Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Kılıçdaroğlu “Fransız” mı, yoksa “Rus Elçisi” mi?

Kılıçdaroğlu “Fransız” mı, yoksa “Rus Elçisi” mi?

Bilirsiniz... Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han, herhangi bir konuda “karar” vermeden önce; “vezir”lerini çağırır ve “Gidin, sorun bakalım... Bu konuda Rus Elçisi ne diyor?” dermiş...

Vezirler gider, sorar ve “şöyle diyor” derlermiş... Abdülhamid Han da; “tam aksi yönde” karar verirmiş!..
Öyle ya; adam Rus elçisi... Hiç “Osmanlı’nın iyiliği”ne olacak bir şey söyler mi?.. Elbette, “Osmanlı’nın yıkımı”na uğraşacak... Elbette, “Osmanlı’ya muhalefet” edecek!..
Ben, CHP Genel Başkanı Bay Kemal Kılıçdaroğlu’nun izlediği politikayı da, “Rus elçisi”nin politikasından pek farklı görmüyorum!..
Hatta, zaman zaman şunu da düşünüyorum: Başbakan Tayyip Erdoğan; herhangi bir konuda “görüş” beyan etmeden önce, acaba adamlarını Bay Kılıçdaroğlu’na gönderip, onun “nabzını” mı ölçüyor?.. Yani, Kılıçdaroğlu’nun “görüş”ünü aldıktan sonra mı veriyor “karar”ını?..
Öyle olmalı!..
NE DERSE, TAM TERSİ!
Görüyorsunuz ya;
Tayyip Erdoğan, ne zaman “ak” dese; Kılıçdaroğlu, patlatıyor demeci; “kara!”
Tayyip Erdoğan; herhangi birine ne zaman “taarruz”da bulunsa, Bay Kılıçdaroğlu o adama anında sahip çıkıyor, başlıyor “baş tacı” etmeye!..
Erdoğan’ın “hain” dediği bir adam, Kılıçdaroğlu için “kahraman” oluyor.
Tayyip Erdoğan, “kan” dese, Bay Kılıçdaroğlu ona “şerbet” diyor!..
Yani, Erdoğan ne derse, “tam tersi”ni söylüyor ve ne yazık ki, bunu da “muhalefet” sanıyor!..
Hatırlarsınız; Erdoğan, “Dersim olayları” için “vahşet” demişti de, bir “Dersim mağduru” olan Bay Kılıçdaroğlu, o “katliam”a bile sahip çıkmıştı!..
Erdoğan, CHP’yi; “İttihat-Terakki uzantısı” olmakla suçlayınca, Bay Kılıçdaroğlu, onlara bile toz kondurmamıştı!..
Erdoğan, bütün “askerî darbe”leri şiddetle eleştirmiş, Bay Kılıçdaroğlu ise, bunların “darbe” değil, “devrim” olduğunu iddia etmişti!..
AUSTER’İ TANIMIYOR MU?
Son olayı biliyorsunuz;
Başbakan Erdoğan; “Türkiye’de yazar ve gazetecilerin tutuklu olması”ndan dolayı bu topraklara ayak basmayacağını söyleyen Amerikalı gazeteci(!) Paul Auster’e hitaben; “Gelmezsen hatırım kalır!.. Gelmezsen, gelme!” deyince, Bay Kılıçdaroğlu, adama anında “Dibi kırmızı mühürlü mektup” gönderip, Türkiye’ye davet etti!..
Şimdi, gelin de;
Kılıçdaroğlu için, “Rus elçisi gibi” demeyin!.. Gerçi, Başbakan; onun için “Türkiye’ye Fransız” diyor ama; bence, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı “Fransızlık” filan değil!.. Çünkü, “Fransız olmak” demek, “ilgisiz, bilgisiz, olaydan kopuk” olmak demek!..
Oysa, Bay Kılıçdaroğlu;
“Olaylara Fransız” değil ki!..
Her şeyi biliyor ama,
“İnadına” yapıyor!..
