'Bazı arkadaşlar' da okumayıversin be yav!

'Bazı arkadaşlar' da okumayıversin be yav!

Şimdi bazı arkadaşlar alınacak ama yıllardan beri sağda-solda söylediğim şeyleri sizlerden esirgemem yakışık almaz; efendim ben, "bilim adamları"nın, akademisyenlerin, öğretim üyelerinin aktif siyasete girmemesi gerektiğini düşünmüşümdür hep; hattâ -şimdi yine bazı arkadaşlar alınsa da!-, bilimle uğraşan kişilerin idari görev üstlenmemeleri lüzumuna da inanırım.


Adı üstünde idari görevdir, idari meziyetler ister; bir bilim adamı, ekstradan boş zaman bulup idari dehâ serdetse bile bölüm başkanlığı, dekanlık, rektörlük kabilinden idari işlere heveslenmesi, dehâyı köreltmek neviinden bir zaaf alâmetidir ve büyüklerimizin bizi yetiştirirken, "Benim evladım büyük adam olacak!" yollu böbürlenmelerinin zihinde bıraktığı derin izleri, idari görev mâcunu ile kapatmak cinsinden bir anlamı vardır.

Lâmı cimi yok ki: "Rutbetü'l ilmi ale'r ruteb" (inşallah doğru yazmışımdır!). Rütbelerin en yükseği ilim pâyesidir diye bir üst değerimiz var bizim, ayrıca ilim adamı-siyaset ilişkisini demirden bir omurgayla tarif eden, "Hükümdarın iyisi, âlimin; âlimin kötüsü, hükümdarın ayağına gidendir." şeklinde bir başka üst değerimiz daha mevcut.

Yeri gelmişken belirteyim; üniversitelerde idari görevler, profesyonel idarecilere bırakılmalı ve bu esnada şöyle düşünülmelidir: İdari görevini iyi yapan bilim adamı kötü idarecidir; azledilmeli. İdari görevi eline-yüzüne bulaştıran akademisyenin iyi bilim adamı olmak ihtimâli vardır; üzerinde durulmalı. Her iki fonksiyonun şaşırtıcı bir şekilde hakkını verenler ise ilk kurultayda CHP'nin üst yönetimine alınmalı ve durumuna bir de orada bakılmalıdır!

Tamam, herkes İslâmi üst değerleri baş tacı etmek zorunda değil; böyle düşünenlere, bilimle hemhâl olmanın "epistemik ve ontik hazzı"nı hatırlatmak isterim ki yeterince laik bir târiftir. Ârif olan anladı diyerek meseleye geçiyorum.

Süheyl Batum "Hoca"nın akademik kariyerine bakıyorum; maaşallah Ülker yıldızı gibi parlıyor; ne ararsan var, fakat yetmemiş, o da ebeveyninin, "Benim oğlum okuyup büyük adam olacak" temennîsini doğrulamak arzusuyla olsa gerek, "Bir gözüm sâkîde kaldı bir gözüm meyhânede" mısrâı mısdâkınca yakın vakte kadar DP genel başkanlığı için düşünülmekte iken, hızlı ve sürpriz bir kulvar değişikliği ile CHP'nin genel başkan yardımcılığına gelmiş bulunuyor.

Merhum Nâmık Kemâl, bu gibi durumlar için, "Yüksel ki yerin bu yer değildir/ Dünyaya geliş hüner değildir" buyurmuş olsa da, insanda yükselme hırsının Peter prensibi kapsamına girecek raddelere varmaması lâzımdır. Peter prensibi kısaca şu: Bir idari hiyerarşide herkes bir üst mevkie yükselmek ister; tâ ki verimsiz olacakları noktaya kadar. Sayın Batum galiba, bugüne kadar her söylediği "Bir ok attım kebab oldu" vezninden alkış ve taltif gördüğü için olsa gerek, kendi liyakatinin müntehâ ve "verâ"sına pervâz eyledi. Netice mâlum; tafsile hâcet yoktur.

Bu hadiseden siyasi nasihat çıkaracağımı düşünenler yanılıyor; bilakis epistemik bir hikmetin altını çizmek isterim: Süheyl Batum olayı, aslında akademik hayatımızın ve bu hayatın asla teessüs etmemiş geleneklerinin derin bir falsosudur. Süheyl Bey'e haksızlık etmeyelim, buna benzer nice derin falsolar gördük biz; bu meydân-ı siyâset, bilimi sadece ikbâle basamak gördükleri için sonradan tökezleyen onlarca akademik şehide, mevtâya, gâziye, niyâziye şâhit olmuştur.

Siyasi hayatımıza kalite ve ivme kazandırması muhakkak ikinci teklifim, "Kendi sesine hayran olan adamlar"ın, yani konuşurken kendi sesinin güzelliğinden duyduğu hazla göz bebekleri ufalan adamların siyasi hayattan uzak tutulmasıdır ki bu konuda daha önce birkaç kere fikrimi belirttiğim için imâ ile geçiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi