Merve Kavakçı İslam

Merve Kavakçı İslam

Çizgiyi nerede çizmeliyiz? (1)

Çizgiyi nerede çizmeliyiz? (1)

Siyaset teorisinde konuya haklar paradoksu diyoruz. Zaman zaman bu teoreme bu köşede referans yapıyoruz. Demokratikleşme sürecini henüz tamamlamamış ülkelerde prosedürün genel seyri içerisinde özgürlük açılımları çerçevesinde sık sık gündeme gelir haklar dili veya paradoksu. Demokratikleşmiş ülkelerdeyse haklara ait çoğu alan artık açılmıştır ancak yeni zamanlarla gelen mesela teknolojik değişimlere bağlı olarak gelişen ortamların yeni ihtiyaçlarıyla yeni kavramlar ve onların haklar çerçevesinde değerlendirilmesi ve yer edinmeleri sağlanır. Tabii, bu süreç konunun toplumsal alanda tartışılmasını da beraberinde getirir. Polemiğe düşme tehlikesi ve demagojinin zararları bir yana bırakılırsa sağlıklı tartışmalar eninde sonunda çoğunluğun istediği, azınlığın da talep ve çekincelerine cevap verecek nitelikte ortaya çıkar. Evet demokrasilerin iki olmazsa olmazıdır, çoğunluğun kararı ile hareket ederken azınlığın haklarının dikkate alınması.
İşte şimdi son günlerde şahit olduğumuz Kürt dili tartışmaları da bu prosedürün bir parçasıdır. Konuyu pratik ve teorik çerçevede ele almak istiyorum. Önce işin pratiği... Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir bir röportajında çocukluğunda nasıl Türkçe öğrendiğine değinmiş. Dayak yiye yiye Türkçe öğrendiğinden söz eden Baydemir okulda yaşadığı zorlukları anlatmış. Önce şunu söyleyelim: Maalesef dayak bu ülkedeki eğitim sisteminin devlet okullarında sıkça, özel okullarda da aynı sıklıkta olmasa da başvurduğu bir ‘eğitim’ (!) aracıydı, yani hele hele geçmiş yıllarda. Öyle Baydemir’in büyüdüğü Güneydoğu’da değil sadece, Ankara’nın göbeğinde de dayak vardı. Hem de özel okullarda. Haa, bugün yok mudur, var mıdır, kimbilir ama eskiye nazaran azalmıştır tahmini ve ümidindeyim -gerçi öğrenciler bir şekilde bugün de dayak yemeye devam ediyorlar, hem de öyle küçük çocukken falan değil, koca koca adamlar olduktan sonra da ama onları şimdi döven öğretmenleri değil de polisler oluyor- Dayak başlı başına ayrı bir yazı konusu, benim asıl dikkatimi çeken Baydemir röportajındaki dayağın sebebi: Baydemir’in Türkçe öğrenmede yaşadığı zorluk. ‘Ortaokul son sınıfa kadar Türkçeye vakıf olamamanın sıkıntısını çok çektim. Tabiri caizse dayak yiye yiye Türkçeyi öğrendim’ diyor Baydemir. Bugün kendi oğlunun yaşadıklarına da dikkat çekiyor. Evde önce Kürtçe konuşan oğlu Mir Zanyar’ın üç buçuk yaşına girince gittiği ana okulunda Kürtçe konuşmayı aniden bıraktığını ifade ediyor. Bundan duyduğu sıkıntıyı dile getiriyor baba Baydemir.
Baydemirlerin yaşadıkları, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin ‘gereklerinin’ bir sonucu... Rejimin bakışını en güzel örneklendiren tutumlardan birini Yaşar Büyükanıt daha Genel Kurmay Başkanı olmamışken sergilemişti. Henüz Kara Kuvvetleri komutanıydı ve Güneydoğu’yu ziyaret ediyordu. Köyüne elektrik, su veya benzeri türde alt yapı istemek için yanına yaklaşan bir köylü kadına verdiği cevap rejimin özetiydi, tonu da rejimin tonuydu. Kadın Türkçe bilmediğinden sıkıntı çekmiş, meramını dile getirmekte sorun yaşamıştı ki Büyükanıt’ın azarıyla karşılaştı: Önce yaşadığın ülkenin dilini öğren, sonra bir şeyler iste!
Dövülerek dil öğrenen, en temel, en insani güdülerden konuşması devletçe zorlanan, şekillendirilen, uymazsa cezalandıran zihinler doğacak nefretlerini nerede muhafaza ederler, bu nefret sonra neye dönüşür?.. Devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Merve Kavakçı İslam Arşivi