Meselâ, Paul Auster denilen adamın, “Yahudi bir ailenin çocuğu” olduğunu bilmez mi?..
Gayet iyi bilir!..
Meselâ, Paul Auster denilen bu adamın, “Şimon Peres ile el sıkıştığını” gösteren “fotoğraf”tan haberinin olmaması mümkün mü?..
O Şimon Peres ki;
Erdoğan’ın, Davos’ta; “One Minute” çektiği adamdır... İşte bu adamla, Paul Auster adlı gazeteci(!) “el sıkışıyor” ve Kılıçdaroğlu bunu bilmiyor!.. Mümkün mü?..
Yine aynı şekilde;
Paul Auster denilen bu Yahudi gazeteci, Şimon Peres ile el sıkışırken, hemen yanında da Salman Rüşdi vardır, iyi mi?..
Salman Rüşdi denilen adamı da biliyorsunuz... O da, “Şeytan Ayetleri” adlı bir kitap yazmış ve o günden beri de “Müslümanlarla başı dertte”dir!.. Hatta, İran; “başına ödül” bile koymuştu!..
Peki, Bay Kılıçdaroğlu;
Paul Auster denilen bu adamın bir “Yahudi” olduğunu, ergenlik çağında onun için “Haham Olacak Çocuk” töreni bile yapıldığını, onun yanında Salman Rüşdi olduğu halde Şimon Peres’i ziyaret ettiğini hiç bilmez mi?..
Hiç bilmez olur mu?..
Halk tabiriyle “cavır gibi” bilir!..
Zaten bunu bildiği için “dibi mumlu davetiye” gönderiyor ya adama!..
Demek istiyor ki;
“Düşmanımın düşmanı, benim dostumdur!”
İSRAİL DESTEĞİNE MUHTAÇ!
Hiç şüpheniz olmasın ki;
Bay Kılıçdaroğlu’nun Paul Auster’e gösterdiği dostluğun temelinde “Erdoğan düşmanlığı” vardır!..
Aslına bakarsanız;
“Denize düşenin yılana sarılması” gibi, Bay Kılıçdaroğlu’nun da Paul Auster gibi, “Yahudi asıllı ABD’li gazeteci”ye sarılmaya çok ihtiyacı vardı!..
N’aapsın, eli mecbur!..
Öyle ya;
“Deniz”e değil ama, “Deniz’in eline” düştü!.. “Deniz Baykal’ın zina kaseti”nin bir “İsrail işi” olduğu yavaş yavaş çıkıyor ortaya!..
Baykal’ı “kaset”le düşürüp, yerine Kılıçdaroğlu’nu oturttular ama, Kılıçdaroğlu’nun, şimdi de “Tüzük Kurultayı” ile başı dertte!..
“Deniz”de meydana gelebilecek “tsunami”den de, ancak “İsrail desteği” ile kurtulabilir!..
Demem o ki;
Bay Kılıçdaroğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, “olaylara Fransız” filân değil!.. Ne yapıyorsa “bilerek” yapıyor, “hesap ederek” yapıyor, “bilinçli” olarak yapıyor!..
Bu durumda, ona “Rus elçisi gibi” demek, herhalde daha doğru olur!..
ŞİMDİ DE DİN TARTIŞMASI!
Biliyorsunuz, Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasındaki son “tartışma” konusu, “din ve dindar”lık üzerineydi...
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a dedi ki;
“Dindarlık taslıyorsun ama, senin dindarlıkla ilgin yok!.. Sen, dindar değil, din tüccarısın!”
Erdoğan da cevap verdi:
“Dindar nesil yetiştireceğiz... Muhafazakâr demokrat partisi kimliğine sahip bir partiden ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun?..
Türkiye’yi dindarlar-dinsizler diye ayırdığımı söylüyor... Önce şu kulakların duymaya alışsın. Benim ifademde dindarlar-dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunun arkasındayım.”
Kılıçdaroğlu, buna da itiraz etti:
“Bu nesilden öncekiler dinsiz miydi peki?.. Bu, tipik bir bölücülüktür!.. Biz, dindar bir neslin yetişmesine ne zaman karşı olduk!.. Erdoğan, din istismarı yapıyor, bölücülük yapıyor!”
Gördüğünüz gibi;
Erdoğan ne kadar “dindar” ise Bay Kılıçdaroğlu o kadar “kindar”dır ve “kindar bir nesil” istemektedir!..
“Yoldaş” ve “candaş”ları da kendisini desteklemektedir!..
Bu da, gayet normaldir!..
Çünkü, “din ve dindara kindar” olmak, “CHP’nin genleri”nde vardır!..
Tabiî, “yoldaş”larının da!..
YASAKLA... TOPLAT... YAK!
Önceki gün, gazeteler yazdı...
“Millî Şef İsmet İnönü” döneminde, hem de “Reisicumhur” imzalı bir talimatla; “Tam Mevlid-i Şerif” ve “Tam Namaz Hocası” adlı kitaplar “yasaklanmış” iyi mi?!?..
Lütfen dikkat; 25 Kasım 1944 tarihli bu “yasaklama emri”nin altında, “Reisicumhur İsmet İnönü”nün yanı sıra, “Başbakan” ve “13 bakan”ın da imzaları vardır!..
Emirde şu yazılmaktadır:
“Bu kitaplar yasaklansın!.. Dağıtımı durdurulsun, mevcutlar da toplatılsın!”
Ya sonra?..
“Yakılsın!!!”
Peki, bu “belge” karşısında Bay Kemal Kılıçdaroğlu ne diyor?..
Diyor ki;
“CHP, geçmişiyle gurur duyuyor!”
Hangi geçmiş bu?..
“Dersim’i bombalatan, dinî kitapları toplatıp yakan” bir geçmiş!
Bay Kılıçdaroğlu, böyle bir geçmiş ile “övünüyor” ve “Türkiye düşmanı bir Yahudi”ye sahip çıkıyor, onu “baş tacı” yapıp, “dost” ilân ediyorsa, ben ne diyebilirim ki?..
Hele de, insanlar;
“Sevdikleriyle haşrolacaklar” ise!

Almanya-Ergenekon-Deniz Feneri!
“Deniz Feneri olayı”na, bir de şöyle baksak, nasıl olur acaba?.. Malûm, Almanya’nın, “bazı vakıflar” kanalıyla “CHP’ye para yardımı” yaptığı, belgelerle konuldu ortaya!..
Aynı Almanya’nın, “bazı dernekler” üzerinden de; “ulusalcı” geçinen “Ergenekon sanıkları”na para gönderdiği, yine belgelerle gözler önüne serildi.
Yani, Almanya hem “CHP’yi” besliyordu, hem de, geçmişte “ulusalcı” zannettiğimiz “Ergenekoncu”ları!..
Ergenekon sanıkları birer birer tutuklanıp, içeri atılınca, ilk tepki CHP’den geldi ve Baykal, “Ergenekon’un avukatı” olduğunu açıkladı!..
Almanya da boş durmadı tabiî... Onlar da; “PKK’nın topladığı haraç”larla veya “Almanya’da yuvalanmış örgütler”le uğraşmak yerine; tuttu “Deniz Feneri e.V. dosyası”nı açtı ve bunlarla “Erdoğan’ı vurmaya” çalıştı!..
Peki, “Almanya’nın Türkiye borazanlığı”nı kim yaptı?.. Elbette CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu!.. Yani, Baykal “Ergenekon safında” yer alırken, Kılıçdaroğlu da “Almanya safında” yer aldı... Zira; Almanya’nın da, Ergenekon’un da ortak hedefi “Erdoğan Hükümeti”ydi!..
Erdoğan, “Ergenekon’la boğuşmaya” başlayınca, onlar da “intikam”larını “Deniz Feneri” üzerinden almaya kalktılar... Ne var ki; “Deniz Feneri savcıları”nın, belgeler üzerinde yaptığı “tahrifat” oyunu bozdu!..
Ne dersiniz, üzerinde düşünülmeye değmez mi?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi