Mazeret üretmeyin

Mazeret üretmeyin

Başörtüsü nedeniyle görevine son verilen bir öğretmen hanım, hizmet olarak hiç bir şey yapamamaktan şikayet etti.

Ona, bir ev hanımının apartmandaki hanımlarla yapmakta olduğu çay sohbetlerini ders sohbetlerine dönüştürüverdiğini, sitenin çocukları, Cumartesi-Pazar günleri oynarken hepsine birer çikolata dağıttıktan sonra tatil günlerinde saat 11.00’den 12.00’ye kadar Kur’an dersi verebileceğini haber verdiğini ve bir dershanelik öğrenci toplayıverdiğini söylüyorum.

Biz, yeryüzünü dershane kabul etmişiz. En sıkı olduğu dönemlerde Haydarpaşa istasyonundan Adapazarı’na kadar tren kompartımanında her gün öğrencilerine ders verenlerin gayreti gözlerimizin önünde.

İlkokul öğretmenliğinden emekli birine sordum, “Ne yapıyorsun?”dedim. “Şehrin sanayi bölgesini geziyorum sıradan fabrika ve atölyelerin sahiplerine eğer arzu ederlerse işçilerine yarım saatlik düzenli olarak “İlmihal” bilgileri verebileceğimi, karşılığında ücret almayacağımı söylüyorum. On tane iş yeriyle anlaşıyorum, bir sene devam ediyorum. İkinci sene onları bırakıp yeniden on tane işyerinin işçilerine ilmihal bilgileri veriyorum” dedi.

“Karşılığında ücret istemiyorum” sözü çok önemli. Bütün peygamberlerin söylediği ortak cümlelerden biri de bu cümle. Buna çok dikkat edilsin. Köşe başında limon satalım, köprü üstünde çakmak taşı satalım geçimimizi kendi ellerimizle temin edelim ve yaptığımız hizmetlerin karşılığında hizmet ettiğimiz insanlardan ücret almayalım.

İşler hep iyi gitmeyebilir. Birileri yaptığınızın suç olmadığını bilmez ve şikayet edebilir. 28 Şubat döneminde, İstanbul’da yetmişinde bir hanım efendi küçük çocuklara Kur’an okutuyor diye şikayet edilir. Karakoldan gelenler saygıyla durumu bildirirler ve savcılığa sevk edilir. Savcı bey usulen ifadesini alır ve kahve ikramından sonra “Annem de Kur’an’ı sizden öğrenmişti” der ve evine kadar taksiyle gönderir.

Şehrin doktoru, İslami hizmetlerinden dolayı hakim önüne çıkarılır. Birkaç celseden sonra ceza alır; paraya çevrilir ama ondan sonra mahkemede tanıştığı hakim beyle çok iyi dostluklar kurulur ve daha çok hizmet edilir.

“Her şeyi güllük-gülistanlık gösteriyorsun; hiç diken görmüyorsun” diyenlere “Ben dikeni gördüğümde, dikenin içinden de gül görmeye kendimi zorlarım” diyorum.

On iki eylül öncesi hızlı solcu olan, bakanlık ihaleleri alan ve On iki Eylül’den sonra bakana rüşvet vermekten içeri alınan büyük bir müteahhit “Allah askerlerden razı olsun. Bizi içeri aldılar. Koğuşta bir de hoca vardı. O ne yaptı etti bizi İslâmi çizgiye çekti. Asker-hoca işbirliğiyle biz haramdan kurtulduk” demişti.

Bir ülkücü lider “Hocam, “Kanımız aksa da zafer İslâm’ın” diyorduk. Dokuz ışık uğruna olaylara karışıyorduk. On iki Eylül’de kendimizi hapishanede bulduk. Orada tanıştığımız bir hoca, Işık’ın dokuz olmadığını, Tek ışık olduğunu, onun da Allah’ın Nûr’u olan Kur’an olduğunu öğrendik. Bize O tek ışığı öğretir misin?” demişti.

Cami minberinden insanlara yol gösteren bir insan, bir gün Hz. Yusuf gibi hapishaneye düşse O, yine yol göstermeye devam edecektir. çünkü onun ışığı içinde. Nereye giderse beraberinde gider ve onu aydınlatır.

75 Waltlık ampulü köşke taksanız da, zindana taksanız da aynı ışığı verir. Işığınız yoksa mazeretiniz de çok demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi