Bu pilavı kim ısıtıyor, kim yiyor?

Bu pilavı kim ısıtıyor, kim yiyor?

Adıyaman'da Alevi evlerine işaretler konulduğu haberlerinin internete düşmesiyle birlikte alevlenmesi bir oldu. Böyle bir haberin alevlenmesinin asıl zemini, çok şükür ve inşallah, böyle bir provokasyona bugün elverişli bir zeminin bulunması değil, aksine aslı astarı veya vukuu her ne ise şuyuunun bile hiçbir akli karşılığının olmaması. Böyle bir olay ihtimalini bile lanetlemeye ve tepki göstermeye hazır, üstelik Alevi olmayan, bir toplumsal duyarlılığın varlığını görmek işin rahatlatıcı yanı.

Adıyaman'ı azıcık bilenlerin de üstünde birleştikleri husus, orada Alevilerle Sünniler arasında böyle bir gerilime dair hiçbir zeminin bulunmadığıdır. Aksine her iki kesimin beraber yaşadığı diğer yerlere nazaran Adıyaman'da Alevilerle Sünniler çok daha rahat bir ilişki içindeler. Gazetemizin Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi'nin dünkü yazısında değindiği gibi, hani o çok bildik deyimle "birbirlerinden kız alıp kız verecek kadar". Hatta Alevi-Sünni ilişkileri açısından Adıyaman tam bir model şehir gibi.

Bu demektir ki, Alevilerin evlerini yeni bir Kahramanmaraş ortamı oluşturmak üzere işaretlemenin bir zemini kesinlikle yok. Durduk yerde böyle bir şey nerden çıktı dedirtiyor bu olay. Ama doğrusu bu ya, böyle bir hareket kimden gelmiş olursa olsun, isterse çoluk çocuk oyun olsun diye yapmış olsun, neresinden bakarsanız ürkütücü.

Ürkütücü, çünkü bu toplumun hafızasında Kahramanmaraş da var, Çorum da, Sivas da. Bugünlerde bu olaylar üzerinden ülkeye ne oyunlar oynandığı acı ibret hadiseleri olarak bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.

Tam da ibret almamız beklenirken aynı temcit pilavını yemeye çağrılmamız biraz zekâmızla alay etmek gibi olmuyor mu?

Peki bu temcit pilavını bizim önümüze kim koyuyor şimdi?

İçişleri bakanlığının ilk incelemesinin sonucunda bu olayın birkaç çocuğun marifetiyle ve münhasıran Alevilerin evlerini hedeflemeyen bir hareket olduğu sonucuna varılmış olması, bu olayın böylesi bir temcit pilavına dönüşme ihtimalini tam olarak yok etmiyor. Çünkü olayın üzerine birilerinin atlama tarzı, ibretten yana nasibimizin de ne kadar kıt olabildiğini gösteriyor.

Bazı gazetelerin olayı yansıtma biçimi, pilavı yemeye veya yedirmeye nasıl bir iştahla bakıldığını da yansıtıyor. "Adıyaman'da Maraş Provası mı?", "Maraş değil, Adıyaman", "Bu neyin hazırlığı", "İkinci Maraş Provası", "Semsur'da Katliam provası" gibi başlıklarla bu haberi vermek neye nasıl bir iştahı yansıtıyor?

Kendi binasına atılan bombaların ardını arkasını bir türlü sormamış, sorgulamamış, bu bombayla nasıl bir oyun oynandığını okuyucularına bir türlü anlatmamış bir gazetenin bu olayı haberleştirme tarzı şaşırtmıyor.

Ama Dersimli Hüseyin Aygün'ün Adıyaman'a kadar gidip bu olayı alevlendirmeye çalışmasını, hele bu gayretin muhtemel bir Kahramanmaraş senaryosunun neresine denk düştüğünü bilmemesini, doğrusunu isterseniz ne kadar düşünsek de aklımız almıyor.

Alevi-Sünni çatışması yaratılmak üzere kendisine planlanan suikastın bütün delillerini gözleriyle görmüş olan Alevi derneği liderinin, hâlâ oturup kalkıp kendisini bu amaçla öldürmeye çalışanların istediği gibi davranmasını yorumlamakta, doğrusu, zorlanıyoruz.

Böyle bir olay ihtimali karşısında bile hemen harekete geçen reaksiyona bakıp toplumsal barış ve kardeşlik adına sevinmek varken, bu olaydan büyük bir gayretle bir felaket senaryosu üretmekte hâlâ bir ideolojik veya politik kâr fırsatı görülebiliyor.

Bu kâra tamah edenler, bu pilavı yeme iştahına sahip olanlar var oldukça, birileri de onu ısıtıp önümüze koymaya devam ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi