuğu” diyen yazarı hiç yanından ayırmıyor!..
Fatih Altaylı için ağza alınmayacak küfürler eden Akit yazarı Hasan Karakaya, Tayyip’in uçağından inmiyor!”
Çok doğru...
Ben, Fatih Altaylı’ya gerçekten de “küfür ve hakaret” dolu bir cevap verdim!..
O yazı, “hayatımın yazısı”ydı!..
Öyle sanıyorum ki; bir daha “o yazıyı aşacak” bir yazı yazamam!..
Yazmak da istemem!..
Ama hemen söyleyeyim;
“Başörtülü” kadınlara yine “hakaret” edilirse, yine “iftira” atılırsa ve yine “sövülür” ise; “uysal koyun” olmaktan çıkar, yine “aslan” kesilirim!..
Hiç çekinmem, söverim!..
HAKETTİ, CEVAP VERDİM!
Gelelim “Fatih Altaylı meselesi”ne...
Aslında, ben o defteri yıllar önce kapatmıştım... Çünkü, Şimdiki Fatih Altaylı, 11 yıl öncesine göre, “başörtülü”lere karşı “daha anlayışlı” bir tavır sergiliyor...
Ama, “o günkü Fatih Altaylı” böyle değildi... “Başörtülü” öğrencilere “çok ağır hakaretler” yaptı, çok ağır “iftira”lar attı!..
Ben de, 10 Ekim 1999 tarihli Ayna’da hakettiği cevabı verdim.
Benim o yazımı 11 yıl sonra hatırlatıp, benim üzerimden Tayyip Erdoğan’a çakmak ve böylece “Oktay Ekşi’yi aklamak” isteyenler, yazımdaki “küfür ve hakaret”leri yazarken, “Fatih Altaylı’nın o günlerde neler dediğini” de yazsalardı, millet, niye küfrettiğimi anlardı...
Sormadılar mı hiç;
“Fatih Altaylı nasıl bir hakarette bulunmuştu ki, Hasan Karakaya bu yazıyı yazmak zorunda kaldı..”
Evet, o yazıyı yazdım, çünkü;
Fatih Altaylı, bir radyo programında, “Başörtülü” öğrenciler için; çok çok affedersiniz, “kevaşe” demişti!..
“Fahişe” demişti!..
“Sizi gidi alçak fahişeler sizi!.. Bellenmesi gereken fahişeler” demişti!..
Daha da hızını alamayıp;
“Başörtülü öğrenciler” için, “200 milyonu bastır soyunsunlar, 300 milyonu ver başka şey yapsınlar” diyerek, son derece “bayağı” ve “iftira” dolu “hakaret”ler savurmuştu!..
Ben, işte buna cevap verdim!..
Aynı şeyleri bugün desin,
Aynı cevabı yine veririm!
ALTAYLI DA KAYBETTİ!
Fatih Altaylı dünkü yazısında, Oktay Ekşi’nin hiç olmazsa “özür” dilediğini söyleyip, eklemiş;
“Hasan Karakaya, benim için çok daha ağırını kaleme aldı. (...) Üstelik özür bile dilemedi... Hakkımı mahkemede aradım... Kazandım da!”
Sorarım kendisine;
Sen “iftira” attığın “başörtülü”lerden “özür” diledin mi ki, benden özür bekliyorsun!
Sen, “başörtülü hanımlar”dan özür dile ki, ben de senden özür dileyeyim!..
“Tazminat” meselesine gelince...
Doğru, o dâvâyı kazandın... Hatta evime “haciz memurları”nı bile gönderdin... Ama, “başörtülü öğrencilerin de senden tazminat kazandığını” niye söylemiyorsun!..
Yoksa, “dâvâyı kaybettiğini” söylemekten utanıyor musun?
Benden aldığın parayı,
Sen de “başörtülü”lere ödemedin mi!..
Onu da söyle ki; benden kazandığın parayı başörtülülere ödediğini millet bilsin!..
........
Her neyse... “Müflis tüccar”ların “eski defterleri karıştırması” gibi, yeniden o günlere dönmek istemiyorum.
Kendileri yazdılar, cevap verdim...
Milletimiz “gerçekleri bilsin” diye!..
Uzun lâfın kısası;
“Küfrediyorsam, vardır bir sebebi!”
Ben, Oktay Ekşi’nin yaptığı gibi, durduk yerde, hiç kimseye sövmem!..
Eğer sövmüşsem,
Mutlaka haketmişlerdir!..
Hakederlerse, yine söverim!..
Sağlık
kontrolü de ÖSYM’ye verilsin!
