24 Mayıs 2017 Çarşamba28 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:39Güneş 05:32Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:31Yatsı 22:14
    • 17°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 8°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 6°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 11°C Artvin
    • 12°C Aydın
    • 10°C Balıkesir
  • BIST: 97.717 1.37
  • Altın: 143,837 -0.29
  • Dolar: 3,5683 0.19
  • Euro: 3,9936 -0.18

Bin yıllık kibir

Akif Emre

Postmodern darbenin mimarlarından kalan anlamlı tek cümle yok hafızalarımızda. Toplum mühendisliğine soyunmuş zevatın yarına kalan tek cümle kuramamış olması bile bu operasyonun "tarihin akışı içinde bir nokta" olmaktan öte anlamı olamayacağının göstergesi.

Postmodern darbenin hafızalarda kalan sözleri var elbette. Anlamlı olmasa da bu sözlerin, topluma nizam vermek iddiasındaki kadronun vizyonunu, duruşunu, toplumun değerleri karşısındaki konumlarının koordinatlarını verir. 28 Şubat sürecinden hafızalarda kalan sözler hakaretlerdi. Gerek sivil gerek asker bürokratların muhataplarını aşağılayan sözleri. Tahkir derecesine varan, kin ve öfke dolu sözler. Küfürler, aşağılamalar arasında günlük siyaset dilinin vazgeçilmez kelimeleri arasına girmişti; "yarasalar, karanlık güçler, çağdışılar, örümcek kafalar" milyonların karşısında kullanılan kelimelerin en kibar olanlarıydı.

Pervasız ve bir o kadar da mütekebbir, buyurgan ve aşağılayıcı dilleri vardı. Birkaç klişeden, pagan bir ritüeli hatırlatan sloganlardan başka, tehditkâr bir üstünlük gösterisi, sürece damgasını vurmuştu. Aslında vesayet rejiminin beden dilinde, siyasal söyleminde içeriksiz ama güç gösterisine dayalı bir söylem mündemiçti. Yer yer genellemelerle geçiştirilse de muhtevası tüm zamanlara yayılmış bu söylemi toplum da kanıksamış görünüyordu. Belki fazla da ciddiye almıyordu. Egemenler kendi köşelerinden resmi soğuklukla alışılageldik söylevlerini ifade etseler de halk kendi tarzında bir muhalefet geliştirmişti. Geniş zamana yayılan, ani tepkiler vermeyen ama ilk fırsat çıktığında tepkisini ortaya koyan bir edilgen muhalefet.

Bir yanda "kutsal devlet" geleneğinin kültürel genlerdeki karşılığı, diğer tarafta bu devlet adına aşağılanmanın paradoksal çelişkisini yaşıyordu halk. Bunun bilincinde olsa da kendince bir yöntemle çelişkiyi görmemezlikten geldiği bile söylenebilirdi.

Ne var ki postmodern darbe, halkın da hiç açığa çıkmasını istemeyeceği, ama bilincinin derinliklerinde hissettiği o acıtıcı çelişkiyi ortaya çıkardı. Her şeyin normal gittiğinin varsayıldığı zamanlarda unutulan, üstüne sünger çekilen bu çelişki birden en kanırtan yanıyla ortaya çıkıvermişti. Ciddiye almadığı, matrak bulduğu ritüeller, çağdaşlaşma söylevleri artık kulak tıkayarak geçiştirilecek gibi görünmüyordu.

Toplumla seçkinler, resmi Türkiye ile derin Türkiye arasında var olagelen derin çelişki tüm çıplaklığı ile bir kez daha ortaya çıkmıştı. Üstelik seçkinler, buyurgan tarzlarıyla son derece kaba ve tehditkar bir dille karşılarındaydı. Toplum mühendisliği, toplumu aşağılayarak hayata geçirilmeye çalışılıyordu.

Post modern darbenin önünde görünen aktörlerinin belki de hiçbir cümlesi akılda kalmadı. Sıradanlığın ifadesi tahkirlerin dışında...

Fakat sadece postmodern darbe sürecinin değil darbenin ardındaki iradenin ruh halini, mütekebbir halini, kendi sınıfının, zümresinin adeta kutsanmışlığını dışa vuran bir cümle hatırlıyorum."28 Şubat süreci bin yıl geçse de devam edecek"...

Bu cümle siyasi bir retorik, temenniden ibaret olsaydı üzerinde durmaya bile değmezdi. Ancak toplum mühendisliğine soyunan, kendilerinde her daim topluma nizamat verme yetki ve hakkı gören bir zihniyetin psikolojisini de ele verdiği bahse değer. Yoksa bu sözün geçerliliği değil, söyleniş tarzı ve arka planda yatan ruh hali mühim.

Adeta ilahlaşan kibrin tarihe ve zamana hükmetme; insanların, toplumun kaderini çizme iddiasında buyurganlık değil de, nedir? Kendinden emin kof bir gururun, mutlak egemenlere özgü bir kibirleniş hali... Hiçbir sorgulama imkânı vermeden, hiçbir tereddüde mahal bırakmayan kör bir güç tutkunluğunun yansıması...

Bir tür ilahlık iddiası taşır kibir... Allahın en sevmediği huy ...

Ve o halkın dilinden bir cevap: Ne oldum değil ne olacağım demeli...

Durumun özeti budur.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.