Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Sen nesin Aygız... Alevi mi, Marksist mi, Şamanist mi?

Sen nesin Aygız... Alevi mi, Marksist mi, Şamanist mi?

Bir “tartışma”dır gidiyor... Bir yandan “gazete köşeleri”nde, bir yandan “televizyon ekranları”nda yapılan yorumlarda, “Alevilik”le ilgili öyle sözler sarfediliyor ki, zannedersiniz, “Amerika’yı yeniden keşfediyorlar!”

Oysa, mes’ele basit:
“Alevinin dini İslâmdır,
Kitabı Kur’an-ı Kerim,
Peygamberi de Hz. Muhammed’dir.”
Bu kadar!..
ONLAR KİLİSEYE GİDER!
Bunun dışında kim bir şey söylüyorsa, ya “sinsî bir amacı” vardır ya da “zırcahil”in tekidir.
Maalesef, öyle “zırcahil”ler var ki, milletin gözleri önünde, işkembe-i kübradan sallıyorlar:
“Alevilik İslâm içi bir oluşum değil, ibadet yeri de cami değildir!.. Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin yolu da yolum değildir!.. Bir Ortodoks, hiç Katolik kilisesine gider mi?.. Bir Alevi, Sünnî imamın arkasında ibadet etmez... Ayrıca, Diyanet’in de, Alevilerle ilgili fetva vermesi haddine değildir!”
Peh!.. Peh!.. Peh!..
Bu “gerzek”lere, bu “aptal”lara, bu “ahmak”lara ve “dunkof”lara sormak gerekir;
Ulan; bir “Ortodoks” ile bir “Katolik”, evet “aynı kilise”ye gitmezler... Ama nihayetinde, gittikleri yer “kilise”dir!..
Ortodoks veya Katolik, birbirlerine kızıp da, hiç “cami” veya “sinagog”a gider mi?.. Birbirlerine ne kadar kızarlarsa kızsınlar, “kilise”ye giderler!..
“Aleviyim” diyorsan, “ibadet” için senin gideceğin yer de “cami”dir!..
“Başka bir din”den söz ediyorsan da, “kitap” ve “peygamber”ini göstereceksin!..
CEMEVİNİN MUADİLİ TEKKE!
“Embesil”ler diyor ki;
“Madem Alevilerin ibadet yerinin cami olduğunu söylüyorsunuz, o halde biz de gelelim camide ayin yapalım!”
Oha!.. Ve de çüş!..
O kadar da uzun boylu değil!..
“Yüz verdik Veli’ye
Geldi sıçtı halıya”
Misali, “gelin camide ibadet edin” dediysek, camileri de “cümbüşevi”ne çevirin demedik ki!..
Haa, “dem”lenip “cem” yapacaksanız, “saz” çalıp türkü çığıracaksanız, bunu “cemevi”nde yapabilirsiniz!..
Orada “ayin” de yapabilirsiniz, “tayin” de!..
Tıpkı, “tarikat mensupları”nın, kendi “tekke”lerinde ve “dergâh”larında “zikir” yapıp, “ilâhî” söyledikleri gibi!..
Siz, hiçbir “tarikat grubu”nun “cami”ye gelip de “def” çaldığını, “ilâhî” söylediğini gördünüz mü?..
Onlar, buna nasıl riayet ediyorsa, “zikir” ve “ilâhî”lerini nasıl “tekke” ve “dergâh”larında yapıyorsa, bir “Alevi” de gitsin, ne yapacaksa, “cemevi”nde yapsın!..
İster “türkü” söylesin,
İster “saz” çalsın!..
Ya da;
İster “demlensin”, ister “semah” yapsın!..
Ama, “ibadet” etmek istiyorsa, gelecek “cami”ye, yönelecek “kıble”ye, “namaz”ını da kılacak, “dua”sını da yapacak!..
“Gerçek Alevi” bunu yapar!..
HZ. ALİ’DEN ÖNCE DE ALEVİ!!!
Ama, “Alevilik” maskesi altında “Marksizm savunuculuğu” yapanlar, zaten “din” nedir bilmediklerinden ve “dine kin beslediklerinden” derler ki;
“Biz, Ali’den önce de Aleviydik!”
Çarpıtmayın, doğruyu söyleyin!..
“Hazreti Ali’den önce de Alevi olduğunuzu” söylüyorsanız, “yalan” söylüyorsunuz... Zira, ondan önce ya “Şaman”dınız ya da “Mecusî” veya “Zerdüşt!”
Haa, bunu derseniz, sizi anlarım... Bir “Şamanist” olabilirsiniz, “Mecusî” veya “Zerdüşt” de olabilirsiniz ama bana “Aleviyiz” demeyin!.. Çünkü Alevilik, “Hazreti Ali’den sonra”dır!..
Bunun aksini iddia eden de, “zırcahil”dir veya “maksatlı”dır!..
Sözün özü; “Hz. Ali’den önce de Aleviydik” diyen her kim varsa, bilin ki “palavra” sıkmaktadır!..
Öyle ya, adama sorarlar;
“Madem Hz. Ali’den de önce Aleviydiniz, o zaman söyleyin, her yıl Hacıbektaş’ta yaptığınız törenler neyin nesi?.. Kurduğunuz derneklerin isimleri niye Hacı Bektaş-ı Veli adını taşır?..”
Şu hâle bakın;
Hem “Ali’den önce de Aleviydik” diyorlar, hem de “Yolumuz Hacı Bektaş’ın yoludur” diye slogan atıyorlar.
Ulan embesil, ulan gerizekâlı; senin “yolunda” olduğunu iddia ettiğin o Hacı Bektaş-ı Veli ki, “Makalat” adlı eserinde şöyle der;
“Namaz kıl,
Oruç tut,
Zekât ver.
Gücün yetiyorsa,
Hacca git ve gâzâ et!”
Hacı Bektaş-ı Velî Hazretleri böyle diyecek ama “Alevi” olduğunu zanneden sen; “Biz İslâmdan ayrıyız” diyeceksin!..
Ya da; “Biz Hazreti Ali’nin değil, Hacı Bektaş-ı Velî’nin yolundan gidiyoruz” diyeceksin!..
Zaten diyorsunuz da;
“Hacı Bektaş-ı Veli’dir ulumuz,
Onun yoludur yolumuz.”
O halde soralım;
“Dernek” ve “federasyon”lara isim olan “Hacı Bektaş-ı Velî” kimdir ve insanlara neler tavsiye etmektedir?..
Bir kere; adı üstünde “Hacı”dır!..
Yani, “Hac”ca gitmiş, Kâbe’ye el ve yüz sürmüş, “Allah’ın evi”ni “tavaf” edip, etrafında pervaneler gibi dönmüş...
Gitmiş, Safa ve Merve tepeleri arasında “say” yapmış, orada “Hz. Hacer Validemiz”in çektiği meşakkati hatırlayıp, belki de hüngür hüngür ağlamış!..
Peki, söyleyin Allah aşkına;
Böyle bir “Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri” nerede, “onun yolunda gittiğini” iddia eden “Marksist Aleviler”(!) nerede?..
Bu büyük zat, aynı zamanda “velî” makamına ulaşmış... Evet, “Evliyaullah”tan...
Bir, onun ulaştığı “mertebe”ye bakınız, bir de “Hacı Bektaş-ı Veli’dir ulumuz, onun yoludur yolumuz” diyenlerin gittiği yola bakınız!..
Ya “12 İmam”ın yaşantısı?..
Hele söylesinler; “12 İmam” arasında “saz” çalarak, “semah” yaparak, “dem”lenerek, “türkü” söyleyerek “ibadet” eden bir Allah kulu var mıydı?..
Hepsi bir yana da;
Hz. Ali (ra) “cemevi”nde mi ibadet ederdi, yoksa “cami”de mi?..
Bütün “Sünnî”ler ve “gerçek Aleviler” bilir ki, Hz. Ali, “cami”de ibadet ederdi ve hatta “şehadeti” de, camide “namaz” kılarken uğradığı suikast sonucu olmuştur.
O halde;
Kim, neyi tartışıyor?..
GERÇEK ALEVİ DİYOR Kİ
Daha açık soralım:
“Alevilik, İslâmdan bir parça değil mi?”
O halde, “problem” nerede?..
Ne yani; “Alevi vatandaşlarımızın evleri”nde “Kur’an-ı Kerim”den başka bir “kitap” mı okunuyor?..
“Namaz”dan başka bir “ibadet” şekli mi var?.. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), aynı zamanda “Alevilerin de peygamberi” değil mi?..
Söyleyin Marksist Alevi(!)ler;
Alevi vatandaşlarımızın “kıble”si, “Kâbe”den farklı bir yönde midir?..
“İbadet”lerinde, “kıyam, rükû ve secde” yok mudur?..
Eğer “Hayır” diyorsanız, söyler misiniz bana; sizin “Alevilik” dediğiniz, “hangi İslâm”dır?!?
Bu yaptığınız; “kamplaşma”ya ve “ayrışma”ya açılan bir kapı veya “bölücülük fitili”ni ateşlemeye yönelik bir girişim değilse, nedir?..
İsterseniz, “soru”ları burada kesip, “bir Alevi önderi”ne bırakalım sözü!..
Efendim, tarih 29 Aralık 2005 Çarşamba... O gün, İşçi Partisi’ne yakınlığı ile bilinen Ulusal Kanal’da “Alevilik” üzerine bir tartışma programı vardı...
“Sunucu”nun; “Alevilik İslâmdan ayrı bir din midir?” şeklindeki sorusuna, Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu eski Başkanı Sinan Erbektaş, şöyle cevap veriyordu:
“Alevilik, İslâmdan ayrı ne bir dindir, ne de bir tarikat... Sünnilikten cüz’i farklarla ayrılan İslâmın bir yorumudur... Bizim dinimiz İslâm, kitabımız Kur’an, peygamberimiz Hazreti Muhammed’dir...
Maalesef Alevi kesim çok okumamıştır... Okuyup meseleleri yorumlama yerine, bazı sapık fikirliler tarafından yanlış yönlendirilmektedir... Geçmişte ard niyetli kişiler tarafından komünizme yönlendirilmeye çalışıldı, komünizm bitince de ‘İslâm dışı bir din’ safsatasına kanalize edilmek isteniyor!..
(...)
Cemevlerini camiye alternatif göstermek de bariz bir hatadır... Cemevleri, ilk defa hangi tarihte kurulmuştur, söylesinler bakalım...
Cemevleri ibadet yeri değil, kültür mahfilleridir...
Bunu aklımızdan çıkarmamalıyız...
‘Ali’siz Alevilik’ dediler, tutmadı... Bu sefer de ‘İslâm dışı bir Alevilik’ soktular gündeme!..
Dedelik müessesesinde, dedenin Evlâd-ı Resûl olması şarttır... Ayrı bir din olsa, buna ne gerek var?.. Amma son zamanlarda kurallara pek riayet edilmemekte, bazı kişiler menşeine bakmadan dedelik postuna oturtulmaktadır!!!
Hacı Bektaş Veli’ye dahi ‘ırkçı-ajan’ iftiraları atılmaktadır, belli kişiler tarafından... Allah’tan uzaklaş, Peygamber’i kabul etme... Hacı Bektaş Veli’yi iftiralarla itham et... Hazreti Ali’siz Alevilik ara..
Olur mu hiç?..
Peki kim bunlar?..
Dün Sovyetler hesabına çalışıp, menfaat sağlayanlar... Bugün de, Batı lehine zihinleri ifsat etmeye çalışanlar...”
HZ. ALİ, İBADETİNİ “CAMİ”DE YAPARDI!
Evet, 29 Aralık 2005’te, Sinan Erbektaş, bunları söylüyordu... Peki, bugün “cem”ciler ve “dem”ciler ne diyor?..
Diyorlar ki;
“Alevi çocukların din dersinde Sünni İslâmı öğrenmesi, aile yaşantılarında sorunlara yol açıyor. Okuldaki eğitimle, aile içindeki uygulamalar arasında farklılık yaşanıyor.”
Aynı soruyu, tekrar soracağım;
“Alevilik, İslâmdan ayrı bir din midir ki; okulda öğretilenle evdeki uygulama arasında farklılıklar olsun?!?”
