13 Aralık 2017 Çarşamba24 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:40Güneş 08:13Öğle 13:05İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 7°C Adana
    • 4°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • -10°C Ağrı
    • 1°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • -1°C Artvin
    • 10°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 109.050 -0.10
  • Altın: 153,876 0.39
  • Dolar: 3,8375 0.53
  • Euro: 4,5051 0.00

'Medya-Ramazan'ları

Akif Emre

Her Ramazan ayında bir medya klasiği yaşanır. İtina ile seçilmiş örnekleme yöntemi ile seçilen en uç ve aykırı tip, davranış ve söylemler abartılır, genelleştirilir. Bu toplumun dini tutumuna dair gizliden gizliye istihza içeren, inancında kuşku gedikleri açılmaya çalışılır. Bu tür yayınların inanmışlar üzerinde doğrudan etkisi olmaz. Kimse bu yayınlara bakarak dininden vazgeçmez. Ancak bu yayınlar Türkiye'deki dinle ilgili genel kanaati, resmi söylemi teslim alır

Medya üzerinden ramazanlara kuşku ve istihza külü serpmeyi ısrarlı ve bilinçli şekilde sürdürülür. Orucunu yediği için linç edilenlerle ilgili haberlerde olduğu gibi dini hayatın modern hayat karşısında ne kadar iğreti, saçma, kaba, biçimsiz kaldığını ima eden tartışmalar her daim yedekte tutulur. Alimin olmadığı bir ortamda bol miktarda ilahiyatçı- akademisyenin medyada sahne alma tutkusu bu tartışmalara malzeme taşır. Denize girmekle yahut sakız çiğnemekle oruç bozulur mu türünden klişe ve bir o kadar da saygısız ve seviyesiz konu başlıkları üzerinden bu topraklarda Müslümanlık ötekileştirilir, Müslüman halk da psikolojik olarak kendilerine biçilen bu konumu benimsemeye zorlanır.

Modern tercihlerin, seküler normların temel alındığı bu dil, zaten egemen olduğu alanı daha da genişleterek, kendi özgürlüğünü dini olanın aleyhine işletebilmeyi meşru gören bir paradigmadan hareket eder. Bizdeki süreç bunun fiili sonuçlarından daha öte bir durum olarak dini hem fiziki olarak hem vicdanlarda mahkum etmeye, itibarsızlaştırmaya yönelik bilinçli bir kampanyadır. Son yüz yıllık süreçte medyanın din ve Müslümanlıkla kurduğu ilişkiyi inceleyecek olursak ortak ve süreklilik gösteren bu dili her dönem görebiliriz.

Bu tartışmaların yıllar yıllı ufkumuzda karartan bir sis perdesi oluşturduğunu, gelenekle, dini hayatla ilişki kurmakta zorlanan yeni nesillerin din algısını önemli ölçüde etkilediği ve bizatihi bu sonucu almak için 'medya ramazanı'nın icat edildiği söylenebilir.

Mahcup, ürkek, ruhsuz bir din dilini temsil eden "görevliler"se bu yoğun baskının altında açıkça haramlardan bahsedemeyen, kötülüğü men etmede dinin emrini açıklamaktan korkan kekremsi bir dil kullanır. Bu şekilde din camiye değil, eve hapsedilir, kamusal alanın sekülerize edilmesi, steril hale getirilmesi dipçik zoruna gerek kalmadan halledilmiş olur/du.

Bu ramazanda daha farklı bir dilin yerleşmekte olduğunu fark ettim. Bu yeni dil, dini gibi görünmekle birlikte din dili değil. Tıpkı anglo-sakson laiklik modeli gibi Anglosakson muhafazakarlık modelini üretecek bir dil gelişti.

Yeni dönem toplumun muhafazakarlaştırılması üzerinden yürüyen bir dindarlaşmaya dönüştü. Bu muhafazakarlık değerlerin özünü koruma anlamında bir muhafazadan çok şekilci, statükoyu ima eden (conservative) anlamda bir muhafazakarlaşma denebilir.

Yeni Türk/iye modeli laikliği jakobenlikten arındırıp hayatın tüm alanlarının sekülerleşmesi, profanlaşması anlamında bir modeli esas aldığı gibi dinle ilişkisi hayatın tümünde görünür gibi görünen gerçekte içeriği boşaltılmış bir dinle beraber yaşama, dolayısıyla modern –seküler modelin ömrünü biraz daha uzatmaya yönelik formülasyona dönüşecekti. Nitekim görsel ve yazılı medyanın özellikle ramazanda sergilediği performans tam da bu duruma denk düşüyor.

Anglosakson muhafazakarlık, geleneğin fetiş haline getirildiği, içi boşaltılmış, hayatı doğrudan etkilemeyen, modernlikle barışık ve en önemlisi kendini dindar sayan bir tür sekülerlik modelini çağrıştırıyor.

Türkiye'de bir yönüyle bakıldığında geleneğin kültürel anlamda daha görünür olduğu, dinİ olduğu varsayılan kimi tutum ve davranışların sembolik düzeyde yaygınlaştığı bir genel iklime doğru yol alıyor. Buna paralel olarak kendini dinle ilişkilendiren kişi ve temsillerin sekülerleştiği gözlemleniyor. İslam'ın Protestanlaştırılması, dinin bireyselleşmesi, herkesin kendine göre bir din icat ettiği süreçtir aslında, yaygınlaştığı söylenen dini hayat.

Üstelik "dindarlık" genel kabul gören, modern hayatın farklı alanlarında meşrulaşırken, dindarlık tanımı tıpkı din tanımı gibi içeriği boşaltılarak dini oalna yapıştırılıyor. Dini prensiplerin hayatın temel tercihlerini etkilemediği, ibadet ve uygulamaların gündelik hayatında yeri olmadığı halde kendini dindar sayan ama seküler bir zihniyetle hayata bakan bireylerden oluşan muhafazakarlık türü...

Çok daha başarılı görünüyor. Şimdilik.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.