Belkıs İbrahimhakkıoğlu

Belkıs İbrahimhakkıoğlu

Karda düşünmek

Karda düşünmek

Karın yağdığı zamanlarda görüş ufkumuzun daralmasına tezat içimizdeki dünyanın sınırları genişler.

Zihnimizi istila eden kalabalık görüntüler beyaza bürününce kendimizle baş başa kalırız. Duygu ve düşüncelerimiz beyazın arındırıcı ihramına bürünür. Karın sessizliği iç sesimiz olur, tefekküre dalarız. Sezai Karakoç’un Kar şiiri bize hakikatin varlığında karın anlamını hatırlatır, “Karın yağdığını görünce/kar tutan toprağı anlayacaksın/toprakta bir karış karı görünce/kar içinde yanan karı hatırlayacaksın”.
Kış mevsimi ve kar hatırlattıklarıyla; şiirlerin, resimlerin, roman ve hikâyelerin, bestelerin sırlı mevsimi olmuştur. Ölüm ve ötesi, hayalden gerçeğe, gerçekten hayale geçişler, parçadan bütüne, bütünden parçaya akışlar kar tanelerine eklenmiş gibidir. Cahit Sıtkı Tarancı, “Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine/ruhumdan anlayanlar en nihayet bulundu/ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine/şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine” mısralarıyla karı, ruh dünyamıza tanık ve tercüman ediyor.
Tolstoy’un Anna Karenina romanında karlı bir günde istasyonda geçen bir sahne vardır. Anna ve Kont Vronski’nin birbirlerini fark ettikleri o sahne görüntü olarak film klasiklerine girmiştir. Sahnede öne çıkan romantizmdir. Ama bana göre sahnenin etkili özelliği yağan karın bir metafor olarak yol ve yolculuğu anlamlandırmasıdır. Nitekim trenler, diğer mevsimlerden daha çok kışa yakışan bir görüntü verirler. Trenler, ayrılık ve hasret üzerine çoğu hatıralara bağlı düşünceleri yolcularıyla birlikte taşır. Lokomotiflerin yağan karı yara yara, buharlarını püskürte püskürte istasyonlara azametle giriş ya da çıkışları başlayan veya biten nice hayat hikâyelerine vesile olur.
Tomris Uyar trenle kış arasındaki akrabalığı kaleme alan yazarlardan, “Kış dendimi:tren. Buğulu vagon pencerelerinden akan mavimsi beyazlık....Kar, bir mola vermiş hayata. Yolcular da kendi yaşamlarına bir süreliğine mola vermişler zaten”. Hüsrev Hatemi de kışla ayrılığı özdeşleştiren şairlerimizdendir, “yamaçları sıyırıp göğe ağar gibi,/akşam karanlığında savrulan kar gibi,/bu ellerde geç kalmağa korkar gibi,/Gittin çocuk, sislere büründün de”.
Trenlerin kışa yakışması gibi kış da nedense Doğu ülkelerine daha fazla yakışır. Kış demek bir anlamda çileyle özdeştir. Çilenin tahtı Doğu’da kuruludur. Ama hangi çile? Zahmetten rahmete dönüşen çile insanı pişirir, derinleştirir, olgunlaştırır. Esrar Dede’nin, “soğuk râkible biz bülbül-i şitâ zedeyiz/Nesim-i âh ile ammâ bahâra dek gideriz” dediği gibi geleceği derinlerde oluşan nefesler besler.
Kar kimi insanı ürkütüdür, iç sıkıntısıdır, Cenap Şahabettin’in mısralarında ağlayışın sesidir, “gittiniz, gittiniz ey mürgan/ şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar/yuvalarda yetîm-i bî efgan:/ son kalan mâi yüyler kovalar karlar/ki havada uçar uçar ağlar”. Kimine göre Yahya Kemal’in Kar Mûsıkîleri’nde zikrettiği gibi çağrışımların bestesidir, “Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu./Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu. / Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,/Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı”.
Kar hamurumun yoğrulduğu coğrafyadan olsa gerek bana hep huzur verir. Lapa lapa yağan kar taneleri hep bir ağızdan ilahiler söylüyor gibi gelir. Ama karın verdiği sevinci içime kazınmış bir hatıra frenler. Rahmetli babam çok karın tipi halinde yağdığı bir günde dışarıyı seyrederken, “aman kar çok şiddetli yağıyor” diye eseflenmişti. Onu rahatlatmak için, “baba neden kaygılanıyorsun, sobamız yanıyor, evimiz sıcak, manzara güzel. Canını sıkma” demiştim. Hâlâ unutamadığım şu cevabı vermişti, “evladım bu bir Müslümana yaraşır söz değil. Ben yolda kalan, evi olmayan, evinde aşı yakacağı bulunmayanların hâlini düşünüyorum”.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Belkıs İbrahimhakkıoğlu Arşivi