24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 34°C Adana
    • 37°C Adıyaman
    • 29°C Afyon
    • 30°C Ağrı
    • 29°C Amasya
    • 30°C Ankara
    • 34°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 38°C Aydın
    • 35°C Balıkesir
  • BIST: 106.663 -0.17
  • Altın: 143,662 0.68
  • Dolar: 3,5540 0.49
  • Euro: 4,1354 0.35

BM'nin daimi üyelerine teslim bir dünya !..

Abdulkadir Özkan

Mevcut dünya düzeninin yer yüzüne huzuru ve refahı getirmesinin mümkün olmadığı artık herkes tarafından görülmesine rağmen Yeni Bir Dünya istekleri dar bir çerçeveye hapsolmuş durumda. Yaşanan çarpıklıkları, adaletsizlikleri mevcut yapı içinde çözmek mümkün olmadığına göre bu düzenin yıkılarak yerine yeni bir düzenin kurulması gerekiyor.

Çünkü, mevcut düzende bir kaşık suda boğulması mümkün olan İsrail'e meydanı boş bırakıyor. Dünyada barışı ve adaleti tesis etmek için kurulduğu iddia edilen BM'nin İsrail'in tüm saldırıları karşısında adeta doğuştan dilsiz bir tavır sergilemesine şimdilerde bir de Suriye'ye dönük bir yaptırım kararının Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri Çin ve Rusya'nın vetosu ile alınamaması da eklenince ortaya çıkan tablo tüm dünyanın BM'nin 5 daimi üyesinin iradesine mahkum olduğunu, daimi üyelerin çıkarlarını korumak adına oluşturulduğunu gösteriyor.

Çünkü, İsrail söz konusu olduğunda BM'de ABD devreye girerek bu devletin kınanması yönünde bir kararın bile alınması engellenmek suretiyle adalet iddialarının bir soytarılıktan öte geçmediğini gösteriyor.

Silah geçiyor iddiası ile Gazze'de yüz binleri açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum eden, bununla da yetinmeyen sık sık gerçekleştirdiği hava saldırıları ile evlerini başlarına yıkan, katleden İsrail'e karşı yaptırım söz konusu olamazken aylardır Libya'nın bombalanmasının izahı olabilir mi? Ya da getirilen izah ve yapılan açıklamaların inandırıcılığı olabilir mi?

Kısacası bu düzen böyle gitmez, gitmemeli. Çünkü insan onurunu, hak ve adalet duygularını rencide eden uygulamalar yıllardan beri sürüyor. Bu düzenin değişmesi için harekete geçenlerin anında susturulması dünyanın söz konusu düzeni sindirdiği anlamına gelmiyor.

Irak'ı Saddam'ın elinde nükleer ve biyolojik silahlar olduğu iddiası ile işgal edenlerin İsrail'in elinde nükleer silah olduğunu tüm dünya bilmesine rağmen koruma altında tutulması karşısında aslında hak ve adalet duygusunu yitirmemiş herkesin ayağa kalkmasını gerektirmez mi?

Bırakın bu haksızlık karşısında isyan etmeyi geçmişte edenlerin bile bir kısmı bugün kaybolup gittiler. Hatta düne kadar bu bozuk düzenin kurumlarına karşı isyan bayrağı açanlardan bazıları bugün o kurumların kurucusu ve koruyucuları ile kol kola girmiş olmaları insanı gerçekten rahatsız ediyor.

Bu bozuk düzen içinde ve bozuk düzenin kurucusu ve koruyucuları ile kol kola girmişken, "Başkalarının iç işlerine karışmaktan korkmayan bir Türkiye" söylemi ve görüntüsünün ne kadar inandırıcı olabileceği sanıyorum ayrıca üzerinde durulmaya değer bir konudur. Özellikle de başkalarının işlerine karışma hakimlerin müsaadesi dahilinde değilse ileride ortaya nasıl bir sonucun çıkabileceği de derinlemesine düşünülmelidir. Bunu bir korkunun ifadesi olarak değil, olayların perde arkasını görebildiğim için bir ikaz olarak dile getiriyorum. Çünkü, bir yandan ABD'nin Irak, Afganistan gibi ülkeleri işgaline, Libya'ya NATO kullanılarak müdahale edilmesine karşı çıkarken öbür yandan bizim bazı ülkelerin iç işlerinde taraf olmamız, taraf olmakla da kalmayıp doğrudan olaya müdahil olma temayülü göstermemiz bir çelişki olmaz mı? Kaldı ki biz ülke olarak başkalarının iç işlerine karışma hakkını kendimizde gördüğümüzde bir başka ülkenin de bizim iç işlerimize karışma hakkını kendinde görmesi karşısında söyleyecek söz kalır mı?

Bu noktada aslında yer yüzünde hakkın ve hukukun hakimiyeti değil, kuvvetin hakimiyeti geçerli. Öyle olunca da kendini güçlü görenler dünya üzerinde tüm olayları kendi isteklerine göre şekillendirme hakkını da kendilerinde görüyorlar denebilir. İlk bakışta bu yaklaşım doğru gibi görünse de o zaman zalim düzenin kurucusu ve koruyucularından ne farkımız kalır? Müslüman olarak bizim bakış açımız emperyalist sömürgecilerden farklı olmayacaksa bizi onlardan hangi vasıf ayıracaktır? Elbette bir takım çıkışlar toplum olarak hoşa gidiyor. Zaten millet olarak meydan okumaya ve kabadayılığa meyyal bir yanımız var. Çıkışlar toplumun yüreğini soğutmak bakımından istenen sonucu verebilir ama temel değerlerimize ters düşüldüğü takdirde tüm yapılan ve söylenenler anlamsız hale gelebilir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.