Gazeteler, “En sıkı KPSS” diye başlık atmışlar... Pazar günü sınava giren adaylar öylesine “sıkı bir arama”dan geçirilmişler ki, aramalarda “dedektör” bile kullanılmış!..
Hatta, “dedektör”e bile itibar edilmemiş, adayların “kulak”ları bile kontrol edilmiş... Tepeden-tırnağa arandıkları yetmiyormuş gibi, “kulak içleri”ne ve “kulak dışları”na bile bakılmış... Öyle ya; “kulaklık” maskesi altında “dışarıyla bağlantı” kurabilecekleri bir cihaz taşıyabilirler!..
Gazetelerdeki haberleri okuyunca, “Ergenekon sanıkları” geldi aklıma...
“Acaba” dedim;
“Ergenekon sanıklarının sağlık kontrollerini de ÖSYM’-ye mi versek?!?”
Öyle ya;
“Sınav kontrolü”nde kılı kırk yarıp, bu kadar başarılı olan bir kuruluş, pekalâ “Sağlık kontrolü”nde de başarılı olur!
Düşünebiliyor musunuz;
Bir ÖSYM görevlisi, almış “Ergenekon sanığı”nı karşısına; “dedektör”le tepeden-tırnağa arama yapıyor!.. Yetmiyor, “kulaklarının içine” bakıyor!.. O da yetmiyor; bir “kardiyolog” gibi “kalp ritmi”ni inceliyor!..
Hele söyleyin;
Böyle bir “kontrol”den sonra, “hasta numarası” yapan bir Ergenekon sanığı çıkar mı?..
Böyle “sıkı bir kontrol” yapılmadığı içindir ki; “Ergenekon sanıkları”nın çoğu, “cezaevi” yolu göründüğünde, hemen “hastayım” ayaklarına yatıyor!..
“Hasta” dediğin adam, hastanede yatar... Ama “Ergenekon hastaları”(!)nın çoğu “hasta yatağında” yatmak yerine, “dans pistleri”nde figür üzerine figür sergiliyor!..
Geçenlerde, “Balyoz Darbe Plânı”nın 1 numaralı sanığı Çetin Doğan’ın, Bodrum’daki bir etkinlikte “dans” ederkenki fotoğrafını yayınlamış, altına da; “Hapiste hasta, dışarıda dansta” başlığını atmıştık ya, diyorum ki; “Çetin Doğan, eğer ÖSYM görevlilerinin kontrolünden geçmiş olsaydı, acaba piste çıkabilir miydi?”
Tepeden tırnağa aranır, bütün vücudu taranır ve rapor verilirdi: “Hapiste yatmasında sakınca yoktur!”
Dolayısıyla, Çetin Doğan da “pistte” değil, “hapiste” olurdu!..
İşte bunun için diyorum ki;
GATA’yı - MATA’yı boşverin,
“Sağlık kontrolü” işini de bir an önce ÖSYM’ye verin!..
Onlar, hapisten dışarı “kuş” uçurtmazlar!
Hele, “Kerkenez”, “Atmaca” ve “Doğan”ları hiç uçurtmazlar!..
“Organize İşler”den mi?
Birileri kulaklarına “kar suyu” mu kaçırdı, yoksa “düğme”ye mi bastı, ya da “suflör”ler devreye mi girdi?.. Bu işte bir “bit yeniği” arıyorum, çünkü Hahambaşı İzak Haleva olayını hiç unutmam...
Hatırlarsınız; “Akit’in haberleri”nden ve yazarımız Abdürrahim Karakoç’un “İsrail aleyhtarı” yazılarından rahatsız olan Hahambaşı Haleva, bazı yazarlara “mektup” yazıp; “şunlara haddini bildirin” mealinde ifadeler kullanmıştı... O mektubun ardından, “5-6 yazar” hemen kaleme sarılmış, hem de “aynı gün”de, “Akit ve Karakoç’u kınayan” yazılar yazmışlardı.
“Acaba” diyorum; “Yine böyle bir organizasyon” mu var?..
Baksanıza; “11 yıl önceki yazım”dan dolayı, “bana ve gazetem Akit’e” yönelik “4 gazete” birden taarruza geçmiş!..
Hürriyet’inden Habertürk’üne, Akşam’ından Sözcü’süne ve Posta’sına kadar, hemen herkes; bana ve gazeteme saldırıp, “Oktay Ekşi’nin küfürbazlığı”nı haklı çıkarmaya çalışmışlar!..
İster istemez, işkilleniyor insan;
Bu da “malûm odaklar”ın “organize” işlerinden midir?..
Ancak, şunu bilsinler: Biz, “dik duruşumuzu” değiştirmeyiz!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi