27 Mayıs 2017 Cumartesi2 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:36Güneş 05:30Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:18
    • 23°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 15°C Ağrı
    • 15°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 14°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,781 1.23
  • Dolar: 3,5801 0.37
  • Euro: 4,0019 0.03

28 Şubatın mağdur "itirafçıları"

Akif Emre

Postmodern darbe mağdurlarından geçilmiyor meydan yerinde... Ne çok mağdur varmış meğer... Mağduriyetin de imkana dönüştüğü ortamlarda sahte mağdurlarla zulmün gadrine uğramış gerçek mağdurları ayırt etmek nerdeyse imkansız hale geliyor. Zulme uğrarken sahipsiz kalan ve bu nedenle ezilenler, bugün de mağduriyet edebiyatı üzerinden kazançlı çıkmayı becerenlerin gür sesleri yüzünden sesini çıkaramıyor. Çünkü savunduğu hak ölçüsü, değerleri için mağdur olmayı kazanca dönüştürmek, mağduriyeti iptal eder.

Diğer taraftan postmodern darbenin hedef gösterdiği siyasi akım bir yana bu süreçte memleketin tümünün mağdur olduğu da bir gerçek. Bir avuç bürokratik seçkin ve bunların destekçisi sermaye, medya çevresini hariç tutacak olsak da memleketin ekonomik olarak da, siyaset ve siyaset ahlakı olarak da kimyası bozuldu.

Siyasal ve ahlaki olarak toplumun kimyasını bozan bir ortamın tüm toplumsal katmanlara sirayet etmemesi mümkün değil. Her kesim bu çürümeden az veya çok payını aldı.

İnsanların kendilerini doğallığında ifade edemedikleri siyasal ortamlar, toplumu ikiyüzlü yapar. Toplumsal ve ahlaki değerlerde kriterler değişir. Çoğunluk şizofren bir toplumsal kişilik gelişir. İnandıkları ile söyledikleri farklılaşır. Bu zaten eğitim siteminden itibaren temelleri olan bir yapısal bozukluktu; postmodern darbede daha da katılaştı, kişilik bölünmesi derinleşti... Postmodern dönemin siyasal yapısına damgasını vuran bu kimyasal bozulma ve şizofren özelliklerin bugüne hiç etkisinin olmadığı söylenemez.

Postmodern darbe başta Refah Partisi çevresi olmak üzere muhafazakar kesimlerde cebrî bir etki yaptı. Önce inandıkları, sorgulamadan, içini doldurmadan yüksek sesle dillendirdikleri, sloganlaştırdıkları cümlelerin gerçekliğinden kuşku duymaya zorlandılar. Zor oyunu bozmuştu; postmodern darbe ilkeleştirdikleri iddialarının geçerliliğinden, dahası doğruluğundan şüphe duymaya başlamalarını sağladı.

Ödünç alınan kavramlarla yeni bir siyaset dili geliştirmeye çalışırken kendi hakikatlerine yabancılaşmaya, iddialarının geçerliliğinden kuşku duymaya başladılar. Her yenilgi eleştiriyi getirmeliydi. Ancak 28 Şubatla gelen yenilginin travmatik etkisi, kendi hakikatine yabancılaşmayı getirdi. Daha açık bir ifade ile özeleştiriden çok bir tür itirafçılık devreye girecekti. Zaten postmodern darbenin toplumun her kesimine yönelik kimyasını bozucu etkisi de buralarda kendini gösteriyordu.

Nitekim özeleştiri yapmak kendisiyle hesaplaşmayı, bedel ödemeyi, kendini yenilemeyi gerektirir. İtirafçılık ise geçmişini inkar ederek muktedirlerin gözüne girmeyi, yani kaybedenlerden olmamayı ilkesel olarak hedefe koyan bir tutumu açık eder. 28 Şubat sonrasında yaşananlara bakıldığında, bu ikilemin en büyük etkisinin postmodern darbenin hedefi olan siyasal ve toplumsal kesimler üzerinde gerçekleştiği çok açıktır. Kaybetmeyi göze alamayanların itirafçılık yapmaları daha kolaydı. Sistem İslamcıları itirafçılığa zorladı.

İslamcılar, iddialarından vazgeçtikleri oranda sistem içinde kendilerine yer açılacağının işaretlerini aldılar. Türk siyasetini her dizayn dönemi, bu tür itirafçılık temelli alan açma örnekleri ile doludur. Söz gelimi 12 Mart'tan beri sol kadrolara "halkçılık iddiası"ndan vaz geçtikleri oranda sistemin merkezinde yer açılmıştır. İrtica ile mücadelenin boy hedefi sayılan değişik cemaatlerin, uysallaştırılmaları oranında, merkeze çekilmeleri gibi.

Ancak postmodern darbe sürecinde toplumsal meşruiyeti tükenen muktedirler, en güçlü göründükleri durumda en büyük zafiyetten malul haldeydiler. Buna rağmen kimi eski İslamcı ve geniş muhafazakar kesim bu durumu kendi zayıflıklarına, daha kötüsü kendi savundukları ilkelerinin zafiyetine vererek itirafta bulundukları ölçüde sistem içinde yer almayı öncelediler.

İslamcılığın da muhafazakarlaşma süreci başlamış oldu. Oysa İslami düşüncenin en büyük alameti farikası sistem karşısında muhalif olabilmesi idi. Bugünün siyasal iktidarının bile geniş halk kesimleri nezdinde hâlâ sistemin egemenleri nezdinde muhalif oldukları algısının meyvelerini devşiriyor olması bu durumun kanıtı olsa gerek.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.