23 Ekim 2017 Pazartesi1 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 17°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 2°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 9°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 152,547 0.93
  • Dolar: 3,6704 0.34
  • Euro: 4,3242 -0.08

İnsan merkeze alınmadan mutlu toplum olmaz

Abdulkadir Özkan

Yıllardan beri toplumlar bir takım 'izm'lerin peşine takılmaya çalışıldı, bunda da başarıya ulaşıldı. Her 'izm'in taraftarları kendilerini haklı görüyor ve savunuyorlardı. Halbuki tüm 'izm'lerde eksik bir taraf vardı. Bu eksik taraf söylemlerde her ne kadar insan ön plana çıkartılıyor olsa da uygulamada insanın ikinci plana atılmasıydı. Kısacası toplumsal hayatın merkezine insan bir türlü oturtulmadı. Sadece her kesim taraftar oluğu 'izm'i kutsadı, toplumlara çare olarak sundu, sunuyorlar. İdeolojilerin kutsanması giderek kutsal devleti ortaya çıkardı. Neticede insanın huzur ve güvenliği için oluşturulan devletler insanı yiyen yapılara dönüştü.

Halbuki yıllar yılı 'izm'lere kafa yorup onları topluma ideal çözümler olarak sunmaya harcanan enerjinin bir kısmı insanı merkeze oturtmanın çarelerini aramaya ayrılsaydı sanıyorum insanlık bunca teknolojik gelişmişliğe rağmen huzursuzluk içinde kıvranıp durmazdı. Bunun içinde insanın hayatın merkezine oturtulması gerekiyordu. İnsanı hayatın merkezine oturtmak her şeyin insan için olduğunun anlaşılmasının yolu insanı en şerefli mahluk olarak algılamaktan, bu ise İslam'ın anlaşılması ve özümsenmesinden geçiyor. Bu da bir diğer ifade ile İslam'ı hayatın içine ve merkezine oturtarak sağlanabilir.

Siyasetin insan için yapılması, tüm çabaların insanı esas alması İslam ile mümkündür.

Yıllardan beri İslam'ı hayatın dışına itmeye, sadece Allah ile Kul arasına hapsetmeye çalışan anlayış neticede insanı bir kenara itmiş, devleti kutsamış, siyaset insan için değil devlet için yapılır olmuştur. Dikkat edilirse bazılarında aksi iddia edilse de neticede insanlar devlet için feda edilebilir anlayışı hakim olmuştur. Halbuki insanın olmadığı yerde devletten söz edilemez. Devlet insanların huzur ve güvenlerini sağlamak için tesis ettikleri bir tüzel kişilik iken giderek insanı ezen bir güç haline gelmiş/getirilmiştir.

Haşmet Babaoğlu dünkü "Siyasetin en büyük eksiği.. Pişmanlık duygusu" başlıklı yazısında günlük hayatımızda ve siyasi hayatta pişmanlık duygusunun önemine ve gerekliliğine dikkat çekerek şöyle diyordu:

"Nasıl kişisel hayatımızda mahçubiyet çok önemli bir değer ise...

Siyasette de öyle olmalı!

........

Nasıl hatalarımızla yüzleşmek geceler boyu uykularımızı kaçırtıyor ve bizi derin muhasebelere sürüklüyorsa... Siyasette de öyle olmalı!

Öyle olmalı ki...

Siyaset devlet için değil, insan için yapılmaya başlansın."

Kısacası artık devlet için siyaset anlayışına karşı toplumda rahatsızlık giderek yaygınlaşıyor, eleştiriler yükseliyor. Bunun için bir anlayış değişikliğine dikkat çekiliyor... Ne var ki, anlayış değişikliği hususunda toplumda ortak bir yaklaşım gelişmesine karşılık bunun nasıl olacağı gündeme geldiğinde hemen devleti esas alan anlayış ortaya çıkıyor, bir takım asılsız korkuların arkasına sığınılıyor.

Kimilerine göre Cumhuriyet, kimilerine göre devlet, kimilerine göre de laiklik tehlikeye giriyor... Toplum korkutularak insanı devlet için feda eden anlayış hakimiyetini sürdürüyor.

Bu noktada diyebiliriz ki yıllardan beri sürdürülen İslam'ı hayatın dışına itme çabalarının zehirli meyveleri ortaya çıkıyor. Halbuki maddeyi ve insanın maddi ihtiyaçlarını esas alan siyasi ve ideolojik anlayışlarla insanı temel alan bir devlet yapısı hayata geçirilemiyor. Bu artık çok net görülüyor. İnsanlık yüz yıllardan beri bir 'izm'den bir başka 'izm'e sürüklenip duruyor.

İslam'ın hayat ve insan anlayışını hayata hakim kılmadan ceberrut devlet anlayışı varlığını koruyacaktır.

Demokrasi taraftarlığı ve savunuculuğu da tek başına insanı devletin önüne geçirmeye yetmiyor. Öyle olmasaydı yıllardan beri bu ülkede demokrasi şarkıları söylenmesine karşılık bugünkünden daha farklı bir noktada olmaz mıydık? İnsan hak ve özgürlükleri sürekli olarak devleti koruma adına tırpanlanabilir miydi?

Kısacası insanlık maddeperestliğin yerine manayı esas alan sistemi yeniden incelemek ve hayata geçirilmesi için mücadele vermek durumundadır. Yoksa siyasetin devlet için değil insan için yapılması bir hayal olarak sürmeye devam eder.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.