Olay, “Hz. Ali’yi (ra) sevmek” ise; Türkiye’de ve elbette dünyada, “Müslümanım” diyen herkes “Alevi”dir... Çünkü, Hz. Ali (ra), Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) “damadı, yakın arkadaşı, can yoldaşı” ve aynı zamanda “Bütün Müslümanların Halifesi” idi...
O Hazreti Ali (ra) ki;
“Namaz, dinin direğidir” düsturundan milim sapmamış ve hatta “Mekkeli müşrikler”le Hudeybiye’de yapılan “anlaşma” esnasında; müşrikler, “Resulullah Muhammed” yazılmasına karşı çıkıp, bu ifadenin “silinmesini” istediklerinde, ilk karşı çıkanlardan biri Hz. Ali (ra) olmuş ve şöyle demişti: “Yemin olsun ki; ben, Resulullah lâfzını silmem!”
Evet, silmemişti...
O ifadeyi, “strateji gereği” silen ve yerine “Abdullah oğlu Muhammed” yazan, Peygamberimiz (sav) olmuştu...
Uzun lâfın kısası;
Hz. Ali (ra), işte böyle bir “aşk”la bağlıydı Peygamber Efendimiz’e...
Peki, o halde; “Marksist Aleviler”(!)in derdi ne?..
Dertleri, yine “Ali’siz Alevilik” çukuruna yuvarlanmak mı?..
Eğer öyleyse, kendilerine, “Alevilik”ten başka, “yeni bir inanç adı” bulmalarını tavsiye ederim!..
Çünkü, “Alevilik” dendi mi; benim aklıma, “Hz. Ali sevgisi”nden başka bir şey gelmiyor!..
Dediğim gibi, Hz. Ali (ra) de; “Namaz, dinin direğidir” düsturuna sıkı sıkıya bağlıydı!.. Bazı “Alevi geçinenler”in yaptığı gibi, “saz, tambur, gitar, ney ve mey ile ibadet” etmezdi!..
Haa, kimse “namaz kılmak” zorunda değil!.. Hiç kimseyi de, ensesine “dipçik” dayayıp “namaz kılmaya zorlamak” haddimiz değil!.. Ama birader, “Hz. Ali” ismini kullanıp da; “cemevleri”nde “saz, türkü, dem ve semah” eşliğinde yapılan şeyin “ibadet” olduğunu yutturmaya da kimsenin hakkı yok!..
Herkes haddini bilsin!..
Ve de bilerek konuşsun!..
“Herbokolog”lara karnımız tok.



Kim öptüye gitmek!

“Suriye tarafından düşürüldüğü” söylenen keşif uçağımızın, “uçaksavar”la mı, “füze” ile mi düşürüldüğünü tartışırken, Genelkurmay’ın açıklamasından sonra, bambaşka bir şey tartışıyoruz: “Düştü mü, düşürüldü mü?” “Düşürüldü” ise dahi, “füze ile düşürülmediği” kesin gibi... Belki de, “ateşten kaçarken” kendi kendine düştü!..
Gazeteler, bu ihtimalleri sıralarken, kimi “Bu uçağı kim vurdu?” diye sordu, kimi de “Kim vurduya gitti” diye başlık attı...
Derken, internete “asker fıkraları” düşmeye başladı... Meselâ, şu fıkra pek revaçta:
Bir Yüzbaşı ile emir eri bir trende yolculuk ediyorlar... Aynı kompartmanda çok alımlı bir kız ile annesi de var... Başka kimse yok... Bu iki grup birbirlerini tanımasa da yolculuk sırasında tanışırız diye çok yakın oturmuşlar.
Derken, tren bir tünele giriyor, ortalık kararıyor. Bir öpücük sesi ve ardından şırraaak diye patlayan çok şiddetli bir şamar sesi duyuluyor.
Tren tünelden çıkıyor.
Herkes şaşkın, ne oldu diye birbirinin yüzüne bakıyor.
Genç kız düşünüyor: Benim yerime annemi öperlerse, işte böyle şamarı yerler.. Kızın annesi düşünüyor: Helal benim kıza, öpüldü ama, hemen şamarı yapıştırdı..
Yüzbaşı düşünüyor: Ulan asker kızı öptü, şamarı ben yedim...
Asker gülümsüyor: İntikamımı aldım... Havaya bir öpücük, yüzbaşıya bir şamar!!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi