Vira! Bismillah!

Vira! Bismillah!

Pek çok gemicilik terim ve deyimi gibi dilimize İtalyancadan geçme bir söz bu. “Virare” kaldırmak, çevirmek anlamına geliyor. “Vira!” (Kaldır/Çevir!) makineleri çalıştırmak için verilen emir. Sivil gemiler sefere çıkarken “Bismillah! Vira!” denilir. Savaş gemileri içinse “Vira! Bismillah!”

Dün sabah gazeteleri tararken “Vira! Bismillah!” diye geçirdim içimden. Ve yine aklıma Dedem Bahriye Kolağası Mehmed Nâil Bey’in o rakı ve tütünden tarazlı sesiyle mırıldandığı eski “Marş-ı Osmânî”nin ilk mısrâları geldi:

“Bahriyyeliyiz, her gemi bir vâlidemizdir!

Vicdanlarımız belki güneşden lekesizdir!”

Sebeb şu haber:

“İlk yüzde yüz yerli savaş gemisi denize açıldı!”

İlk Türk korveti!

Her şeyiyle bizim mühendislerin eseri!

Adını da öyle “atalay, zartalay” filan değil düpedüz “Türkçe” koymuşlar: “Heybeliada”!

Ne tesâdüf, bundan yaklaşık 100 yıl kadar önce o adada ilk “Deniz Gedikli Mektebi”ni kuran da yine Kolağası Mehmed Nâil Bey’di.

Kardeşi “Büyükada” da yoldaymış.

“Vira! Bismillah! Heybeliada! Yolun açık, rüzgârın bol olsun!”



Şans’a dâir

Bâzı okuyucularım ölümden kılpayıyla dönen ve “Şans” adını verdiğim köpeği niçin bizzat sâhiblenmeyerek ona yer aradığımı sormuşlar.

Şunun için:

Benim sokakdan edinilmiş “Ayla” adlı bir köpek kızımla yine el ayası kadarken eve aldığım “Cin” adlı bir kedi kızım var.

Bu iki kızımı üstelik yılda iki kere İstanbul-Köln arası nakletmek, onlar için de yeterince zahmetli. Ayrıca bir uçağa birden fazla köpek de alınmıyor.

Bütün Dr. Watsonlara arzolunur!

Onun dışında yazan bütün okuyucularımı gıyâben kucaklarım.

Son zamanlarda pek sulugöz ve nânemolla bir herif olmuşum.

Moruyoruz, monşer...



Din Diyânete mütedâir

Sayın Profesör Ali Bardakoğlu’nun Diyânet İşleri Başkanlığı görevini eski talebelerinden Sayın Profesör Mehmet Görmez’e devri çok olumlu karşılandı. Bu nâzik görevin ehil ellerde olması benim gibi konuya yakından vâkıf olmayanları ancak ferahlatır.

Ama bu vesîleyle dönüp dolaşıp hep avdet etdiğim eski konularımdan birine tekrâren değinmek istedim:

Bu kuruluş “ismiyle müsemmâ” değil, yâni adına uygun değil. Çünki aslında sâdece “Sünnî” Müslümanları zabt ü rabt altına almak üzere kurulmuş bir örgüt.

Ben bu eksiğin giderilmesi için hep bir “İnançlar Konseyi” kurulması görüşünü savunurum. Yâni hem Alevîleri hem de Türkiye’de mevcud (Rum, Ermeni, Süryânî, Ezîdî, Mûsevî) bütün din ve mezhebleri temsîl eden bir istişârî, ama bâzı alanlarda, yetkileri anayasayla belirlenmiş “icrâî” bir kurul. Bu organ hem muhtelif inanç mensubları arasındaki muhtemel yanlış anlamaları önleme ve gidermede hem de meselâ haklı olarak çok tartışmalı din dersleri problemini çözümlemede önemli hizmetler verebilir.

Ben de İbrahim Kiras gibi okullarda din (VE AHLÂK!) derslerinin yararlı ve gerekli olduğu kanaatindeyim.

Ama bunların birer “Kur’an Kursu”na dönüşmemesi kaydıyla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi