D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Meğer İstanbul’u Ulubatlı fethetmiş!

Meğer İstanbul’u Ulubatlı fethetmiş!

“İstanbul’un fethi” hiç şüphesiz, tarihimizin en muazzam hadiselerinden biri. “Fetih” kelimesi ile “İstanbul” âdeta eşanlamlıdır; daima biri diğerini çağrıştırır. Tarihimizde birçok “fetih” var. Tabiî bir o kadar da “fatih”. Fakat bugün “Fatih” ismi geçince aklımıza gelen sadece Sultan Mehmed Han’dır. Bu önemli hadisenin ilmî, edebî anlatımı çok yapıldı, daha da yapılacak. Şiirler, romanlar yazıldı, bundan sonra da yazılacak.

Ya filmi? Filmi de “yapılmadı” diyemeyiz. 1951’de Sami Ayanoğlu’nun başrolünü oynadığı bir film var. Siyah beyaz dönemden kalan bu film nedense küçümsenir. Şu 17 milyon dolarlık “komedi”yi görünce, 60 yıl önce çekilmiş bu mutevazı bütçeli filme haksızlık yapıldığını düşünmeden edemedim.

İsimden başlayalım: Neden küçük “Fetih” ve büyük “1453”? İstanbul’un fetih tarihi olarak ne zamandır 1453’ü kullanıyoruz? Beş yüz küsur yıllık tarihin beşte biri bile değil! Mesela Fatih, İstanbul’u 1453’te fethettiğini biliyor muydu?

Bakın İstanbul’un fethini tarihimizin en önemli hadisesi olarak gören, bu yüzden derinlemesine araştırarak bilen ve kalbden hisseden, bize de şiirleriyle ve yazılarıyla anlatan ve hissetiren büyük şairimiz Yahya Kemal ne diyor:

“...Takvimlerin dini, imanı, vicdanı var; mesela 857 deyince İslâmın İstanbul’a girdiğini hissediyoruz, bu rakamda anlı şanlı bir tınnet (tınlama, tını) var; 1453 deyince bilakis Bizans’ın Türklere mağlub oluşu idrak olunuyor, bu rakamda bilakis bir can çekişme, bir ufunet bir günlük kokusu var. Bu rakamların biri Müslüman değil!” (Aziz İstanbul)

Tabiî, zamanımızın holivut öykünmecisi kapitalist sinemacısından böylesine hassasiyet beklenemez. Ama bir muazzam hadise (İstanbul’un fethi) ve büyük şahsiyet (Fatih) sözkonusu ise, bunun hakkıyla anlatılması gerekir. Ortaya bir sinema eseri çıkarılacaktır ve bu eser sinemanın anlatımı çerçevesinde olacaktır. Neticede bir film seyredeceğiz, tarihi aynen canlandırmak mümkün değil. Fakat bu filmde hem fetih hadisesinin yerli yerine oturması, hem de Fatih’in şahsiyetinin gerektiği şekilde ortaya konulması gerekir.

1453’de her ikisi de sağlanamamıştır! Biri sağlanamadığı için, diğeri de sağlanamamıştır diyebiliriz.

Ortada muazzam bir tarih hadisesi var, fakat onu ifade edecek sağlam bir senaryo yok! Değil senaryo, film fikri yok! Senaryoyu yazanlar Fatih şahsiyetine ve Fetih hadisesine yoğunlaşacaklarına, sinemanın seyirci çekmeye yarar ucuz numaralarına saplanmışlar. Tuzak kurarken, tuzağa düşmek buna denir!

Bizans imparatorunun çıplak kadınlarla hamam sahnesi, Bizans sarayında yarı çıplak hatunların raksı, Ulubatlı Hasan’la topçu Urban’ın evlatlığı hatunun oğlan kıyafeti giyerek kuşatmaya katıldıktan sonra da süren aşkı ve filmin sanki asli mesajının bu aşk gibi algılanmasına yol açan abartılar...

Ya filmin şahıslandırma, rol dağıtma başarısızlığı (holivutça “casting” deniyor galiba!)? Fatih Sultan Mehmed siması en iyi bilinen Osmanlı padişahlarından biri. Hem İtalyan Bellini resmini yapmış hem de Nakkaş Sinan. Buna rağmen, Fatih rolü şeklen Fatih’i çağrıştırmayan ve anıştırmayan bir oyuncuya verilmiş. Daha kötüsü, fetihte büyük rolü bütün Osmanlı tarihçilerince teslim edilen Şeyh Akşemseddin’i temsil eden şahıs, asla bir bilge şeyhi çağrıştırmıyor. Tam “bu film Akşemseddinsiz bitecek” denilecekken ortaya çıkarılan karakter kesinlikle o tarihi şahsiyet imajıyla örtüşmüyor.

Senaristler derslerini iyi çalışmamışlar, ortaya fethi gerçek manasıyla ifade eden bir metin koyamamışlar; yönetmen de eldeki metni oyunla ve oyuncularla güçlendirememiş. Kalabalık sahneler, ihtişamlı dekorlar ve bilgisayarda üretilmiş efektler, trükler filmi ticari olarak bir üstün-yapım (süper-prodüksiyon) haline getiriyor ama, asla gerçek bir fetih filmi yapamıyor.

Filmin olumlu bir tarafını bulup da ondan bahsedelim diyoruz ama, Başbakan da âlet edilerek sürdürülen reklam kampanyasından başka bir şey bulamıyoruz!

Allah için bir tane diksiyonu düzgün, telaffuzu doğru oyuncu yok mu memlekette? Değil heceler, kelimeleri yutarak konuşan karakterler sürüyle. Yeşilçam bunun çaresini bulmuştu: Seslendirme (dublaj).

Ne Fatih Fatih gibi konuşabiliyor, ne Akşemseddin Akşemseddin gibi. Ne de Ulubatlı...

Bu filmde “Fatih’in fedaisi” Ulubatlı Hasan! (Tam Cüneytlik bir rol!)

Her nasılsa Şehzade Mehmed’in kılıç hocası oluyor, o tarihin üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen, hiçbir rütbe almadan yine ön planda kalıyor; bu rütbesiz haliyle Osmanlı divanına koca koca paşalarla katılıyor ve nihayet filmin asıl karakteri olarak rolünü tamamlıyor! (İnanmayanlar baksın: Oyuncular sıralamasında ilk o var, sonra iki hatun ve nihayet Fatih karakterini canlandıran oyuncu!)

1453 şu veya bu şekilde büyük gişe zaferi kazanabilir; fakat İstanbul’un fethini anlatmada hiçbir başarısı sözkonusu olamaz!

Tavsiyemiz: 1951 yapımı İstanbul’un Fethi’ni seyredin!



Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi