Ekrem Kızıltaş

Ekrem Kızıltaş

Karikatürlere bakarak değerlendirmişiz...

Karikatürlere bakarak değerlendirmişiz...

Üniversitede okuduğu yıllardan başlayarak; Hocalığı sırasında, Gümüş Motor Fabrikası teşebbüsünde, Odalar Birliği'nde bulunduğu görevlerde; bazen milletvekili, bakan, başbakan yardımcısı, başbakan ve bazen de tutuklu ya da siyasi yasaklı olarak yürüdüğü siyasetin genellikle dikenli yollarında... Hayatının bütün aşamalarında, sadece Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanabilmek maksadıyla, memleket ve milletine hizmet etmeyi kendisine temel hedef belleyen ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, acaba milletimiz tarafından yeterince anlaşılabildi mi?..

Cenazesinde bir araya gelen ülkemizde bir benzeri daha görülmemiş sayıdaki insan topluluğuna bakarak, bu soruya evet cevabı verebilmek mümkün belki...

70'li yıllarda, 'Önce Ahlak ve Maneviyat' sloganının gereğini yeteri kadar yaptıktan başka, 'Ağır Sanayi' hedefi doğrultusunda, ülkenin neredeyse her tarafını fabrikalarla doldurmaya niyet eden ve bunun önemlice bir bölümünü de gerçekleştiren; 90'lı yıllarda Yerel Yönetim denilen şeyin ne olduğunu bütün Türkiye'ye gösteren ve Refahyol Hükümeti sırasında, ülkeyi denk bütçe kavramıyla tanıştırmanın yanında; kısa bir sürede işçi, memur, emekli, üretici kesimlerin milli gelirden aldıkları paylarda ciddi artışlar sağlayan... Bunları yaptığı için birilerinin boy hedefi haline gelip, birtakım kumpaslarla Başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakılan, partisi kapatılan ve kendisi siyasi yasaklı hale getirilen birisinden bahsediyoruz...

Biraz mübalağalı gibi gelse de normal şartlar altında, Prof. Dr. Necmettin Erbakan gibi birisinin kayd-ı hayat şartıyla ülkeyi yönetmesi gerektiğini bile söyleyebiliriz...

O halde problem ne idi?..

Bazı kişilerin yaptığı gibi: "Efendim, tabii ki süreç içerisinde Erbakan Hoca'nın da bazı hataları olmuştur..." gibisinden laf salatası yapmak niyetinde değiliz. Zaten, bu cümlelerle sözlerine başlayanlar da, sözlerinin devamını hiçbir zaman getirememişlerdir.

Bu girizgah, meseleyi kavramamıza yarayacak bir anektodu paylaşmak için yapıldı aslında.

1996 senesi sonlarına doğru. Erbakan Hoca Başbakanlık konutunda, 'muvafık' yayın organlarından gelen bir gurup gazeteciyi ağırlayacaktır.

Yemek öncesi sohbette, Erbakan Hoca'nın tam karşısında oturmakta olan Nazlı Ilıcak, 'Hocam, bu D-8 nedir?' sorusunu sordu.

Erbakan Hoca, "konunun uzun ve teferruatlı olduğunu, ama basitçe anlatmak gerekirse; toplam nüfusları 800 milyon olan D-8 ülkelerinin, bazı devlet ve kuruluşların mal ve hizmetlerini almak ya da almamak gibisinden, yalnızca pazar olma haysiyetlerini bile kullansalar, dünyada birçok dengenin değişebileceğini" söyler ve ilave eder: "Türkiye, Özbekistan ve Mısır arasında oluşturulacak bir Pamuk Birliği projemiz var mesela. Dünya ham pamuk üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini sağlayan bu üç ülkenin artık ham pamuk satmayıp mamul madde satmasını hedefliyoruz. Üç ülkede de, istihdamı, üretimi artırıp, milli gelirlerinde büyük artışlar sağlayabilecek bir proje..."

Gelen önemli bir telefon sebebiyle, Erbakan Hoca sözlerine ara verip yanımızdan ayrıldığında, Nazlı Ilıcak şaşkındı...

Kendi kendine konuşur gibi: "Biz bu adamı ne kadar yanlış tanımışız" dediğini duyunca: "Siz yıllardır gazetecilik yapıyorsunuz, ne demek yanlış tanımak?" sorusunu sordum. "Evet yıllardır gazetecilik yapıyorum. Ama, Erbakan Hoca ile ilk defa bir araya geldim" cevabını veren Ilıcak, biraz düşündükten sonra da, -bence unutulması mümkün olmayan-şu sözleri ilave etti:

" Meğer biz Erbakan Hoca'yı, gazetelerde yayınlanan karikatürlere bakarak değerlendirmişiz!.."

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ekrem Kızıltaş Arşivi